Merkez Bankası Enflasyon Raporu (2)

Merkez Bankası Enflasyon Raporu (2)
Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, kısa vadeli sermaye girişleri sonucunda hızlanan kredi genişlemesi ve artan cari açık gibi unsurların ülkemiz ekonomisi üzerinde oluşturduğu makro finansal riskleri sınırlamak amacıyla 2010 yılının sonlarından itibaren

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, kısa vadeli sermaye girişleri sonucunda hızlanan kredi genişlemesi ve artan cari açık gibi unsurların ülkemiz ekonomisi üzerinde oluşturduğu makro finansal riskleri sınırlamak amacıyla 2010 yılının sonlarından itibaren yeni bir politika stratejisi uygulamaya başladıklarını belirterek, "Yeni politika yaklaşımında önceliğimiz fiyat istikrarı olmaya devam etmekle birlikte destekleyici bir amaç olarak finansal istikrarı da gözetmekteyiz" dedi.

Merkez Bankası Başkanı Başçı, düzenlediği basın toplantısında son üç aydaki gelişmeler doğrultusunda güncellenen orta vadeli enflasyon tahminleri ile para politikası duruşunu açıklayacaklarını belirterek, ana bölümlere ilave olarak özel konuları inceleyen kutular hazırladıklarını ve 11 adet kutunun başlıklarının Türkiye ekonomisinin gündemine dair aydınlatıcı analizler içerdiğini ifade etti. "Uzunca bir müddettir küresel ekonomiye dair gelişmeler politikalarımız üzerinde önemli bir rol oynuyor. Bir süre

daha böyle devam edecek gibi görünüyor" diyen Başçı, küresel iktisadi gelişmeler hakkında şu bilgileri verdi:

"2011 yılının ikinci çeyreğinde küresel büyüme hızı yavaşlarken, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme dinamiklerindeki ayrışmanın sürdüğünü görüyoruz. Bu dönemde küresel ekonomiye dair aşağı yönlü riskler belirginleşti. Başta Yunanistan olmak üzere euro bölgesindeki bazı ülkelerde kamu borçlarının sürdürülebilirliğine dair endişelerin artması bu gelişmede belirleyici oldu. Ayrıca ABD'de gerek emek piyasasındaki toparlanmanın öngörülenden daha yavaş olması, gerekse kamu borcunun idaresine dair

sorunların devam etmesi de son dönemlerde gündemi belirleyen diğer gelişmeler oldu. Aşağı yönlü risklerin belirginleşmesine paralel olarak, gelişmiş ekonomilerde para politikalarında beklenen normalleşme sürecinin ertelenebileceğine dair algılamalar güçlendi. Gelişmekte olan ekonomiler ise, güçlü iç talep ve yüksek seyreden emtia fiyatları sonucu artış eğilimine giren enflasyona karsı para politikalarını sıkılaştırmaya devam ediyorlar. Bunun yanı sıra gelişmekte olan ülkelerde küresel makroekonomik

dengesizliklerin yurt içi piyasalara yansımasını sınırlamak amacıyla makro riskleri azaltıcı önlemlere sıklıkla başvurulduğunu görüyoruz."

Para politikası gelişmeleri ve parasal koşullar hakkında bilgi veren Başçı, olağanüstü küresel koşullara uygun bir şekilde TCMB olarak para politikasında farklı bir yaklaşım geliştirdiklerini açıkladı. Başçı, kısa vadeli sermaye girişleri sonucunda hızlanan kredi genişlemesi ve artan cari açık gibi unsurların ülkemiz ekonomisi üzerinde oluşturduğu makro finansal riskleri sınırlamak amacıyla 2010 yılının sonlarından itibaren yeni bir politika stratejisi uygulamaya başladıklarını belirterek, "Yeni politika

