Prof. Dr. Ahmet Kıymaz

Prof. Dr. Ahmet Kıymaz

BAAS PARTİSİ – İNSANÎ YARDIM KORİDORU VE SURİYE

 

 

BAAS PARTİSİ – İNSANÎ YARDIM KORİDORU VE SURİYE [1]

 

Son dönem Suriyesi’ni ele alırken BAAS PARTİSİ’ni,[2] ideolojisini, ideologlarını ve faaliyetlerini de incelemekle başlamak, doğru bir hareket olacaktır. Bu nedenle, Baas Partisi hakkındaki düşüncelerimizi şöyle özetleyebiliriz:

***

BAAS, Arapların tek sosyalist devlette birleşmesini amaçlayan partidir.[3] Partinin resmen kuruluşu ise, 1953'te Mişel EFLAK'ın ARAP DİRİLİŞ PARTİSİ ile Ekrem HAVRANİ'nin ARAP SOSYALİST PARTİSİ'nin birleşmesiyle gerçekleşti[4] İdeologları farklı dinden ve mezhepten üç yakın arkadaştır.[5]

  • 1910 doğumlu Mişel EFLÂK,
  • 1912 doğumlu Salâh (Salahaddin) BİTAR,
  • 1908 doğumlu Zeki ARSUZİ.
    • Mişel, annesi Musevî, babası Fransız, kendisi Ortodoks Hıristiyan; Salâh, Sünnî Müslüman; Zeki ise Hataylı Alevî Müslüman…

Partinin sloganı; BİRLİK, ÖZGÜRLÜK ve SOSYALİZM’dir.[6]/[7] Baas Hareketi, Suriye'de ortaya çıktı, Irak'ta ve diğer Arap ülkelerinde de taraftar buldu. Suriye Baas Hareketi’nin İlk kongresi, 7 Nisan 1947'de Şam'da yapıldı. Kısa süre içinde Arap ülkelerinin büyük bölümünde örgütlendi.

Partinin ideologlarının üçü de Paris'te, Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe okumaya gitti. Paris'te rastladıkları düşünce akımları, onları Arap dünyası için yeni bir ideoloji yaratmaya sevketti.[8] Bu kişiler, daha parti resmen kurulmadan 1940’lı yıllarda partinin ideolojisini belirledi. Baas Partisi, 1970’den 1990’lı yılların ortasına kadar çok güçlü bir konumda idi. 1990’lı yılların ortalarından itibaren parti içinde “Eski Baasçı”, “Yeni Baasçı” adlarıyla iki ayrı kanat ortaya çıktı.

Parti Kongresi, dört yılda bir yapılırdı. En son kongre, 2006’da yapıldı. Haziran 2010’da, tüzük doğrultusunda Baas Partisi’nin yeni bir kongresi yapılmaydı; lâkin yapılmadı. 2006’dan günümüze kadar parti kongresinin yapılmaması, Baas Partisi’nin, 70’li ve 80’li yıllardaki gücünü kaybettiğinin bir göstergesi olarak algılandı. Partinin kurucularından olan Ortodoks Hıristiyan Mişel EFLÂK, 1989'da Paris'te öl­dü. Cenazesi Irak'a götürüldü. Irak'ın o zamanki lideri Saddam HÜSEYİN tarafından yapılan bir açıklama ile "EFLÂK'ın seneler önce Müslüman olup Ahmed adını aldığı" duyuruldu ve âyetlerle süslü bir kubbenin altına Müslü­man âdetlerine göre defnedildi. Saddam HÜSEYİN, Mişel EFLAK’ın tabunu taşıdı.[9]

Günümüz Suriyesi’nde Baas Partisi’nden daha güçlü konumda olan nedir veya kimdir diye sorulacak olursa; cevabımız şudur: MUHABERAT ve SURİYE ORDUSU. Suriye yönetim karşıtları­nın aklına, “Rejim” deyince MUHABERAT gelmektedir. SURİYE MUHABERATI, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları başta olmak üzere bütün bakanlıkların ve Suriye Hukümeti’nin de üzerinde bir güç­tür. SURİYE MUHABERETI, Hava İstihbarat, Askerî İstihbarat, İç İstihbarat, Dış İstihbarat, Siya­sî Güvenlik Bürosu, Filistin İstihbarat Bürosu, Bilgi İstihbarat Teşkilâtı, Muhabere Bürosu gibi birimlerden meydana gelen aile menfaatine, baskı ve zulme dayalı bir istihbarat örgütüdür.

