1. YAZARLAR

  2. Metin Acıpayam

  3. Celalettin Kurt’la Eğitimde Çocukların İnşası Üzerine Konuşmalar-1-
Metin Acıpayam

Metin Acıpayam

Yazarın Tüm Yazıları >

Celalettin Kurt’la Eğitimde Çocukların İnşası Üzerine Konuşmalar-1-

 

Metin Acıpayam: Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar şu sözü söylemişlerdir: “Müslüman çocuklar, Batıdaki prenslerden daha asildir”. Bu bilgiler ışığında “ideal (olması gereken) pedagoji” hakkında ne söylersiniz?

Celalettin Kurt: Işık her ne kadar ilim, bilim, yerleşik medeniyet açısından Batıdan doğuyor gibi görünse de manevî duyguların neşv-ü nemâ bulduğu coğrafya her zaman Doğu olmuştur. Her dâim mukaddes bir dînin öğretileriyle dem tutan Doğunun çocuğu, kitab-ı mukaddesten aldığı öğretilerle bahsettiğiniz asaleti her zaman muhafaza etmiştir. Ki Batı, Ortaçağ karanlığının karanlıkları içinde ilimden, bilimden, sanayiden hatta ahlâktan yoksun mezhep savaşlarında birbirlerini kırarlarken, bitirirlerken, Doğu ilimde, bilimde, ahlâkta, adalette tam bir aydınlığın içindeydi... Ne zaman Batı ihtilaflı, ayrılıkçı düşüncelerin kendilerini geriye, kalkınmamaya, cehalete götürdüğünü anladığında sanayi devrimiyle ortaya bir proje koydu ve bir plan, program doğrultusunda yaptığı devrimle kalkınmasını sağladı...

Bugün İslâm âlemi Batının yaklaşık beş asır önce düştüğü Ortaçağ karanlığının içine kendisi düştü... Bir zamanlar Batı âlemi mezhep savaşlarında birbirlerini kırıp geçirirlerken, aynı ahvâl bugün İslâm topraklarında dem tutmaya başladı... Bu kötü hâlden çıkışın çaresi elbette; İbn-i Haldun'un bahsettiği yerleşik medeniyet tasavvurunun hadari yapısına yaklaşmak, yerleşik medeniyetin normlarına ermektir. Doğunun asil doğan çocuklarına yerleşik medeniyetin gerçek normlarını öğretemezsek, hadari yapı içinde ilim, bilim, kültür, sanat dokularını üzerlerine bir gömlek olarak giydiremezsek, Doğu toplumu ve çocukları olarak hâlâ ihtilafın, geriye gidişin, ilerleyememenin çemberinde kalmamız mukadder olacaktır. Şu an ülkemiz başta olmak üzere, başta ülkemiz ve diğer İslâm ülkelerinde de ötelere, öteler ötesine adımlar atacak planlar, programlar, projeler yoktur. Bunlar olmadığı sürece nesillere ruh vermenin mümkünatı olmayacak, yarın ki Türkiye’yi, yarın ki İslâm coğrafyasını oluşturmamız çok zor olacaktır.

İslâm âlemi ve doğunun çocuklarına sunulacak en ideal pedagoji, plan, program, proje; geçmişle geleceğin buluştuğu bir köprü inşa etmek, çocuklarımızı o köprüde buluşturmaktır. Aklın ve bilginin her zaman önde geldiği, akılla gönlün her zaman bir arada dem tuttuğu bir anlayış çocuklarımıza sunulacak en doğru yol olmalıdır. Ne tam bir gelenekçi düşünce ne de tamamen pozitivist anlayış çare değildir. Hadari (modern) yapıyı oluşturmak; İslâm’ın özünde neşv-ü nemâ bulan sevgi, barış, hoşgörü, dostluk, kardeşlik duygularıyla istişareli, atılımcı, aksiyoner düşüncelerle yarınlara köprüler kurmaktır. Mistik, atalet dolu düşüncelerden uzakta çocuklarımızı güven ve sorumluluk dairesinde yetiştirdiğimizde ülkemiz çok kısa zamanda üstündeki kara bulutları dağıtacak, diğer doğu toplumlarına da örnek olacaktır.