yaklaşımında önceliğimiz fiyat istikrarı olmaya devam etmekle birlikte, destekleyici bir amaç olarak finansal istikrarı da gözetmekteyiz. Bu kapsamda politika faizinin yanı sıra zorunlu karşılık oranları ve faiz koridoru gibi birbirini tamamlayıcı nitelikteki politika araçlarını bir arada kullanmaya başladık. 2010 yılının son çeyreğinden itibaren iç ve dış talep arasındaki ayrışmayı ve kısa vadeli sermaye girişlerinin yol açtığı riskleri sınırlamak amacıyla, kısa vadeli faiz oranlarını düşük düzeylerde

tutarken, zorunlu karşılık oranlarını kullanarak parasal sıkılaştırmaya gittik. Bu stratejiyle orta vadeli enflasyon görünümünü bozmadan ekonominin kademeli olarak daha sağlıklı bir büyüme kompozisyonuna doğru yönelmesine katkıda bulunmayı amaçladık. Bu çerçevede, 2010 yılının sonlarından itibaren zorunlu karşılık oranlarını kademeli olarak yükselterek parasal duruşumuzu daha temkinli bir konuma getirdik" şeklinde konuştu.

Nisan Enflasyon Raporu'nun yayımlandığı dönemden bu yana ise iktisadi faaliyetteki yavaşlama ve küresel ekonomide giderek artan belirsizlikleri göz önüne alarak politika faizinde ve Türk lirası zorunlu karşılık oranlarında bir değişikliğe gitmediklerini kaydeden Başçı, "Son dönemde yasadığımız gelişmelerin, Nisan Enflasyon Raporu'nda yer alan aşağı yönlü risk senaryolarına bir adım daha yaklaştırdı. Bu doğrultuda, Temmuz ayında yaptığımız Para Politikası Kurulu toplantısında küresel risklere yaptığımız

vurguyu güçlendirerek, gelişmiş ülke ekonomilerindeki sorunların daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetin durgunluk sürecine girmesi halinde bütün politika araçlarımızı genişletici yönde kullanabileceğimizi ifade ettik" dedi.

Küresel gelişmelerin, yılın ikinci çeyreğinde risk iştahını azalttığını dile getiren Başçı, ülkenin de içinde bulunduğu ve gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkilediğini kaydetti. Başçı, günlük döviz ihalelerinde alımı yapılacak tutarı mayıs ve haziran aylarında yaptıkları düzenlemelerle azalttıklarını açıklayarak, "Son olarak bu haftanın basında ise Avrupa Birliği'nin aldığı yeni kararların etkilerinin takip edilmesi sürecinde döviz alım ihalelerine ara verdik. Aynı gün

aldığımız bir diğer kararla da bankacılık sektöründe yükümlülüklerin vadesinin uzamasını teşvik etmek amacıyla, yabancı para zorunlu karşılık oranlarını uzun vadeli yükümlülükler için düşürdük" diye konuştu.

Makro finansal risklerin sınırlanmasına dair politikaların başarısında kurumlar arasındaki eşgüdümün önemli rol oynadığını söyleyen Başçı, bu doğrultuda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) son dönemde aldığı tedbirler ile maliye politikasındaki sıkı durusun da uygulanan politikayla bileşimini destekleyerek iç ve dış talebin dengelenmesine katkıda bulunduğunu ifade etti. "Yılın ikinci çeyreğinde Türk lirasının değeri benzer grupta yer alan ülkelerden arzu edilen doğrultuda ayrışmaya devam

etti" diyen Başçı, "Bu durum, diğer kurumlarca alınan eşgüdümlü tedbirlerle birlikte iç ve dış talebin dengelenmesine katkıda bulunmaktadır. Nitekim, yılın ikinci çeyrekarından itibaren yeni bir politika stratejisi uygulamaya başladıklğine dair açıklanan öncü verilere baktığımızda reel olarak ithalattaki yükseliş eğiliminin durduğunu ihracatın ise artmaya devam ettiğini görüyoruz" dedi.

Kredilerin yıllık artış hızı henüz finansal istikrar açısından makul bulduğumuz oranlara inmiş olmasa da, süregelen sıkılaştırmanın gecikmeli etkileriyle kredi kullanımının ivme kaybetmeye devam edeceğini belirten Başçı, yakın dönemde tüketici kredisi faizlerinde belirgin bir artış gözlemlediklerini kaydetti. Yakın dönem enflasyon gelişmelerini ve kısa vadeli tahminlerimizi yılın ikinci çeyreğindeki gerçekleşmeleri açıklayan Başçı, "Yılın ikinci çeyreğinde enflasyon dalgalı bir seyir izleyerek yüzde 6,24

düzeyine yükseldi. Bu artısı büyük ölçüde ithalat fiyatlarının birikimli yansımaları, gıda fiyatlarındaki artışlar ve baz etkisi gibi unsurlara atfedebiliriz. Eslenmemiş gıda fiyatlarındaki aşırı oynaklığa bağlı olarak aylık frekansta enflasyonda beklentilerimizin de üzerinde bir dalgalanma oldu, ancak Haziran ayı itibarıyla Nisan Enflasyon Raporu'nda öngördüğümüz düzeye oldukça yakın bir noktadayız.Diğer bir ifadeyle, tahminlerimizin baslangıç noktasını güncellememizi gerektirecek bir gelişme olmadı" dedi.

Başçı, Nisan ayında yapılan enflasyon tahminleri ve gerçekleşmeler hakkında bilgi vererek, "Enflasyonun tahmin aralığı içinde kalma olasılığı yüzde 70'tir. Uluslararası emtia fiyatlarındaki artışların ve Türk lirasındaki değer kaybının temel mal fiyatları üzerindeki yansımaları devam ediyor; ancak, ikincil etkilerin bu aşamada sınırlı kaldığını söyleyebiliriz. Bu noktada, temel enflasyon göstergelerinin yıllık artış oranları yükselmiş olsa da mevsimsellikten arındırılmış verilerin yakın dönemde temel

enflasyonda yavaşlama eğilimine işaret ettiğini vurgulamak istiyorum. Bunun yanı sıra, hizmet enflasyonunun yakın dönem eğiliminin de düşük düzeylerde seyrettiğini görüyoruz" şeklinde konuştu.

Yılın ikinci çeyreğinde ise, sıkılaştırıcı politikaların gecikmeli etkilerine ve dış talebin zayıf seyrine bağlı olarak iktisadi faaliyet yavaşlama eğilimine girdiğinin altını çizen Başçı, bu dönemde sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranları uzun süreden beri ilk defa bir önceki çeyreğe göre gerilediğini kaydetti. Yılın ikinci çeyreğinde bir yavaşlamanın olacağını öngördüklerini aktaran Başçı, verilerin öngördüklerinden biraz daha zayıf geldiğini belirtti. Başçı, İkinci çeyreğe dair açığı bir önceki

döneme kıyasla sınırlı oranda aşağı yönlü güncellediklerini vurgulayarak, aşağı yönlü risklerin artmış olmasına rağmen küresel iktisadi büyüme tahminlerindeki aşağı yönlü güncellemenin bu aşamada oldukça sınırlı kaldığını ifade etti. Dış talep koşullarını yansıtan bir gösterge olarak, Türkiye için ihracat ağırlıklı küresel büyüme endeksinin görünümünde belirgin bir değişim olmadığını kaydeden Başçı, orta vadede dış talep koşullarına ilişkin varsayımlarımızda enflasyon tahminlerimize etki edecek önemli bir

güncelleme yapmadıklarını dile getirdi.

