MARAŞ HARBİ’N DE ELBİSTANLI ÇETELER KAÇTI MI?

“Tarih, sadece geçmişi anlatan bir bilim dalı değildir aynı zamanda tarih bilimi bugünü anlayabilmenin anahtarıdır. Hem bugünü anlamak hem de gelecek ile bağlantı kurmak, tarih öğretimi ile mümkündür. Günümüzde, dünyada ve Türkiye de meydana gelen pekçok meselenin temeli tarihin derin geçmişine dayanmaktadır. Tarihi bilen ve tarih şuuru kazanmış nesiller, önemli meselelere karşı sağlıklı çözümler üretebilirler.”

Elbistanlı Çeteler Kaçtı mı?

Halk arasında söylence haline getirilip ve şehir efsanesi haline dönüştürülmüş olan “Maraş Harbi’nde Elbistanlı çeteler kaçtı” yalanını ne amaçla üretilmiş olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum. Bu hadiseyi tarihi gerçeklerle cevaplayalım… Prof. Dr. Mehmet Genç üstattın şu vecizesi ile konuya girmek istedim Kendimizi yüceltmek için değil, düzeltmek için tarih bilmeliyiz. Kendi tarihimiz diye kendimize yontarak değil, olup bitenleri çıplak aklın ve ilmin gerektirdiği şekilde analiz ederek anlamamız lazım.”

Maraş Harbi’nin 18’ci günü çatışmalar yoğunlaşmıştı, Fransızlar son bir hamle olarak her taraftan bastırıyordu. Şehir harabeye dönmüş ve özellikle Evliya Efendi, Mıllış Nuri, Yusuf Çavuş gibi çete reislerin şehit olması halkın üzerinde moral bozukluğuna yol açmış ve şartların kötülüğü, bazıların teslim olmayı bile düşünmeye sevketmişti. Hele Kılıç Ali’nin çekilme kararı şehre bir bomba gibi düşmüştü. Fransızların şiddetli baskıları netice verip gibi gözükse de sonuç, çeliğe karşı etin-kemiğin zaferi olacaktır.  Bu olayı Kılıç Ali’nin yardımcısı Ali Rıza Pişkin şöyle anlatmaktadır.

Ali Rıza Pişkin “Şehrin yarıdan fazlası yanmış harabe haline gelmişti. Savaşın başlanıldığının 18’nci gününde büyük bir Fransız kıtasının Eloğlu istikametinden Maraş’a doğru gelmekte olduğu görüldü. Düşman topçuları şehri devamlı bombardıman ediyorlardı. Mahfuz mahalleler sığınaklar, korunma yerleri yoktu. Savaş dışı kadın, çoluk çocuk, aile toplulukları şehirde barınamaz hale gelmişlerdi. Karlı fırtınalı günlerdi. Aile reisleri çoluk çocuğunu civar köylere yerleştirmek üzere şehir boşaltılıyordu. Başlangıçta dış cephede Kılınç Ali Bey bu çekilişe mani olmak istedi ise de imkan olmadı. Çekilen insanlar içinde silahlı gidenler de bulunuyordu. Dış cephede muhasaraya iştirak eden kuvvetlerde çekilen topluluğa katılmıştı. Kılıç Ali Bey’de yanında ki subaylarla bir harp meclisi kurdu, vaziyetin nezaketi incelendi ve şu karara varıldı.

  1. Ovada çekilmekte olan ahaliyi düşman tarafından takip ve tenkil etmek gibi bir durum hasıl olursa bu tecavüzü durdurmak, melhuz bir katliamı önlemek.
  2. Süratle yeniden toparlanmak, şehirde savaşanları takviye ederek mukavemetin devamını sağlamak
  3. Bu tedbirleri tahakkuk ettirmek için Göllü’ye kadar çekilmek.”   

Askerce verilen bu karar süratle tatbik edildi, savaşın 19’uncu akşamı 9 Şubat 1920 de Göllü’ye varıldı. (Edik Dergisi 12 Şubat 1962)

Ali Rıza Pişkin son söz olarak şunu söylüyor ”Savaş içinde cereyan eden hadiselerin tahlil ve tenkidini askeri bilginlere bırakmak yerinde olur.”

Adil Bağdatlıoğlu bu konuda şunları yazıyor. Bazı mahalleler tamamen boşalmıştı, bazıları kısmen. Kaçamayan mahalleler Hoca Durdu, Cığcığı, Boğazkesen, Bektutiye, Restebaiye, Şeyh ve kısmen Çavuşlu idi. Mahallelerin etrafı düşmanla çevrili olduğu için kaçamamışlardı. Beklemenin fayda vermeyeceğini anlayan Kılıç Ali’de topu ile beraber Dereli köyüne gitti. Oradan da Kerhan köyüne geçti.