Suriye Ordusu’nda “CUMHURİYET MUHAFIZLARI” nın ayrı önemi bulunmaktadır.  Bunlar, maddî menfaatlerle birbirine bağlı Baas yöneticilerinin muhafızları konumundadır. Bu birliklerin başında Beşar ESAD’ın ağabeyi Mahir ESAD bulun­maktadır. Suriye istihbarat örgütü Muhaberat’taki elemanlar, Rus uzmanlar tarafından yetiştiril­mektedir. Muhaberat, “ideolojik istihbarat” sistemi ile faaliyetlerini yürüten bir istihbarat örgü­tüdür. Bu yönüyle diyebiliriz ki, Suriye Muhaberatı, kendi ideolojisine uymayan insanları DÜŞ­MAN kabul eden bir anlayışa sahip istihbarat örgütü­dür. Suriye’de televizyon, radyo ve medya kuruluşla­rının yöneticileri, MUHABERAT’tan gayri resmî onay aldıktan sonra seçilmektedir.

***

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise İNSANÎ YARDIM KORİDORU’dur. BM; ABD ve Fransa’nın öncülüğünde, ESAD’ı bahane edip Suriye’yi işgâl etmek için İnsanî Yardım Koridoru kurmak istemektedir.[10]

1991’de Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye iltica etmek isteyen mültecileri koruma maskesi altında kurulan ÇEKİÇ GÜÇ’le bölge, nasıl Batılıların işgâl alanına dönüşmüşse; “İnsanî Yardım Koridoru” adı altında “SURİYE’Yİ İŞGÂL KORİDORU” hazırlanmaktadır.[11]

İnsanî Yardım Koridoru hakkında Türk aydınlarından bazılarının yorumları şöyledir:

  • Nüzhet KANDEMİR (E.Büyükelçi): “Kanaatim insanî koridor açılması demek, üçüncü ülke topraklarına müdahale edilmesi demektir. BM Güvenlik Konseyi’ nden karar çıkartma­dan olmaz.[12]
  • Hikmet ÇETİN (Eski Dışişleri Bakanı): “Öncelikle ilgili ülkenin buna ‘evet’ demesi gerekiyor. Zorla bir başka ülkeye ‘size insanî koridor açtık’ denemez. Diyelim ki ilgili ülke istemiyor, böyle bir talebi yok bunu kime götüreceksin, nasıl götüreceksin bu bile çatışma durumu ortaya çıkarabilir.[13]
  • İnal BATU (E. Büyükelçi): “Birileri arkamızdan itmeye çalışıyor. Türkiye bu maceraların uzağında dursun. Zaten kâfi derecede taraf olduk bu konuda. Türkiye kuşatılmış durumda. Türkiye’yi tahrik edenler var. ’Sen orada güvenlikli bölge kur, sen orada yardım koridorları aç’ diye. Bunların hepsi iyi niyetten yoksun.[14]
  • Nejat ESLEN (E.Tuğgeneral): “ABD’nin buradaki jeo-stratejik davranışlarında İsrail’in ve ABD’deki Yahudi lobilerinin önemli etkisi var. İsrail, olabildiğince zayıflatılmış, kaos içinde bir Suriye; parçalanmış, bölünmüş, güçsüzleştirilmiş bir Suriye ister. Biz, Suriye’nin kuzeyinde bir tampon bölge oluşturursak bir yerde o coğrafyayı bölmüş oluyoruz.”[15]
  • Ahmet DAVUTOĞLU (Dışişleri Bakanı): “Suriye'de İnsanî durum kötüleşiyor. Tüm uluslararası kurumların sorumluluk alması gerekiyor. Özellikle BM'nin Suriye halkına elini uzatması gerekiyor. Suriye'de hayatta kalabilmek için insanların en temel ihtiyaçlarının giderilmesi gerekiyor. Elimizdeki tüm mekanizmaları kulla­narak bölgeye insanî yardım göndermeye devam edeceğiz.”[16]

***

Türkiye Suriye ilişkileri kapsamında, yakın geçmişte Türkiye ile Suriye arasında üç temel sorun bulunmaktadır.  Bunlar:

HATAY İLİMİZE YÖNELİK TALEPLER   /  SU SORUNU  /   PKK’YA VERİLEN DESTEK

Bunlardan başka; Süleyman Şah Türbesi başta olmak üzere Türk büyüklerinin türbeleri, Suriye’de bulunan Türk vatandaşlarına ait gayrimenkuller, Selçuklu ve Osmanlı eserlerinin korunması ve restore edilmesi gibi konular da Türkiye – Suriye arasında yaşanan temel sorunlardandır.[17]

Hafız ESAD Dönemi’nde Suriye’deki okullarda ve kamu kurumlarında bulunan haritalarda HATAY vilayetimiz Suriye vilayeti olarak gösterildi. Hafız ESAD’ın talimatıyla okullarda Osmanlı Devleti’nin sömürgeci anlayışa sahip olduğu hakkında dersler verildi; Türk düşmanlığını yansıtacak ve güçlendirecek boyutta eğitim programları, çok küçük yaşlardan itibaren Suriyeli çocuklara uygulandı. [18] Beşşar ESAD Döneminde ise, Hatay konusu, her iki ülke arasında sorun olarak devam etti. Ocak 2004’te Türkiye’ye gelen ESAD, Hatay’ın iki devlet arasında sorun olduğundan ve bu sorunun zaman içinde çözüleceğinden bahsetti. Hatay’ı musalla taşına konmuş cenazeye benzeterek bir imam tarafından kaldırılması gerektiğini söyledi.[19]

Kısa adı GAP olan Güneydoğu Anadolu Projesi’nden Suriye’nin zarar göreceğini iddia eden Hafız ESAD, SU konusundaki kaygılarının karşılığında geçmiş yıllarda KÜRTÇÜLÜK ve PKK kartını oynamayı menfaatine uygun gördü. Uzun yıllar PKK’ya askerî ve lojistik destek sağladı.[20]  SU SORUNU, ayrı bir analiz gerektirdiği için ayrıntılı olarak üzerinde durmayacağız.

Suriye’nin, geçmişte PKK ve liderlerine para, eğitim ve lojistik destek verdiği bilinmektedir. Bu nedenle, o dönemlerde Türkiye’deki ayrılıkçı Kürtler ve terör örgütü PKK elemanları Suriye yönetimiyle oldukça sıcak ilişkiler yaşamıştır. Suriye hükümetinin PKK ile ilişkisini kestiği, onlara maddî ve manevî destek vermekten uzaklaştığı 1998 yılından itibaren ise Suriye, Türkiye, Irak ve İran’da yaşayan ayrılıkçı Kürtler ile PKK elemanları, Suriye yönetimine düşmanca tavırlar sergilemiştir.[21]

20 Ekim 1998 tarihinde imzalanan ADANA MUTABAKATI, iki ülke arasındaki PKK terör örgütüyle ilgili sorunu çözmüş gibi göründü. Bu tarihten itibaren Suriye yönetimi, PKK’ya en azından açıktan destek vermeyi kesti. 2011’den itibaren ise geçmişte olduğu gibi PKK’yı himaye etmekte, ülkesinde barındırmakta, Türkiye aleyhinde PKK silâhını kullanmaktadır.[22] Suriyeli, rejim muhaliflerinden Kürt siyasetçi Salah BEDREDDİN’in ifadesine göre; Son aylarda iki bin PKK’lı Suriye’nin Afrin şehrindeki Kurmen Dağları’na yerleşti. PKK, rejim muha­lifleriyle savaştığı için "Suriye devleti teröristlere silâh bile dağıttı." Avestakurd adlı web sitesinde açıklama yapan BEDREDDİN, “PKK'lıların Suriye istihbaratında görevlendirildiğini” belirtti. Salah BEDREDDİN’in açıklamasına göre; geçen yılın son aylarında Irak Cumhurbaşkanı Celâl TALABANİ, Suriye'deki BAAS REJİMİ ile PKK'yı barıştırmak için çaba gösterdi.[23] (Devamı var.)

DİPNOTLAR

 

[1] Bu yazı, 2012 Haziran ayında yayımlanan “Arap Baharında Kışın Açan Çiçek: SURİYE” kitabımdan alınma, özet mahiyetinde bilgilerden oluşmaktadır. (A.K.)

[2] Yasin ATLIOĞLU, a.g.e., s.37  Geniş Bilgi için bakınız: Ozan Nejat Aslan, a.g.e., s.58/63  /  Özge ÖZKOÇ, Suriye Baas Partisi: Kökenleri, Dönüşümü, İzlediği İç ve Dış Politika (1943–1991), Yüksek Lisans Tezi, Ank.Ün. Sos.Bil. Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Tez Danışmanı: Doç. Dr. Melek FIRAT, Ankara, 2007

[3] Fahir ARMAOĞLU, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Genel Yayın No.: 299, Ofset Repromat,  İkinci Baskı, Ankara, 1991, s.207/208

[5] Özge ÖZKOÇ, a.g.e., s.22

[6] Yasin ATLIOĞLU, a.g.e., s.37

[7] Özge ÖZKOÇ, a.g.e., s.33/46

[8] Özge ÖZKOÇ, a.g.e., s.26/27

[10] http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=205206                                                                                                              

[18] R.Kürşat RÜSTEMOĞLU, a.g.e., s.21

[19] Zişan ŞİRİN AYRANCI, a.g.e., s.65

[20] Selahattin İBAS, Türkiye Suriye İlişkilerinin Tarihi, Yayına Hazırlayanlar: Türel YILMAZ, Mehmet ŞAHİN, Ortadoğu Siyasetinde Suriye, Platin Yayınları, Ankara, 2004, s.55/56  /  http://www.mfa.gov.tr/turkiye_nin-su-politikasi.tr.mfa

[21] Samagan MYRZAİBRAİMOV, a.g.e., s.11

Önceki ve Sonraki Yazılar