Tahminlerini oluştururken 2011 yılı ve sonrası için petrol fiyatlarına dair varsayımlarını 115 ABD doları olarak korudukları bilgisini veren Başçı, "Vadeli piyasalardaki emtia fiyatlarını referans alarak oluşturduğumuz ithalat fiyatları varsayımımızda da belirgin bir güncelleme yapmadık. Ayrıca, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki oynaklığa rağmen, çeyrek sonu itibarıyla gıda fiyatlarının öngördüğümüz değerlere çok yakın gerçekleşmesi nedeniyle, 2011 yılsonu ve sonrası için gıda enflasyonu varsayımımızı yüzde

7,5 düzeyinde tuttuk. Maliye politikası tarafında ise önümüzdeki dönemde kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması yasası kapsamında elde edilen gelirin büyük bir bölümünün kamu borcunun azaltılmasında kullanılacağını, dolayısıyla maliye politikasının bir miktar sıkılaştırılacağını varsaydık. Faiz dışı harcamaların milli gelire oranının sınırlı ölçüde gerilediği, kamu borcunun milli gelire oranındaki düşüşün sürdüğü, risk priminde ise önemli bir değişim olmadığı bir çerçeveyi esas aldık. Ayrıca,

tahminlerimizi üretirken, önceki raporlarımızda olduğu gibi, vergi ayarlamalarının enflasyon hedefleri ve otomatik fiyatlama mekanizmaları ile uyumlu olacağını varsaydık" dedi.

Başçı, enflasyon görünümüne ve finansal istikrara ilişkin risklere ve bu risklerin gerçekleşmesi durumunda para politikasının nasıl şekillenebileceğine değinerek, ana senaryoda belirgin bir değişiklik olmasa da risk unsurlarının dağılımında önemli bir değişiklik olabileceğini açıkladı. Küresel iktisadi faaliyete ilişkin aşağı yönlü riskleri artık daha yüksek sesle dile getirdiklerini kaydeden Başçı, "Gelişmiş ülkelerde kredi, gayrimenkul ve emek piyasalarındaki sorunlar henüz tam olarak çözülememiştir.

Ayrıca birçok ülkede kamu maliyesi dinamiklerine ilişkin endişeler gündemde kalmaya devam ediyor. Özellikle, son dönemde euro bölgesi çevre ülkelerinin kamu borcuna ilişkin giderek artan sorunların, küresel ekonomiye dair aşağı yönlü riskleri belirginleştirdiğini görüyoruz. Bazı Avrupa ülkelerindeki kamu borcu sorununa ve küresel büyümeye ilişkin endişelerin risk iştahını olumsuz etkilemeye devam etmesi halinde faiz koridorunu kademeli olarak daraltabileceğimizi daha önce belirtmiştik. Ayrıca, gelişmiş ülke

ekonomilerindeki sorunların daha da derinleşmesi ve yurt içi iktisadi faaliyetin durgunluk sürecine girmesi halinde ise bütün politika araçlarımızı genişletici yönde kullanmamızın gerekebileceğini vurgulamak istiyorum" şeklinde konuştu.

'Kuşkusuz, euro bölgesindeki borç sorunlarının küresel boyutta bir krize dönüşmeden çözümlenme olasılığı da bulunuyor' diyen Başçı, "Ancak böyle bir durumda dahi, gelişmiş ülkelerde iktisadi faaliyet uzun süre zayıf seyrini koruyabilir. Buna karşılık, gelişmekte olan ülkelerde iç talep kaynaklı büyümenin devam ettiği, gelişmekte olan ülkelere kısa vadeli spekülatif sermaye girişlerinin yeniden hızlandığı, diğer bir ifadeyle küresel dengesizliklerin sürdüğü bir konjonktürle uzun süre yasamak zorunda

kalabiliriz. Bu senaryoda, muhtemelen dış talebimiz zayıf kalacak, emtia fiyatları yüksek seyrini koruyacak, ülkemize yönelik kısa vadeli sermaye girişleri sürecek ve bütün bunlar makro finansal riskleri besleyebilecektir. Böyle bir durumda, fiyat istikrarına ve finansal istikrara dair riskleri sınırlamak amacıyla düşük politika faizi ve yüksek zorunlu karşılıklar uygulamamıza uzun süre devam etmemiz gerekebilir" değerlendirmesinde bulundu.