Şeyh Ali Sezai Efendi: Normand komutasında ki taburların en çok memleketin doğu ve batı yönlerine çokça savunma silahları atılmakta olan Mercimektepe’ye sürekli top ve mitralyöz ateşi açılmaktaydı. Yeterli karşılık verecek durumu bulunmayan Elbistan ve Bertiz Çeteleriyle Mustafa Çavuş efradı uzağa çekilmek zorunluluğunda kalmışlardır. Durumun gelişmesinden korku ve telaşa düşen Devecili, Karamanlı, Mağaralı, mahallelerinde ki silahlı efrat, ailelerini bağevlerine yerleştirmek ve ayak bağı olmalarını önlemek maksadıyla taşınmaya başlamışlardı. Bu mahallelerdeki boşalma, işgal kuvvetlerine yol açmasına neden olmaktaydı.

Divanlı mahallesini şehrin en yüksek bir yerinde bulunuşu sebebiyle cami ile evlerden şiddetli ateş yükselmesi her yerden görülmekteydi.  Şiddetli ateş Elbistan, Bertiz, Yenicekale ve yöre köylerden Cancığa toplanan ve daha önce uzağa çekilmiş bulunan çeteleri korkutmuştu. Şehrin Fransız işgal kuvvetlerince tamamen zaptolunduğu sanıldı. Böylece hep birlikte savunmayı bırakarak kendi köylerine dönmek üzere yola çıktılar. Elbistanlı Eczacı Ömer Lütfi Bey ‘de doğuda ki Gafarlı Köyü’ne gitmiş olan ailesinin yanına gitti. Divanlı mahallesi ile diğer bazı yerlerin tamamıyla yanmakta bulunduğu ve çetelerin tümü ile savuşup gitmiş bulundukları öğrenilir. Kılıç Ali Bey’in de müşkül durumda kalarak top ve mitralyözü kullanan birkaç efratla önce Göllü’ye ve oradan Kerhan Köyü ve Sarısakızlı obasına taşınmış olduğu anlaşılır.

 Arslan Bey: Kılıç Ali ile aramızdaki mestur posta yolu olmadığı için Divanlı Mahallesi’nin bozgunluğu, Kayabaş’ına da sirayet etti. Kılıç Ali ümitsiz bir hale düşmüştü. Halkın cereyanına karışarak Dereli Köyü’ne, oradan da Kerhan Köyü’ne çekilmişti. Kılıç Ali cephesi içinden yıkılmıştı. Düşman topluluklarına karşı tutulan cephe bozulmuş, düşman Hatuniye semtinden ilerleyerek yukarda kaydedildiği şekilde birleşerek, Evliya’nın şehadeti ile neticelenen vaziyet hasıl olmuştur.

Fransızlar son bir ümitle 12 Şubat 1920’de güçlü bir takviye birliğini Maraş’a soktular. Birlik şehrin güneyinde ki Elbistan kuvvetlerini oradan atarak Mercimek Tepeyi ele geçirdi ve şehirde kuşatılmış durumda ki askerlerini ateşle koruyarak kaçırmayı başardılar.

Not: Uluslararası Milli Mücadele Döneminde Maraş Sempozyumu 3-4 Şubat 2017 Cilt -I-II-III (K.S.Ü. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi yayınları) 2017

            Kahramanmaraş Tarihi Cilt I-II Prof.Dr. İlyas Gökhan ( Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi yayınları 2019)

            Türk İstiklal Harbi Güney Cephesi Ankara Genelkurmay yayınevi,1966

Ayrıca, bir Fransız yazarı, Paul Vedu, “La Passion De La Cılıcle 1919-1920” (Klikya Faciası, Çev. Reşat Gögen, s. 132) adlı eserinde “Elbistan kuvvetlerinin dörtnala gelip kapatılması ihmal edilen kapıdan şehre girdiklerini, sokaklara daldıklarını, bir ara kaleye tırmanmaya muvaffak olarak, kalenin direğine bir Türk bayrağı bir de altın işlemeli yazılar bulunan bir diğer yeşil bayrak çektiklerini...” Ayrıca diğer bölümde de şöyle yazıyor:” Elbistanlı çeteler durmadan nara atıyorlardı. Bunları susturmak için 65 mm’lik toplar kullandık 77 Türk’ün savunduğu tepeyi (Mercimek Tepe) saat 10.00’ da alabildik.”.

Not:(Milli Mücadelede Güney Cephesi-Maraş; Yrd. Doç. Dr.Yaşar Akbıyık, Kültür Bakanlığı, s. 129) 

Sonuç: Elbistan kuvvetlerinin daha ilk ateşte kaçıp memleketlerine çekilerek bir daha dönmedikleri iddası doğru olmadığı gibi Maraş Harbi’nin son günlerinde Cancık’ta ki Elbistan çetelerine yöneltilen firar suçlamasına ilişki olay da, açık arazi açlık ve soğukla pençeleşen sözkonusu çetelerin, Fransızların yoğun topçu ateşine maruz kalarak, tekrar toparlanmak üzere, diğer çetelerle birlikte geri çekilmek durumunda kalmalarından ibarettir.

 İşte Elbistanlıların kaçma hikayesi budur Fransızların yoğun baskısı sonucu 9 Şubat 1920’de ki geri çekilme hareketini kaçma olarak değerlendiren işgüzarların boş laflarıdır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar