50 Kalibre Kurşun Kalem

Günümüzde NATO’nun ağırlıklı olarak kullandığı 22 kalibre (5.56 mm) mermileri hepiniz bilirsiniz. Bu mermilerin amacı düşman askerini direkt olarak öldürmekten çok yaralamaktır. Bir de 30 kalibre (7.62 mm) mermiler vardır, bunların amacı ise hedefi tamamıyla etkisiz hale getirmektir. Bu ikisi haricinde en çok bilinen ve silah mermilerinin en büyüğü olan 50 kalibre (12.7 mm) vardır ki, işte o mermilerin şahıdır. 50 kalibre mermiler zırh delici olarak, ağır zırhlı araçlar, helikopter, savaş uçağı ve insansız hava araçlarına karşı kullanılmakla birlikte bir insanın kafasını ikiye bölebilir veya bedeninde greyfurt büyüklüğünde bir delik açabilir. Yani 50 kalibre bir mermi size isabet ettiğinde, sağ kalma şansınız neredeyse mümkün değildir.

     Ancak 50 kalibreden daha şiddetli tesir eden ve çok daha etkili olduğu kanıtlanan başka bir mermi çeşidi vardır. Bu öyle bir mermidir ki, namludan çıktığı anda sadece isabet ettiği cismi değil, cismin veya canlının içerisinde bulunduğu bütün bir ülkenin veya toplumun kaderini değiştirebilir. Böyle bir merminin nasıl olabileceğini düşünüyorsunuz değil mi? İnsan kaynaklı teknolojinin bu kadar gelişmiş olabileceği, yaklaşık bir karışlık merminin koca bir ülkeyi yok edebileceği ya da kurtaracağı sizin için mümkün değil gibi görünüyor olmalı. Ancak yanılıyorsunuz. Sizden tek isteğim bakış açınızı değiştirmeniz.

Değiştirdiniz mi?

20 derece daha sağa doğru…

Çok değişti, 4 derece sol.

Ortala abi. Topla… gel abi gel gel gel…

Hooop ! Çok güzel.

     Bakış açınızı değiştirdiğimize göre şimdi bu merminin nasıl bir teknolojinin eseri olduğunu inceleyelim. İnsanoğlu dünyaya ilk ayak bastığı zamanlardan beri sürekli olarak silahlar geliştirme ve bu silahları diğer insan veya toplumlar üzerinde kullanma eğilimi göstermiştir. Tabi geliştirilen bu silahlar insanın insanı öldürdüğü savaşlarda işe yarayanlardır. Ancak bir başka savaş çeşidi daha vardır ki, bu savaşta tüfekler, gemiler, uçaklar, denizaltılar, nükleer başlıklı bombalar, kısacası silaha dair bildiğiniz her şey işe yaramaz birer metal yığınından başka bir şey değildir. Bu savaşta tek bir silah vardır, insan. Tek bir mermi vardır, kalem!

Dünyanın Gelişim Savaşı

     Son 20 yıldır dünya inanılmaz bir değişim ve gelişimin içerisinde. Otomotiv sanayi elektrikli arabalara geçmeye hazırlanırken, uçan arabalar olan dronomobillerin prototip çalışmalarına başlanılmış durumda. Savunma sanayinde artık barut devri yok olurken, elektro manyetik dalgalar ile mermi ve roket atan yeni silah sistemlerine ve tümüyle insansız silahlara geçiş yapılıyor. Uluslararası ticarette klasik işleyişler tarihe karışırken, e-ticaret şekli dünyayı etkisi altına alıyor. Yazılım sektörü dünyanın en değerli mesleklerinden birisi haline gelmiş durumda. Artık 100 asker yetiştirmektense, 1 yazılımcı yetiştirmek ülkeler için daha vahim rol oynuyor. Bunlara ekleyebileceğimiz sınırsız sayıda örnek mevcut ancak asıl önemli olan biz bu işin neresindeyiz?

     Türkiye’de bir kesim genç var ki gerçekten ne istediklerinin farkındalar ve hayatlarını değiştirmek için durmaksızın çabalıyorlar. Bu gençlerin amacı bir önceki jenerasyon gibi bir şekilde memur olmak ve masa başında iş yapmak değil. Aslında asıl amaçlarının ne olduklarını sorsanız size cevap dahi veremezler. Çünkü kendilerinin en iyi versiyonu olmayı istiyorlar. Uluslararası ticaret yapmak, teknolojik yenilikler getirmek, yazılım sektöründe dünya çapında değer arz eden üretimler gerçekleştirmek… Kısacası bu ülkeyi yeniden tasarlamak ve dünya standartlarında güncellemek.