Döviz kuru ve ithalat fiyatlarındaki gelişmelerin temel enflasyon göstergeleri üzerindeki etkileri 2010 yılının son çeyreğinden bu yana gözlenmeye başladıklarını ifade eden Başçı, temel enflasyon göstergelerinin yüksek seyretmesine neden olabilecek bir diğer unsurun da hazır giyim ve kumaş ithalatına yönelik olarak yapılan ek vergi artışları olacağını öne sürdü. Mevcut durumda temel enflasyon göstergelerindeki artış büyük ölçüde ithalat fiyatlarındaki artışa bağlı olarak ortaya çıkan göreli fiyat

hareketlerinden kaynaklandığını iddia eden Başçı, toplam talep koşullarının mevcut konumu ise ikincil etkileri kontrol altında tuttuğunu ifade etti. Başçı, yıllık bazda çekirdek enflasyonun bir süre daha artmaya devam edecek olması, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerinde yukarı yönlü bir risk unsuru oluşturduğunu açıklayarak, "Böyle bir riskin gerçekleşmesi ve orta vadeli enflasyon görünümünü tehdit etmesi durumunda para politikasını sıkılaştırmakta tereddüt etmeyeceğiz. Sıkılaştırmada

kullanacağımız araçların bileşimini ise büyük ölçüde iç talep, sermaye hareketleri, cari denge ve kredilerin seyri belirleyecek. Süregelen sıkılaştırıcı tedbirlerin krediler ve iç talep üzerindeki etkisinin yılın ikinci yarısında daha da belirginleşeceğini tahmin ediyoruz. Ancak burada su noktayı da vurgulamakta yarar görüyorum. Sıkılaştırıcı tedbirlerin yapacağı etkinin boyutu ve zamanlaması para politikasının kontrolü dışındaki gelişmelere bağlı olarak farklılaşabilir. Su ana kadar alınan önlemlerin fiyat

istikrarı ve finansal istikrar üzerindeki gecikmeli etkilerini yakından izlemeye devam ederek gerektiğinde ilave tedbirler alabileceğimizi tekrar vurgulamak istiyorum" dedi.

Para politikası stratejisini oluştururken maliye politikasına ilişkin gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceklerinin altını çizen Başçı, mevcut konjonktürde iç ve dış talep arasındaki ayrışmaya bağlı olarak artan cari açığın getirdiği risklerin sınırlanması bakımından mali disiplinin sürdürülmesinin önemini koruduğunu kaydetti. 'Kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması yasası kapsamında elde edilen kaynağın gerekse güçlü seyreden iç talebin sağladığı ek gelirlerin tasarruf edilmesi, fiyat

istikrarına ve finansal istikrara dair riskleri azaltacağı gibi mevcut politika bileşiminin etkinliğini de artıracaktır' diyen Başçı, rapor'da baz senaryoda yer alan enflasyon tahminlerini oluştururken ek bütçe gelirlerinin büyük oranda tasarruf edileceğini söyledi. Önümüzdeki dönemde fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine odaklanmaya ve finansal istikrarı gözetmeye devam edeceklerini ifade eden Başçı, "Bu süreçte merkez bankası ve diğer kurumlarca finansal istikrara yönelik alınan önlemlerin

enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini de dikkatle değerlendireceğiz. Orta vadede mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin yerine getirilmesi ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesiyle, ülkenin kredi riskindeki göreli iyileşmeye katkıda bulunarak makroekonomik istikrarı ve fiyat istikrarını destekleyecektir. Mali disiplinin devamı aynı zamanda para politikasının hareket alanını genişletecek ve faizlerin düşük düzeylerde kalıcı olmasını sağlayarak toplumsal refah artısına katkıda bulunacaktır.

Bu çerçevede, Orta Vadeli Program'ın ve Avrupa Birliği müktesebatının gerektirdiği yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusunda atılacak adımların büyük önem taşıdığını hatırlatıyorum" dedi.

Kaynak:

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.