SORULAR SORULAR

Son günlerin malum konusu covid ve aşı. 

Bilen bilmeyen,  bilmediğini bilen  ve bildiğini bilmeyen nerede ise herkes allame. Konuş baba konuş. Millet olarak bilmiyorum kelimesini pek sevmediğimizden olsa gerek her kafadan çıkan avazların oluşturduğu cümbüşün hangi ucundan tutuyorsak oradan atıp tutuyoruz.

Kimsede demiyor ki, ben bilmem. Herkes antijen antikor ve mutasyon uzmanı oldu.

Durum böyle olunca hastalarımız ve şahsıma güven duyan dostlarımız bu ucubenin neresi doğru sorusu ile bendenizden bilgi talep edince özet halinde tahminlerimi sizlerle paylaşayım dedim.

Tahmin diyorum bilinçli olarak.

Çünkü covid ve aşı mevzuunda bilim camiasının bildiklerinin aysbergin görünen kısmı ile sınırlı olduğunu düşünerek,  derununda olanlarına vakıf olunmadığı için tahmin diyor ve kesin konuşmamaya  , yazmamaya özen gösteriyorum.

Hekimlik mesleğine ilk adımı attığım yıllarda kullandığımız tedavi protokollerinin çoğuna bugün gülüp geçiyoruz. O yılların teşhis metotları içinde bir şey hariç  aynı şey söylenebilir. O şey hastayı dinlemek ve hastalık hikayesi olarak kabul edilen anemnez.

Anemnez geçmişte  çok geçerli bir teşhis yöntemi iken,  bugün  dün kadar değerli olmasına rağmen ihmal edilen bir değer. Bu ihmalin bedelini meslektaşlarımız aslında ödeyerek anlıyorlar ancak  hastalarımıza bu gerçekliği anlatmak kolay olmadığı için tetkik ve tahlillerle sadece görünenler üzerinden tedavi protokolleri oluşturmamız başarılı olmamızı çoğunlukla gölgeliyor.

Şimdi bu ön bilgilendirmeden sonra gelelim saadete.

Evet aşı meselesi yılbaşından sonra gündemi  daha çok meşgul edecek .  Çok kafa göz yaracak.

Covid ve aşı  ile ilgili soru soran hastalarıma ve dostlarıma söylediklerimi tekrarlamak istiyorum. Tekrar bazen sıkıcı olsa da ettekraru ahsen velevkane yüzseksen darbı meselinde olduğu gibi faydasıda olabilir.

Sıram geldiğinde gönül rahatlığı ile aşımı yaptıracağım inşaallah.

Sebebini şöyle özetlemek istiyorum.

Her bir hücremizin içerisinde  tankı, topu, füzesi İHA  ve SİHA sı  ve tam teçhizli askeri ile mükemmel bir  savunma ordusu mevcut. Bildiğimiz ordu mantığı ile çalışır. Gece gündüz tatil yapmadan çalışan bu sistemi anlatacak değilim. Ancak nasıl ki ülkelerin savunma sistemi zaman zaman veya ihtiyaç duyulduğunda tatbikat yapıyorsa aynı şekilde bünyemizi koruyacak sistemde de tatbikatlar yapar hatta bu tatbikatlar bazen bünyemize zararda verebilir.

Daha iyi anlaşılsın diye basit bir örnekle meramımı aktarayım. Elimize veya ayağımıza bir diken battığında yaşadıklarımızı  hatırlayalım. Dikenin battığı  yer kızarır,  ateşlenir  , şişer ve ağrı yaparak bizi rahatsız eder. Böyle bir durumda dikenin battığı yerde görülen kızarma, şişme ve hissedilen ağrının sebebi o bölgeye hücum eden savunma ordumuzun faaliyetleri.

Hücrelerimizde hazır bekleyen savunma ordumuz kan ve beyaz kan yolunu kullanarak olay yerine intikal ederek düşmana karşı verdiği mücadelede başarılı olursa birkaç gün içerisinde yaşadığımız nahoş durumdan kurtuluruz.

Başarısız olursa sonuç alıncaya kadar bu mücadele günlerce haftalarca devam eder. Ölümcül de olabilir

Aşıya bu gözle bakalım.

Canlı (atenüe)  veya cansız aşı (inaktif)  yaptırdığımızda  yukarda özetlediğim mücadelenin hemen hemen aynısı ile bünyemizde bir savaş olur ve bu savaştan galip çıkıldığında virüsün bir dahaki saldırısına karşı hassaslaşan askerler  herhangi bir  benzer saldırıyı püskürterek bünyemizi koruma altına alır.

Aşıya düşman askeri veya bizim dilimizde antijen,  hücremizde bu virüse karşı  üretilen koruyucu askerlere ise antikor diyoruz.  

Antijen ve antikor bu iki kelime çok ama çok önemli.

Aşı ile ilgili aysbergin görünen kısmi şimdilik bu kadar.

Aysbergin görünmeyen kısmını hala bugün çözebilmiş değiliz .Virüsle mücadele edecek bakterilere  karşı kullandığımız  antibiyotikler gibi güçlü bir silahımızda bugün için yok. Bağışıklık sistemini güçlü tutacak tavsiyeler çok fazla gibi görülse de  etkinliği konusunda açmazlarımız  var. Ne kadar süre koruyucu olacakları meselesi de  başka bir tartışma konusu 

Bu gerçekliklerden yola çıkarak maske mesafe ve hijyen kuralları ile virüse karşı korunmayı  tekrarlayıp duruyoruz.

Aşılama işte bu yönden  bir umut olduğu için aşı olmakta  fayda var ve dostlarıma hastalarıma tereddüt etmeden yaptırmalıyız diyorum.

Yeni normalimizin daha uzun süre  kalıcı olacağını artık kabul edelim. Edelim ki, sağdan soldan gelen kirli bilgiler kafaları karıştırmasın.

Her kafadan bir avaza itibar ederek yaşamayı tercih etmek sadece beden sağlığımızı değil ruh sağlığımızı da bozabilir.

Önümüzdeki yılın virüs belasından bir nebze de olsa kurtulduğumuz bir yıl olması dilek ve temennisi ile sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Bugünlük de bu kadar.

Kalın sağlıcakla.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar