Kahramanmaraş’ta Değişim isteniliyor mu?

Kahramanmaraş’ın son otuz yılına baktığımızda, toplumda sosyal ve siyasal anlamda bir arayışın olmadığını rahatlıkla gözlemleyebilir ve bu iddiamızı sürdürebiliriz.

Siyasal olarak baktığımızda; 1989 yılından bu yana aynı siyasi düşünceye hakim partiler Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanmışlardır.

Kahramanmaraş’ta son otuz yılda imar stratejisi uygulanmamış, rant odaklı tadilat projeleriyle gün kotarılmış, yeşil alanlar ve sosyal tesis alanları ticari alanlara dönüştürülmüş ve sonunda da bir imtiyazlıya satışı gerçekleştirilmiştir.

Bu imar talanı sonunda, kent merkezinde okul yeri, otopark yeri, ibadethane yeri, yeşil alan ve park yeri kalmamıştır.

Bu gün Kahramanmaraş kent merkezinde öğrenciler 40-50 kişilik sınıflarda ders görüyorlarsa bunun sorumluları öngörüsüz Belediye başkanları ve Meclis üyeleridir.

Bu denli yağmanın yaşandığı bir şehirde insanlar değişim yönünde bir arzu ve istek sahibi değillerse de bunun sosyolojik olarak incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

**

Elbistan ilçemizde toplu taşıma araçları gecenin 24.00’üne kadar çalışırken Kahramanmaraş’ta merkezde saat 20.00’den sonra hayat durmaktadır.

İnsanların çaresizlikten evlerine kapanmaya mecbur olduğu kentler vardır. Özellikle kış aylarında havanın soğuk olduğu şehirlerde bile bu kadar evlere mahkumiyetin olduğu başka bir kent olduğunu sanmıyorum.

Lokantaların daha akşam olmadan kapandığı, şehirde bir iki paça satan yerlerin dışında neredeyse hayatın durduğu bir şehirde, sosyal olmanın mümkün olmayacağını ifade etmeye çalışıyorum.

**

Tamam aynı düşünce ile siyaset yapılan başka kentlere baktığımızda bizdeki gibi bir ucube durum ortaya çıkmıyor.

Türkiye’nin dört bir yanını gezen ve gözlemleyen biri olarak, bu şehirde yaşayan insanların üzerine ölü toprağı ekildiğini söyleyebilirim.

Bireysel bencilliğin zirve yaptığı bu kentte, “ben” odaklı konuşmalar, bireysel menfaatçiliğin bütün değerlerin üstüne çıkması gelecek adına büyük tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır.

Mahalle baskısının çok ağır hissedildiği insanların kendisi için değil de başkaları için yaşadığı, göreceli Müslümanlığın hakim olduğu, Allah korkusu değilde toplum baskısının daha ön planda görüldüğü bu şehirde insanların kendi kendini sorgulaması ve vicdanlarının sesini dinleme vakti gelmedi mi?

**

Böylesi kokuşmuşluğun hakim olduğu cemaatlerde, şehirlerde ve kasabalarda insanlar umutsuz ve gelecekten beklentisiz bir hayat sürmek zorunda kalırlar.

Bu gün İl Genelinde gayrı safi milli hasıla rakamlarına baktığımızda Kahramanmaraş üst gelir düzeyinde yer almasına rağmen, hakça paylaşım, refahın genele yayılımı noktasında sınıfta kalmış bir kent olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fabrikalarda çalışan insanlara verilen maaşların yetersizliği, fabrikalarda insanların çalışmak istememesi iyice araştırılması gereken bir sosyal sorun olarak çıkıyor karşımıza.

870 fabrikanın var olduğu, 110 bin sigortalı olduğu yazılıp çizilmektedir.

Türkiye’de ilk 500’de yer alan şirketlerin bulunduğu bu şehirde, patronlar sosyal içerikli bütçe yapmamaktadırlar.

Bu gelecekte ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Fabrikalarda çalışan insanların sendika üyesi olmasına izin verilmemektedir.

Sendikalara üye olmak isteyenler işten çıkartılmaktadır. Fabrika çalışanı asgari ücrete mahkum edilmektedirler.

Bu durum gelecek adına tehlike işareti vermektedir. İş dünyasının, patronların bu sosyal olaya bir çözüm bulmaları gerekiyor.

Çakılacak ufak bir kıvılcım ciddi sorunlar getirecektir.

**

Topluma dayatılan mahalle baskısı, çalışma hayatındaki vahşi kapitalizm ve din simsarlığının alabildiğine yaşandığı bir şehirde doğal olarak yenileşme çok ağır olmaktadır.

Üzülerek ifade etmek gerekirse, her geçen gün daha kötüleşen bir sosyal yaşam, hayatın ağır koşulları, halkın umutsuzluğu, milletin birbirini sevmemesi, hoşgörünün giderek azalması, boşanmaların artması, eğitimde istenilen kalitenin sağlanamaması gelecek adına şimdiden tehlike çanlarının çalmasına sebep olmaktadır.

**

Böylesi ağır koşulların yaşandığı kentte insanlar afyonlaşmış bir durumda hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu nereye kadar devam edebilir?

Siyaset ve iş dünyası; bir süre önce yaşanan “Suriyelilerin bahane edilerek yapılan sosyal tepkiden” ders alınmamış olduğunu üzülerek görmekteyim.

O gün bu olay kontrol altına alındı. Yarın buna benzer olayların çıkmayacağının garantisini kim verebilir?

Devlet, siyasetçi ve İş Dünyası bu konuda bir adım atmalı, fabrika sahipleri ülke koşullarına uygun maaş vermelidir.

Tehlike geliyorum diyor!....

Önceki ve Sonraki Yazılar