Metin Acıpayam: Osmanlı’yı kuran kitap olarak bilinen meşhur Garipname’de, Âşık Paşa on dosttan bahseder. Bu “on dost” cemiyetin hayatını madden ve manen inşâ etmeye memur olan rehberlerdir. Bunlar sırasıyla; Allah-u Teâlâ, Peygamberimiz (s.a.v), dört mezhep imamı, veliler, âlimler, mürşidi kâmil, arkadaş, anne baba, usta ve devlet başkanıdır. Konuyu fazla dağıtmadan mevzumuza gelelim. Çocuklarımızın zihni ve ruhi dünyaları şekillenirken anne babanın tesiri ne ölçüdedir?

Celalettin Kurt: Âşık Paşa Garip Name’sinde beyitler hâlinde topluma ve insanlığa sunulan özdeyişler her ne kadar İslâm toplumları için söylenmiş görünse de evrenseldir de ayrıca... Fakat Âşık Paşa Garip Name’sinde mesajlar, ağırlıklı olarak İslâm toplumları üstünedir. "Kanaat, doğruluk, sadakat, marifet, hakikat, şeriat, irfan, ibadet, fazilet" gibi beyitlerde işlenilen konuların büyük bir kısmı Anadolu'dan çıkıp cihan şümullüye da erişir.

Sorduğunuz soruda anne ve babanın eğitim konusunda etkilerine gelince; öncelikle ebeveynlerin çocuklarının zihnî ve ruhî dünyalarına girebilmeleri, etki edebilmeleri için kendilerinin önceden bir etkide kalmaları gerekir. Zihin ve ruh dünyalarına iyi bir beslenme kaynağı bulamayan ebeveynler evlâd-ı ayallarına boş bir idrâkle ne sunabilirler ki!... Kendilerine geçmişin imbiğinden süzülen değerleri ruhlarına, zihinlerine indiren ebeveynler, çocuklarına yüreklerinden bu değerleri ancak şırınga edebilirler. Her ne kadar genel bir söz olsa da: “âlimden zâlim doğar, zâlimden âlim doğar" diye ama bu hâller çok istisna hallerdir. İdrâkleri ilim, irfan, ümranla dolu ebeveynlerin evlâd-ı ayallarına sunacakları şeyler, mutlaka bu minval üstüne olacaktır.

Eğitim dünyamızın çocuklarımıza ilk mektebi aslında anne ve baba idrakleridir. Nesillerin ilk ve kalıcı olan dersleri evlerinde aldıkları gerek nazarî, gerekse davranış biçimindeki derslerdir. Nesiller ilk olarak ailede aldıkları bilgiler ve davranış biçimleriyle okullara giderler. Ebeveynlerin verdikleri ilk dersler her zaman okul hayatına bir ön hazırlıktır. Bu ön hazırlığı evlerinde sağlayan ebeveynler hem çocuklarını ruh ve zihin olarak yarınlara iyi hazırlamış olurlar hem de bu çabaları okul hayatında öğretmenlere çok büyük bir kolaylık olur. Yani zihni dolu, davranışı düzgün bir öğrenciyi eğitmede öğretmen zorluk çekmez... Bu yüzden nesillerin ruhuna inmek, nesiller ruhunu oluşturmak, buradan yarın ki Türkiye'yi inşa etmek elbette ki anne ve babayla başlar. Misâlen benim annem bana; "pisin yanında gezersen pis, misin yanında gezersen mis kokarsın" derdi... Mizan belli; terâzinin bir yanında mis koku, diğer kefesinde pis koku!... İyi bir aile uyumunda çocuk, misler gibi kokmaya başlar, yarınları da misler gibi kokutmayı başarır.

Önceki ve Sonraki Yazılar