     Ancak bir süre sonra çabalarının karşılıksız kaldığını, yatırımcı bulamadıklarını, devlet tarafından çalışma alanı sağlanmadığını, geliştirdikleri şeyin aslında Türkiye’de kimsenin umurunda olmadığını görüp yurt dışına gidiyorlar ve çalışmalarını orada sürdürüyorlar. Gittikleri ülkelerde onların ne yapmak istediğini anlayan, onlar gibi düşünen, destekleyen, aynı frekanstaki beyin yapısına sahip olan insanlar, Türk gençlerinin projelerine milyon dolarlık yatırımlar yapıyorlar. Sonuç olarak ne oluyor biliyor musunuz? Bizim içimizden çıkan, bizim büyüttüğümüz, bizim okuttuğumuz, emek verdiğimiz gençlerimiz, kendilerini görmezden gelen, onlar yokmuş gibi davranan ülkelerine kırılıp, elimizden uçup gidiyorlar ve bizim halkımızın her ağzını açtığında cahilce “DIŞ GÜÇLER” dediği, insana, bilime ve üretene önem veren ülkeleri geliştiriyorlar. Yani bizim rakiplerimizi…

     Çünkü biz halk olarak böyleyiz. Bir çocuğun matematiği kötü ise “geri zekalı”, ufku geniş ise “hayalperest”, hayalleri uğruna mücadele veriyorsa “boş adam”, temiz kalpli ise “enayi”, kurnaz ise “zeki” deriz. Bakış açımız o kadar dar, dünya görüşümüz o kadar kısıtlıdır ki, bizim gibi düşünmeyen insanları anormal olarak yargılamaktan geri durmayız. Çünkü o insanlar bizim kendi cahilliğimizi, bencilliğimizi, işe yaramazlığımızı yüzümüze vurur. O insanlar, kendi ellerimizle monotonlaştırdığımız hayatımızı bize sorgulatır. Bizleri rahatsız eder. Çünkü durmaksızın gelişirler, çalışırlar, ne istediklerini bilirler. Ve biz onları gördükçe içten içe eziliriz. Tam bu sırada en etkili silahımızı devreye sokarız. O küçücük beynimizle onları eleştirir, küçümser, aşağılarız. Halbuki yapmamız gereken tek şey var. İnsanları kendi hallerine bırakmak ve onlara en azından şu sözü söylemek; “Neden olmasın?”

     Bir yanda toplum baskısı, diğer yanda devletin arkasında durmaması yüzünden çareyi yurt dışında arayan gençler aslında bu ülkenin gerçek evlatları. Gelişim savaşının tek askerleri. Türkiye’nin geleceğini inşa edecek son umutlar…

Gelişim Savaşı Nasıl Kazanılır?

     Nasıl bir savaşta en üst teknoloji silahlara sahip olunmaya çalışılıyor, bu silahların alınması ve üretilmesi için bütçe sonuna kadar açılıyor ve milyarlarca dolar yatırım yapılıyorsa, gelişim savaşı için de amacı olan gençlerle en iyi şekilde ilgilenilmesi, onlara çalışma alanı sağlanması, projelerine yatırımlar yapılması, ürettikleri ürünlerin pazara açılması veya ticari hususta bütün hantal engellerin kaldırılması, gençler için bütçeden ciddi rakamlarda finans sağlanması gerekiyor. Üniversitelerin memur olmaya giden yol olmaktan çıkıp, girişimci olmaya açılan kapı haline dönüşmesi zaruriyet teşkil ediyor. Gençlere güvenip, devletin arkalarında olduğu hissini vermek ve “benim arkamda ülkem var” güvenini oluşturabilmek büyük önem taşıyor. Gençlerin, bu ülkede hayatını kazanabileceğine, destekleneceğine, toplum tarafından ötekileştirilmeyeceğine, ilim ve bilim için yaptıklarının birilerinin umurunda olduğuna, önemsendiğine, değerli olduğuna inanması, inandırılması ve bu gençlere bir gelecek verilmesi gerekiyor. İçerisinde bulunduğumuz bu savaşın kazanılabilmesinin, dünyanın dev ülkeleri ile rekabete girilebilmesinin tek yolu bu. Bu savaş sadece gelişerek kazanılır.

     Bazen düşünüyorum da acaba gerçekten ne kadar kritik bir noktada olduğumuzun kimse farkında değil mi? Bundan 200 yıl önce Osmanlı da tıpkı şimdiki gibi dünyada yaşanan gelişime kayıtsız kaldı. Yabancılar ordu teknolojilerini değiştirirken, bizler ordumuzun kıyafetlerini değiştirerek modern bir orduya sahip olduğumuzu sandık. Teknolojide, ekonomide, siyasette, sosyal hayatta sürekli olarak yerimizde sayıp, bundan en ufak rahatsızlık duymadık. Sonunda düşman topraklarımızı işgal ettiğinde elimizde silahlarımız dahi yoktu. Bırakın silahı, yiyecek buğdayımız bulunmuyordu. İşte o çetin savaş günlerinde bu ülkeyi, sıcak koltuğunda ayak ayak üstüne atmış oturan saray ahalisi değil, Fransa’da, Avrupa’da eğitim almış, onların gelişmişlik ve refahlarını gören ve “Neden benim ülkem de böyle değil? Neden benim milletim de bu insanlar gibi rahat yaşamasın?” diye sorgulayan genç aydınlar kurtarmıştır. Dünya tarihinin en büyük ve en hızlı gelişiminin yaşandığı bu zamanda, atalarımızın yaptığı hataları yaparsak sonumuzun onlar gibi olması kaçınılmazdır. Bayrak inmez, ezan dinmez, vatan bölünmez gibi boş lafları bırakın artık. Bayrağı indirmemek, ezanı dindirmemek, vatanı böldürmemek sizlerin değil, o gençlerin elinde.

ÇÜNKÜ ARTIK MERMİ DEĞİL, KALEMLER 50 KALİBRE !

Önceki ve Sonraki Yazılar