EŞSİZ YER ‘’HALFETİ’’

Tatil günlerinin yavaş yavaş bittiği şu günlerde okulların da açılmasıyla birçok aile sezonu kapattı. Nedense tatil dendiğinde daha çok deniz, kum, güneş akla gelir hemen. Oysa benim için kültür gezilerine katılmak ve ülkemde görmediğim yerleri görmek en güzel tatildir.

O kadar çok seviyorum ki memleketimi, her gittiğim yerde yüreğimi bırakıp dönüyorum ve oralara bir kez daha gitmek istiyorum. Ne kadar güzel bir ülkeye sahibiz ve ne kadar şanslıyız ki böylesine güzel memlekette yaşıyoruz.

Yine gittiğim bu gezilerde beni en çok etkileyen yerlerden biriydi Halfeti. Hani bir roman okurken ya da bir fotoğrafa bakarken kendinizi kaptırır, onların içindeymiş gibi hissedersiniz ya, Halfeti’de de insan baktığı resme girmiş gibi hissediyor. O kadar yalnız, o kadar güzel ve o kadar hüzünlü ki…

Halfeti, Şanlıurfa’ya bağlı ama aslında Gaziantep’e çok daha yakın. Gaziantep’ten arabayla 1- 1,5 saatte ulaşılabiliyor. Önce yeni Halfeti’den geçiyorsunuz. Biraz daha devam edince sonsuz görünümlü vadilerin arasından ilerleyip bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Fırat nehri kenarındaki Halfeti’yi önce tepeden görecek, manzaraya hayran kalarak oradan aşağıya ineceksiniz.

Halfeti, tarih boyunca farklı devletlerin, kültürlerin himayesi altına girmiş. 2000’de Birecik Barajının açılmasıyla birlikte Halfeti topraklarının 5’te 1’i sular altında kalmış. Birçok ev ve mahallelerin sular altında kaldığı bir yere dönüşmüş.

Etrafı biraz inceledikten sonra orada bulunan gezi teknelerinin birisine biniyoruz, birkaç sene öncesine kadar suyun üzerinde olan evlerin altınızda kaldığını bilmek çok tuhaf. Tur boyunca ilginç yapıdaki mağara evleri, Rumkale’yi, sadece minaresi suyun üstünde kalan camiyi hayretler içerisinde görebiliyorsunuz. O kadar büyülenmiştim ki her anın tadını çıkarıyor, gözden hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaya gayret ediyordum. Teknenin sahibi bize tüm detayları anlatmaya çalışıyordu.

Bir yerde çay molası verdikten sonra dönüşe geçiyoruz. Farklı yöndeki mağaraları da seyrederek kıyıya doğru yanaştık. Gezimizin sonunda iki kıyıyı birbirine bağlayan, ince, uzun, yürürken sallanan tahta köprüden geçerek eski Halfeti’yi gezip oradan dönüşe geçtik.

Evet, ben Halfeti’den çok etkilenerek ayrıldım. Sanırım hüzünlü hikayesiydi etkileyen. Bindiğimiz teknenin sahibi bahçelerini, evlerini, camilerini, okullarını ve hatta mezarlarını nasıl sulara teslim ettiklerini anlatırken hisleri gözlerinden okunuyordu. İsyan etmeyi bir kenara bırakıp olanları kabullenip hayatlarını bu şekilde yaşamaya başlamışlar.

Ülkemizin cennetten bir köşesi olan Halfeti gerçekten görülmeye değer. Bence orası ne anlatılır ne yazılır; sadece gezilir, görülür ve yaşanılır.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar