Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz:
- Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz, Uşak'ta verdiği bir konferansta, son yıllarda dünyadaki ekonomik pastadan gelişmekte olan ülkelerin daha fazla pay almaya başladığını söyledi. Gelişmiş ülkelerdeki ekonomik doymuşluğun ve yaşlı nüfusun en büyük sorun olduğunu belirten Yılmaz, “Artık, ABD öksürünce dünya ekonomisi otomatik olarak nezle olmuyor. Dünyanın gıpta ile baktığı bir ekonomimiz var” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanı ve Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz, Euro Krizinin Olası Etkileri ve Parasal Birliğe Girmek mi Zor Çıkmak mı Zor konulu bir konferans verdi. Güzel Sanatlar Fakültesi Mustafa Kemal Amfisi’nde düzenlenen konferansı; Uşak Valisi Özdemir Çakacak, AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş, Rektör Prof. Dr. Sait Çelik, akademisyenler ve öğrenciler izledi.
Gelişmekte olan ülkelerin genç nüfusa sahip olmasının, yatırım alanlarının gelişmiş ülkelere oranla daha geniş olmasının bir avantaj olduğunu ifade eden Durmuş Yılmaz, konuşmasında dünya ekonomisinin beklenen toparlanmayı hâla gerçekleştiremediğini söyledi. Gelişmiş ülkelerdeki insanların ekonomik kriz karşısında sürü psikolojisine kapıldığını ifade eden Durmuş Yılmaz, şöyle konuştu: "Biz, 2001 yılında büyük bir kriz yaşadık, şu an kriz yok. Dünyanın gıptayla baktığı bir ekonomimiz var bugün. Buna rağmen neden krizi konuşuyoruz."
Ülkelerin başarılarının bir miktar iç dinamiklerine bir miktar da dış ülkelere bağlı olduğunu anlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada iç ve dış dinamiklerin etkileşmesi var. Bu etkileşmenin boyutları hangi derecede önemli. Bunlar üç noktada buluşuyor. Birincisi dış ticaret kanalı, diğer bir kanal kredi kanalı ve beklentilerdir. Bu beklentiler dışarıda olması muhtemel olaylar bizi de etkiliyor. Bu nedenle şu sonuç çıkıyor. Gelişmekte olan Türkiye, Rusya, Hindistan ve Çin gibi ülkelerin 2011 sonu itibariyle dünya üretiminden gelirinden elde ettikleri pay gelişmiş ülkelerin elde ettiği paydan daha yüksek. Burada bir ayrışma var. Gelişmiş ülkelerin döngüsel hareketleri ile gelişmekte olanlar ayrışıyor mu? Bu tartışılıyor. Bir kısım bu ayrışmanın olduğunu söylüyor. Düşünüyor. Bu tezi savunuyor. Burada tarihsel olarak baktığımızda doğru olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin büyüme oranına bağlı bir seyir izler. Gelişmiş ülkelerde fiziki yatırımlar belli bir doyum noktasına geldi. Çünkü yeni fiziki yatırım alanları kalmadı"
GENÇ NÜFUSUN ÖNEMİNE DEĞİNDİ
Konuşmasında SGK reformundan ve genç nüfusun öneminden söz eden Yılmaz, nüfusları yaşlı ve 65 yaş altındaki nüfus oranı azalmış olan ülkelerin fırsat pencerelerinin kapandığını ileri sürdü.
Türkiye'nin SGK reformu yaptığını anlatan Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: Eğer nüfus yaşlı olsaydı bu mümkün olmayacaktı. Bugün işe girenler 2036 da bu gün yapılanları anlayacak. Gelişmiş ülkeler bunu kaçırdı. Gelişmiş ülkeler ayrıca sermaye yatırımlarını azalttı. Gelişmekte olan ülkelerde ise yatırım alanları daha geniş ve genç nüfusa sahip. Dolayısıyla bu iki grup arasındaki imkan farklılığı dünyada bir farklılaşma ortaya çıkardı. Bu farklılaşma bana göre kopma şeklinde değil. Bana göre olan şu pastadan talep edilen pay gelişmekte olan ülkeler lehine değişiyor. Dolayısıyla karşılıklı olarak bir bağımlılık ve işbirliği zorunluluğunu ortaya çıkardı. Bu rahatsız edici olmamalıdır ama tahammülü kolay bir durum değil. Çünkü gelişmiş ülkeler mecburen pastadaki paylarının bir kısmında feragat etmek zorundalar."
Konuşmasına, "Eskiden ABD öksürünce dünya ekonomisi nezle oluyordu" diye devam eden Durmuş Yılmaz, artık bu durumun geride kaldığını ve gelişmekte olan ülkelerin bilime önem vermek zorunda olduğunu kaydederek "Bilimin üretimi, teknoloji üretimi gelişmiş ülkelerin üniversiteleri hâla çok etkili. Gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelerdeki üniversitelere bilim öğretmeye gidiliyor. Buradan hareketle artık onlar aşağı gidiyor biz yukarı çıkıyoruz dersek hataya düşeriz" dedi.
Bilimi ve teknolojiyi üretir hale gelmek zorunda olduğumuzu anlatan Yılmaz, şöyle konuştu: "Eğer gelişmiş ülkelerdeki ve AB’deki bu doymuşluk üniversitelerin üretiği bilimi sanayiye dönüştürülemezse gelişmekte olan ülkeler bu bilimi ve teknolojiyi üretime ve sanayiye dönüştürür. Riskler hâla aşağı yöne doğru. Bugün bir toparlanma yok. İMF’nin çalışmasına göre 2011’de yüzde 3 büyüdü ama 2012'de bu oran yüzde 0,5 olarak görülüyor. Global veri olarak baktığımızda Mart ayında 54,4, idi Nisan ayında 52'ye düştü. Bugün gelinen nokta itibariyle 2012 yılının ilk çeyreği beklenenden daha iyi gelişti ama ikinci çeyrekte bu yavaşlayacak. Bu durum ileriki çeyreği de olumsuz etkileyecek. Ondan sonra gelecek toparlanmayı da bugünden tehlike altına almış durumda"
ABD EKONOMİSİ VE KÜRESEL KRİZ
Şu an dünyanın pek çok bölgesinde yaşanan krizin üssünün ABD olduğunu ifade eden Durmuş Yılmaz; sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü, buradan başladı, dünyaya yayıldı. Geride kalan 4 yılda bir takım umutlar ortaya çıktı ama her defasında bu filizler yeşeremedi. İlk çeyrekteki iyimserlik ABD’de işsizlik ödeneğine başvurular azalmış şirket karları artmıştı. Şu an 2 trilyon dolar paraları var ve şirketlerin bu paralar harcanmıyor elde tutuluyor. İlk çeyrekte yine makine yenileme ve ürün satışı artmıştı ama Merkez Bankası başta olmak üzere reel ekonomide bu iyileşmenin karşılığının olmadığını söylediler ve nitekim öyle oldu. Güçlü toparlanma için ertelenen talebin daha da ilerisine geçmesi lazım."
ABD’nin milli gelirinin yüzde 70’inin tüketim harcamaları olduğunu anlatan Yılmaz, şöyle konuştu: "Bu tüketim harcaması hızlı bir şekilde harekete geçmelidir. Ama bu tüketim ekonomisinde yer alan orta kesim elindeki parayı harcamıyor borçları yüksek. Bu dar boğazdan çıkabilmek için daha çok harcama, daha çok istihdam daha çok gelir çemberinin oluşması gerekiyor. Henüz bu oluşmuş değil. ABD Merkez Bankası bu döngüyü nasıl harekete geçirebiliri mi tartışıyor soruyor. 'Şu kredi döngüsünü çalıştırabilirsem bu işin içinden çıkarım' diyor. İki kez açıktan para basma girişimi yaptı. Ama piyasada likidite arttı bu çare sanayiciye kredi olarak gidecekti ama maalesef sanayici bunu talep etmedi. Çünkü borç oranı yüksek güven ortamı yok. Yağ var un var şeker var ama bir türlü helva yapamıyorlar. Bunu bu şekilde özetleyebiliriz her şey var ama güven ve itimat yok ABD ekonomisinde. Ayrıca, ABD’de bu yıl seçim yılı. Bu nedenle yöneticiler popülist davranabilir risk artabilir"
EURO BÖLGESİNDEKİ SORUNLAR TÜM DÜNYAYI OLUMSUZ ETKİLEYECEK
Euro bölgesindeki sorunların tüm dünyayı olumsuz etkileyeceğini ve ABD'nin "Biz mali disiplinsizlik içine girdik" şeklindeki tespitini doğru bulduğunu ifade eden Durmuş Yılmaz, şöyle konuştu: "Aslında bu tespit çok doğru. Örneğin İrlanda halkı 100 liranın 93 lirasını borçla çeviriyor. Daha 2000'li yılların başında İrlanda dünyaya örnek gösteriliyordu. Sendikalar işverenler üniversiteler ve öğrenciler bir noktada buluşuyor ve hepsi istifade ediyordu. Ama borçlanma sorunu nedeniyle insanlar borçlarını ödeyemedi. Bankalar bu yüzden batma noktasına geldi. Son 10 yılda artık alacak borçlu ilişkisini çok karmaşık hale getirdi. AB ve ABD’deki karmaşık işler nedeniyle üçlü alacak borçlu ilişkisi kayboldu. Bu nedenle bankaların batırılmasına izin verilmedi çünkü işin nereye gideceğini kimse kestiremedi. AB ülkelerinde ve ABD’de hatta tüm dünyada kurtarıcı, kurtarılmaya muhtaç hale geldi."
2001 yılında bizim de böyle bir politika izlediğimizi anlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Biz bir yılda kurtardık durumu. Ama o zaman sadece biz hastaydık o nedenle kolay geçirdik. Ama şimdi dünyanın tamamı hasta. Dolayısıyla mali disiplin uygulanmaya konuldu AB’de ama şu ortaya çıktı. Alınması gereken ilave kararlar alınmadı. Bu da söylentileri ortaya çıkardı. Sorunun büyümesine neden oldu. Bu söylentiler önce inkar edildi, sonra kabul edildi, durum ortaya çıktı. Bu uygulama sadece AB ülkelerini ve bankalara zaman kazandırdı. Bankalara bir trilyon 89 milyar Euro kredi açtı. Avrupa Merkez Bankası, şu anki durum ve AB’yi ayakta tutan bu. Başka kararlar da alındı. Örneğin Yunanistan iflas ettirilmedi. Zorla da olsa alacaklıları masaya çağırıldı, anlaşma sağlanmaya çalışıldı. 'Yoksa alacaklarınızın tamamını kaybedersiniz' dendi. 1024 milyar dolar Yunanistan’ın borcu silindi bu ülke yüzdürüldü ama yeterli olmadı. Yunanistan’ın iflas edip etmeyeceği masada hâla açık bir şekilde bekliyor"
Yılmaz, konuşmasının devamında şunları söyledi: "2020 yılında Yunanistan'ın borcunun milli gelire oranı ancak yüzde 20’ye düşüyor. Şu an bu oran yüzde 160 seviyelerindedir. Sonuç olarak AB bölgesinde bölge ekonomilerinde toparlanma çok yavaş. Lider ekonomilerdeki ikinci çeyrekte aşağı doğru endişeyi artırıyor. İşsizlik yine 10.9'a yükseldi bu rekor seviyedir. Ülkeler arası dengesizlik var. Örneğin Almanya'da işsizlik yüzde 6, ispanya’da yüzde 24 genel olarak ülkelerde ise genç nüfusun yüzde 54 işsiz. Dolayısıyla kemer sıkma politikası işe yaramadı."
EURO BÖLGESİ DAĞILACAK MI?
Bu konuda bir çok görüş olduğunu anlatan Yılmaz,, sözlerini şöyle sürdürdü: "En önemlisi Yunanistan Euro’da çıkacak mı çıkarılacak mı. Çünkü çıkmakla çıkarılma arasında fark var. Aslında Euro üyesi bir ülkenin çıkarılması anlaşmalarda herhangi bir düzenleme yok. Ne tür tedbir alınacağı konusunda bir politika yok. Dolayısıyla Euro projesi baştan etraflıca düşünülmüş bir proje değil. Ayrıca, Euro bir ekonomik değil siyasi proje.
Ekonomik bir proje olabilmesi için ülkelerdeki sorunlarda sorun yaşayan işçiler bölgedeki istediği ülkede iş bulabilmeli. Bu şu an yok. Ayrıca AB’deki ülkeler arasında bir yardım transferi olmalıdır bu da yok."
Tek bir hazine olması gerektiğini anlatan Yılmaz, şöyle konuştu: "Dolayısıyla yasal düzenleme olmadığı için Yunanistan Euro bölgesinden çıkarsa ne yapacaklar üstüne ordu mu gönderecekler. Dolayısıyla Euro bölgesine girmek kolay çıkmak zor. Girerken kaynakları etkin kullanmanız isteniyor bu herkesin menfaatine. Ama çıkarken sizin inisiyatifinizde olmuyor. Çünkü olaylar sizi yönetiyor. Hızlı gelişiyor. Çıkışın ağır faturaları olacağı düşünülüyor. Euro bölgesinde çıkarsa Yunanistan maliyeti bir trilyon dolar olacak diye düşünülüyor. Yunanistan Euro bölgesinden çıkarsa elindeki paraları çıkarması çok büyük operasyon gerekir. Çünkü elinde 1,5 milyar Euro var. Bunun fiziki ağırlığı var."
YUNANİSTAN GİZLİ OLARAK KENDİ PARASINI BASIYORDUR
Yunanistan bunu tartışıyorsa şu an bir yerlerde Yunanistan'ın gizli olarak kendi parasını bastığını anlatan Yılmaz, şunları söyledi: "Bu mutlaka yapılıyordur. Bu gizli parayı gece saatlerinde piyasaya sürmek zorunda kalacak. Bu operasyonel işleri yapmak bu kadar kolay değil. Yunanistan çıktığında ne olacak diye soruluyor. Yapılan analizlere göre parası devale olacak çıkmaz ise dış alemle olan dengesizliklerini giderebilmesi için tekrar dengeye gelme işlemi maaşların düşmesi ve biraz enflasyonla olacak. Bunu yapmazsanız otomatik olarak devalüasyon olacak. Şu an bir araştırma kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre, Yunanistan'ın 200 milyar dolar milli geliri var. Devletin topladığı vergi 80 milyar dolardır. Yunanistan'ın Euro'dan çıkıp tekrar kendi parasıyla 2100 milyar dolar milli gelir elde edebilmesi için en az 10 sene lazım. Dolayısıyla ne yapılabilir konusu hâla masada tartışılıyor."



Kaynak:

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.