Ümit Boyner: "Hrant Dink Davasında Mahkemenin Kararı Vicdanları Sızlattı"
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, Hrant Dink cinayeti davasında mahkemenin verdiği kararın vicdanları sızlattığını belirterek, "Bu davanın akışında önümüze çıkan şey en somut haliyle Türkiye'de adalete olan inancın sarsılması, hukuk anlayışımızın zaaflarıdır" dedi.
Ümit Boyner, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın onur konuğu olarak katıldığı Çırağan Sarayı'nda düzenlenen TÜSİAD'ın 42. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda konuştu. Boyner, Türkiye'nin ekonomik krizleri atlatma konusunda en derin tecrübelerden birisine sahip olduğunu belirterek, "Bu tecrübenin de etkisiyle ekonomimiz küresel krizin ilk sadmesini atlattıktan sonra yüksek bir büyüme performansı göstererek, Türkiye'nin uluslararası sistemde yükselen profiline önemli bir katkı sağladı. Sayın Bakanımız deruhte
ettiği görevlerin hepsinde bizimle işbirliği içinde çalışmaya özen gösterdi. Biz de birikimimizle kendisiyle değerlendirme ve önerilerimizi büyük bir heyecanla paylaştık. Şu sıralarda ekonomimizde gözlemlediğimiz uyarı sinyallerinin kendilerinin ve ekibinin dikkatinden kaçmadığına eminiz. Bu işaretlerin doğrultusunda risk alma konusunda ve makro politikaların oluşturulmasında her zaman sergilediği gerçekçiliği ve kararlılığıyla yeni bir rota çizeceğine de inanıyoruz" dedi.
Geçmiş başarıların, krizin yeni bir küresel ekonomi yapılanmasına doğru evrildiği sırada başarının garantisi olamadığını anlatan Ümit Boyner, "Önümüzde zorlu, güç kararların verilmesini ve alınan kararların çelik gibi bir iradeyle uygulanmasını gerektiren bir dönem olduğu kanısındayız. Türkiye bugün alacağı kararlarla dünya ekonomisindeki birinci sınıf ekonomilerden birisine sahip olmakla orta gelirli ülke tuzağına düşmek arasında tercihini ortaya koymuş olacaktır. Yıllardan beri hedefimiz Türkiye'nin
orta halli, orta demokrasili bir ülke konumuna kilitlenmemesini sağlamak oldu. Çalışmalarımızı hep bu hedefi gözeterek tasarladık ve uygulamaya geçirdik" diye konuştu.
"MAHKEME KARARLARI DUYARLI KAMUOYUNU ŞOKA SOKTU, VİCDANLARI SIZLATTI"
Boyner, konuşmasının devamında Hrant Dink cinayeti davasında mahkemenin vermiş olduğu karara değinerek, şunları söyledi:
"Bu maddelere girmezsem ülkesini seven bir vatandaş, bir işkadını olarak vicdanen rahat edemeyeceğimi de biliyorum. Üstelik değinmek zorunda kaldığım konuların netameli olması nedeniyle 'her gördüğün haksızlığı dile getirme', 'her aklına geleni söyleme', 'dikkatli ol başını derde sokma' uyarılarının arttığı bir ortamda bunları söylemenin daha da gerekli olduğuna inanıyorum. Ve doğrusu, başka şekilde davranırsam da kendime olan saygımı kaybetmekten korkuyorum. Bu toprakların ve toplumun sevdalısı bir
vatansever olan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink tam beş yıl önce bugün kurucusu olduğu gazetesinin önünde katledildi. Aradan geçen zaman zarfında örtbas etme çabaları ortaya çıkarılmasına, eldeki delillere ve bulunan bağlantılara rağmen bu cinayetin gerisindeki asıl sorumlulara erişmek mümkün olmadı. İki gün önce açıklanan mahkeme kararları ise duyarlı kamuoyunu şoka soktu, vicdanları sızlattı. Bir yandan bu kararlara doğru ilerlenirken, diğer yandan cinayetin arka plan bağlantılarını, bazı
görevlilerin cinayetin işlenmesindeki ya da önlenmemesindeki sorumluluklarını ortaya çıkaran bir gazeteci deşifre ettiğini sandığı yasadışı örgütlenmenin parçası olduğu iddiasıyla tutuklandı."
Hrant Dink davasının bir gazetecinin öldürülmesinden daha büyük anlamlar taşıyan temsili bir olay olduğunu belirten Boyner, bu davanın seyri, alınan kararlar, Dink'in avukatlarının her aşamada gerçeğe ulaşmak için dişleriyle tırnaklarıyla mücadele etmek zorunda bırakılması, davanın adil bir sonuca ulaşmasını sağlamak için getirdikleri taleplerin geri çevrilmesinin neredeyse sistematik denilebilecek özellikler taşıdığını vurguladı. "Bu davanın akışında önümüze çıkan şey en somut haliyle Türkiye'de adalete
olan inancın sarsılması, hukuk anlayışımızın zaaflarıdır" diyen Boyner, Dink cinayetine ve onun davasının seyrine dönüp göz ucuyla bakmamış olanların bile kamuoyunda dikkat çeken başka birçok davada adalet mekanizmasının işleyişini sorgulamak zorunda kaldıklarını söyledi. Boyner, "Masumiyet karinesi, delillerin sağlam dayanakları bulunması, tutukluluğun istisnai bir hal sayılması konularında şikayetler çığ gibi büyüdü. Bir zamanlar 'olur böyle şeyler, kurunun yanında yaş da yanabilir' diye düşünenler ateş
ocağa düştüğünde yargıda usulün önemini daha iyi kavramak zorunda kaldılar. Bu olgular ışığında hukukun üstünlüğü, yargının işleyişi ve adalet duygusunun zedelenmemesi konularında ciddi adımlar atmamız gerektiğine inanıyorum. Kıssadan hisse, çok sıradan da gelse, hukukun hepimize gerekli olduğudur. Eğer Türkiye kendi büyük iddialarının altında ezilmeyecekse o zaman önündeki belki de en önemli hedef gerçek anlamıyla bir hukuk devleti olmayı başarmaktır" şeklinde konuştu.
"TÜRKİYE'NİN ACİLEN VE MUTLAKA YENİ BİR REFORM ATEŞİNE KAPILMASI GEREKİYOR"
Önümüzdeki dönemin, Türkiye açısından referanslarını ve hedeflerini yeniden tanımlaması gereken bir ince ayar dönemi olduğunun altını çizen Boyner, şunları söyledi:
"Demokrasimizi derinleştirme, hukuk ve adalet sistemlerimizi en üst standartlara getirme çabalarını bu nedenle AB hedefi canlıymışçasına sürdürmek zorundayız. Yapacağımız her şeyi de daha çok kendi iç dinamiklerimize yaslanarak gerçekleştireceğiz. Türkiye'nin acilen ve mutlaka yeni bir reform ateşine kapılması gerekiyor. Bunu yapmamanın bedelinin kendimizi tahammülü zor bir vasatlığa mahkum etmek olacağı inancındayız. Unutmayalım ki, geçen yıla damgasını vuran Arap isyanlarının ardından Türkiye'nin bir
model veya ilham kaynağı olarak zikredilmesinin yegane sebebi demokratik rejim içinde başarılı bir ekonomik performans yakalamasının dünyaya saçtığı parıltıdır. Bu çerçeve içinde siyasi açıdan Türkiye'nin önündeki en önemli hedef, yeni anayasanın bu yıl sonuna kadar hazırlanmasıdır. Yeni anayasanın temel ilkelerinin ne olması gerektiği hakkında toplumda ve bu konuda yıllardır taslaklar hazırlamış saygın sivil toplum örgütlerinde zaten bir mutabakat var. Meclis bünyesinde dört siyasi partinin
temsilcilerinden oluşan bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu ve bunun alt komisyonları kuruldu. Siyaset kurumu, böyle bir ortamda kamuoyunda anayasanın geniş bir toplumsal mutabakat sonucu şekilleneceği ve 12 Eylül Anayasası'nın tarihin çöplüğüne atılacağı yönündeki beklentinin zayıflamasına izin vermemelidir."
Kürt meselesinin çözümü, terörün bitmesi ve Türkiye'nin yeni ve özgürlükçü bir anayasaya kavuşmasının yalnızca iç düzenin bir meselesi olmadığını vurgulayan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, "Giderek daha da karışacak Ortadoğu'da Türkiye'nin özenilen bir ülke olmayı sürdürmesinin de anahtarı budur. Ortadoğu'yu, özellikle de güney komşularımızı kasıp kavurması ihtimali giderek güçlenen bir mezhepler savaşının Türkiye'yi etkilememesini sağlamanın yolu demokrasimizi derinleştirmekten, ülkenin her köşesindeki
bireyleri kökenleri ne olursa olsun vatandaşlık ortak paydasında buluşturmaktan geçer. Yani güney komşularımızda olmayan bir değeri yaratmaktan. Bunu başarabileceğimize inanıyorum" dedi.
Kaynak:

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.