“Medyanın Ekonomik kalkınmada Etkisi
Medyanın Ekonomik Kalkınma Üzerindeki Etkileri" adlı panelde konuşan ZAMAN Gazetesi Ekonomi yazarı Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat öğretim görevlisi Doç.Dr. İbrahim Öztürk Türkiye’nin ve dünyanın bir değişim ve dönüşümden geçtiğine dikkat çekerek yeni döneme bütün kurumların kuruluşların hazır olması gerektiğinin altını çizdi.

Gap Gazeteciler Birliği Cemiyeti, Kayısı Araştırma Proje Geliştirme Derneği ve TOSYÖV Malatya Destekleme Derneğinin ortaklaşa düzenlediği panele çok sayıda gazeteci katıldı.
Panelde bir konuşma yapan Gap Gazeteciler birliği genel Başkanı Zeynel Abidin KIYMAZ”da basının hayatın bütün evresinde etkili olduğuna dikkat çekerken hükümetin özelleştirme politikalarında önemli bazı yanlışlar yaptığını bunlardan en önemlisinin de “ Tekel ve tütün politikasında yapılan yanlışıdır” dedi.

Gap Gazeteciler Birliği Genel Başkanı Z.Abidin KIYMAZ
ADIYAMAN VE MALATYA TÜTÜN MAĞDURUDUR
Kıymaz konuşmasında şunları söyledi “ hükümetin sağlık reformu gibi beğeni toplayan çalışmalarının yanı sıra yaptığı yanlışlarda vardır. Bunlardan en önemlisi de Tekel ve tütün politikasında Türkiye’yi getirdiği noktadır. 150 yıllık köklü bir geçmişi olan Tekel kurumunu yüz binlerce tütün ekicisini ve on binlerce tekel çalışanının mağdur edilmesinin yanı sıra Tütün ithal eden ve milyar dolarlık pazarı sigara kartellerine terk ederek milli bir servet ortadan kaldırılmıştır. Bu politikanın en mağdur ettiği iller arasında Başta Adıyaman ve Malatya gelmektedir” dedi.
ÖZTÜRK:KONJÖKTÖR DEĞİŞİYOR
Panelde Prf.İbrahim Öztürk "Zor ve emrivaki olarak gelen, ama başarmamızda gereken başarmamızda gereken bir konjektörden geçiyoruz. “ diyerek şunları söyledi
EN ÖNEMLİ AKTÖR MEDYADIR
Doğrusu bu dönüşümün en önemli aktörlerden biriside medyadır. Çünkü medyayı işin içinden çekip aldığınız zaman, geride bir şey kalmıyor. Ne mesaj vereceksek, hangi farkındalığı yaratacaksak, hangi dönüşümü tetikleyeceksek, bunu yapacağımız alan bir kere medyadır.
Türkiye'de yeni dönemde medya işin ortasında. Medya iki tarafı keskin bıçak gibidir. Faydalı kullanılırsa iyi bir hayır, zararlı kullanılırsa da zehirli bir unsur olarak ta karşımızda. Türkiye, medyanın nasıl yıkıcı, olumsuz bir rol oynayacağını da yakından biliyor, ne kadar yapıcı rol oynayacağını da yakından biliyor
Türkiye, yetişmiş insanlarına sahip çıkmalı
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), İnsanî Gelişme Endeksi (İGE) raporunu yayımladı.
Endekse göre, Türkiye, 169 ülke arasında 83. sırada yer alıyor. Kişi başı gelirde ise Türkiye dünyada tam 54. sırada. Rekabetçilik endeksindeki yerimiz ise 62. sıra. Verimlilik ve inovasyon göstergelerinde de Türkiye, OECD ülkelerinin dibine çakılmış durumda. Helal olsun bize!

Bunlar son yılların rakamları değil elbet. Birike birike geliyor. Tam tersine son yıllarda hepsinde olumlu yönde kıpırdama var. Verimlilik artış oranında Türkiye, son yıllarda Çin ile birlikte başa güreşiyor, ancak yetmiyor. Yine de mevcut kriterlere göre Türkiye, İGE'de 'Yüksek İnsani Gelişme' gösteren ülkeler sınıfında yer alıyor. Nüfus ve coğrafi büyüklüğümüz ile övünüyoruz. 'Kelle sayısının' çokluğu sayesinde ekonomimiz dünyada 16. sırada.

Kısaca kemiyetin (sayısal büyüklüğün) olduğu her yerde bir şekilde biz de varız. Ancak keyfiyetin (niteliğin, kalitenin) olduğu yerde çok gerilerdeyiz. İGE endeksinde Türkiye'yi en kötü gösteren alanların başında son yıllardaki nefes nefese hamlelere rağmen hâlâ eğitim, sağlık hizmeti ve insanlar arasındaki eşitsizlik geliyor. Şimdi lütfen şu son iki cümleyi birleştirerek bir daha okuyun. Gelecekteki tehdidin nerede olduğunu açıkça göreceksiniz.
TÜRKİYEDE BEYİN GÖÇÜ BAŞLADI
Öte yandan Türkiye'ye belli oranda tersine beyin göçü de başlamış gibi. Bir yandan Avrupa ve ABD'de iş imkânlarının azalması ve ırkçılık eğilimlerinin baş göstermesi, öte yandan Türkiye'nin nitelikli insanlar için artan iş cazibesi sayesinde bu hareketlilik devam edecek gibi. Ancak baba ocağına dönen bu insanlara sahip çıkacak bir birim, bir sıcak kamusal ortamın inşa edilmesi, gelenleri eş dost üzerinden yer-yurt, iş-aş aramaktan kurtaracak bir mekanizmanın tesis edilmesi gerekiyor. Yoksa, 'geldik, gördük, döndük' türünden acı hayal kırıklıklarının yaşanması işten bile değil.

BEYİN GÖÇÜNÜ DURDURMALIYIZ
Zaman Gazetesi geçen hafta "beyin kanamasını yok etmek üzere" büyük bir buluşa imza atan ABD'nin ünlü Yale Üniversitesi'nden Türk Prof. Murat Günel'i manşetine taşıdı.
Buluşuyla tarihe geçen ve yeni bir başka buluşu da cebinde bekleyen Günel, "Keşke ortam olsa da bütün bunları kendi ülkemde yapsaydım." diye hayıflanıyor.
Haklı, zira Türkiye artık sanayide dünyanın ameleliğini yaparak yoluna devam edemez. Buluşlar, icatlar, yüksek katma değerli üretimler çağını yakalamak için yetişen beyinler içeriye getirilmeli, kazara içeride kalanlara da, tabir yerinde ise, "gâvur eziyeti" yapılmamalı. En önemli sorun aslında ne zannedildiği gibi para, ne de mekân. En büyük mesele, resmî ideolojinin üniversite üzerinde kurduğu giyotin ve baba ocağını çoktan terk eden aydın sınıfının çağdaşlık adına sergilediği tekdüze ve tek tip baskıcı modernite anlayışı.
Türk sosyolojisinin yurtdışındaki dev ismi Prof. Dr. Şerif Mardin'den Nobel ödüllü Orhan Pamuk'a, doçentlik düzeyinde başındaki örtü yüzünden üniversiteden kovulan Sevgi Kurtulmuş'a kadar, "fabrikasyon düşüncelerin" dışına çıktığınızda aforoz ediliyorsunuz. Son Can Dündar olayı da bir kez daha gösterdi ki; kaba kuvvet, vurmak, kırmak varken Kemalist zihniyetin ne "anlamak", ne de beyin gücünü içeride tutmak gibi bir sorunu var.” Dedi.
Panel sonrası dinleyicilerin sorularını cevaplandıran Prf.İbrahim Öztürk Malatya”da çeşitli incelemelerde bulundu esnafları ziyaret etti.
Haber:F.Z.Kıymaz/Cevher Akbaş

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.