Uluslararası Savaş Hukuku ve İnsancıl Hukuk Açısından 1915 Tehcir Olayı
Türk Ocakları Kahramanmaraş Şubesi bu haftaki Programında, Ermeni Soykırım İddialarının temelini oluşturan 1915 Tehcir Olayı’nı ele aldı.
Konu başlığı "Uluslararası Savaş Hukuku Ve İnsancıl Hukuk Açısından 1915 Tehcir Olayı" idi.
Program konuğu, KSÜ Pazarcık M.Y.O. Öğr.Gör.Selahattin Özberk, önce konunun tarihî seyrine dikkat çekti. Yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Ermeni azınlığın, Birinci Dünya Savaşı şartlarında ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kapıldığını vurguladı. Karşımıza bulunan Batılı devletlerin ve Rusya’nın kışkırtmalarıyla Devletimizi nasıl arkadan vurduğunu; ülkenin belli merkezlerinde Müslüman-Türk ahaliye nasıl katliamlar yaşattığını; buna tepki olarak ayağa kalkan Müslüman ahaliyle yer yer çatışmalar başlayınca Osmanlı Hükümetinin bir tedbir olarak Hıristiyan Ermeni nüfusu, 27 Mayıs 1915'te çıkardığı (resmî adıyla) Sevk ve İskân Kanunu sayesinde ülkenin daha güvenli bölgelerine göç ettirdiğini anlattı.
Kanunda göç esnasında alınması gereken tedbirlerin nasıl belirlendiği ve ağır savaş şartlarında nasıl uygulandığı, kanuna uymayan görevlilerin yahut sivil halktan saldırganların ise nasıl yargılanıp en ağır şekilde cezalandırıldığı, örneklerle ortaya kondu. Tabii alınan bu tedbirler arasında savaş şartlarında ordunun arkasını sağlama alabilmek ve Müslüman ahalinin can ve mal güvenliğini koruyabilmek amacı da vardı. Konuşmacı Özberk, “zorunlu olarak uygulanan Tehcir hareketi, asla Batının sürekli başvurduğu soykırım gibi bir insanlık suçuna dönüşmemiştir” dedi.
Konuşması sırasında konuşmacı Selâhattin Özberk, konuyu İnsan Hakları Bildirisi ve İnsancıl Hukuk’un açısından da ele aldı. Bugün dünyayı arkasına alan Ermeni Diasporası, 1915 şartlarında vuku bulan Tehcir olaylarındaki kayıplar için, 1949’de yürürlüğe giren Cenevre sözleşmesini uygulatmaya çalışarak soykırım iddialarında bulunmaktadır. Böylece kanunu geriye yürütmek gibi bir aykırı uygulamayı istemektedir. Gerçekte ise, kayıplar karşılıklı olmuş ve tarihî belgeler ortadadır.
Öğr. Gör. Selahattin Özberk, konuşmasını şöyle özetleyerek tamamladı:
Tehcir azami dikkat gösterilerek ve savaş şartlarında mümkün olabilecek en az zayiatla başarıyla yürütülmüştür.
Buna rağmen itilaf devletlerinin baskısıyla ve Ermeni lobisinin talepleri doğrultusunda Tehcir Kanununu uygulayan Osmanlı/Türk yöneticileri defalarca soruşturulmuş, yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.
Tehcir’de, eğer iddia edildiği gibi soykırım suçu işlendiği varsayılsa bile, sorumluların ve/veya Türk milletinin hukuki olarak yargılanması mümkün değildir. Çünkü insancıl hukukun konularını oluşturan uluslararası hukuk metinlerinin tamamı Tehcir’den çok sonra İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra oluşturulmuştur. Suçun ve cezanın geriye yürümemesi ilkesi hukukun en temel evrensel ilkeleri arasında yer almaktadır.
Bize göre, İttihat ve Terakki yöneticileri - Tehcir ile böyle bir sonuç öngörmemiş olsalar bile - Savaş sonrasında Anadolu’da Milli Mücadele’nin başlatılabilmesinin asgari şartlarını yaratmışlardır. Eğer Tehcir ile, çeteleşmiş ve çoktan bağımsız devlet sevdasına düşmüş Ermenilerin, nüfusun belli bir kısmını oluşturduğu Erzurum, Sivas gibi şehirlerde Milli Mücadelenin kongrelerini toplanması; keza Maraş, Antep ve Adana gibi illerde Milli Mücadele’nin işgale karşı direniş hareketleri olarak kendiliğinden gelişmesi ve başarıya ulaşması hayal bile edilemeyecekti.
Öğr. Gör. Konuşmacı Selahattin Özberk, program sonunda sorulan soruları cevaplandırarak sözlerini tamamladı.
Türk Ocağı yöneticileri ise, 28 Nisan Pazar günü, 1895 Zeytun İsyanında katledilen 28 bin Müslüman Türk’ü anmak üzere İlimiz Tarih ve Kültür Platformu’nun Süleymanlı’da gerçekleştireceği yürüyüşe kendi Gençlik Kurulları’nın da katılacağını duyurdu.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.