1. HABERLER

  2. EĞİTİM

  3. KÜLTÜR SANAT

  4. Diriliş Filminin Yapımcısı Doktor Kemal Tekden İle “İnsan ve Zekâ”

Diriliş Filminin Yapımcısı Doktor Kemal Tekden İle “İnsan ve Zekâ”

Zihnî zekâsı yüksek olan biri ise normal olana göre anlatılan bir konuyu çok daha hızlı anlayabilir.

Diriliş Filminin Yapımcısı Doktor Kemal Tekden İle “İnsan ve Zekâ”

Zihnî zekâsı yüksek olan biri ise normal olana göre

 anlatılan bir konuyu çok daha hızlı anlayabilir.

Metin Acıpayam: Zekâ nedir?

Kemal Tekden: Zekâ, kısaca insanın çevreyi idrak (algılama) gücü ve kabiliyetidir. Vehbîdir, yani insanda doğuştan vardır, Allah vergisidir. Sonradan parlatılabilir veya köreltilebilir. Son zamanlardaki yayınlarda 8 tür zekâdan bahsedilmektedir. Bunlar, zihnî (matematiksel), görsel, işitsel, sosyal, içsel, kinestetik (sporcu), müzikal ve doğacıgibi zekâ çeşitleri olarak ayrılırlar. Bunların hepsi aynı kişide yüksek bulunmaz. Bu sebeple çocukların zekâ profillerini tespit etmeliyiz. Zekâ konusunda başka sınıflandırmalarda mevcuttur. Duygusal zekâ tabiri ise sosyal ve içsel zekânın toplamıdır.

Metin Acıpayam: Normal zekâ seviyesi ile yüksek zekâ seviyesi arasındaki temel farklar nedir?

Kemal Tekden: Yüksek zekâ, yüksek olduğu zekâ türünde diğerlerine göre daha iyi ve daha hızlı idrak halidir. O alanda çok daha başarılı olabilir. Mesela sosyal yönden yüksek olan bir insan normal olan birine göre çevreyleçok daha hızlı iletişim kurabilir. Zihnî zekâsı yüksek olan biri ise normal olana göre anlatılan bir konuyu çok daha hızlı anlayabilir. Yani bir başkasının 3 seferde anladığını bunlar bir seferde (hatta leb demeden…) anlayabilme kabiliyetine sahiptirler. Çabuk kavrama ve bütünü görebilme gibi pek çok özelliği kendilerinde barındırabilirler.

Metin Acıpayam: Zekâ ile akıl arasındaki temel farklar nedir?

Kemal Tekden: Zekâ ham maddedir. Akıl bunun üzerine gelişir. Akıl kesbîdir, sonradan kazanılır. Doğuşta yoktur. Akıl, insan zekâsının da dünyevî kalıplar içinde disiplinize edilmesidir. Dolayısıyla eğitimle, tecrübelerle tedricen gelişir. Zekâ akıl haline dönüşürse ancak kişinin kendine ve çevresine faydalı hale gelebilir. Böylece dünyada tercihlerini yapabilir. Aksi takdirde kendini yok edebilecek bir noktaya da gelebilir. Bu yüzden ilahî mesajlar daima akıl sahiplerine hitap etmektedir. İnsanın imtihanı (hak ve bâtıl arasındaki seçim)için akıl önemlidir. İslam’a göre sarsılmaz ve sağlam bir imanın da ilk şartıdır. Taklidî olandan tahkikî imana akıl götürür insanı. Akıl insanın dünyevî değerlere açılan kapısıdır. İmam-ı Gazalî’ye göre; aklın casusları beş duyudur, bu yüzden müşahhas (somut) âlemle ilgilidir. Zekâ bunun dışındaki ruhî verilerle de şuur vasıtasıyla irtibat kurmaktadır. Yani zekâmız, akıl ve şuur arasında daima irtibatlıdır. Akıl, insan için oldukça gerekli olmakla birlikte; sadece beş duyuya dayandığı için verileri yetersizdir. İnsan daima bu yetersizliğin sıkıntısını hisseder. Pozitif bilim de aslında objektif aklı ortaya çıkarma çabasıdır. Zekâ bununla yetinmeyeceği için sübjektife de yönelme ihtiyacı hisseder. Sanat ise zekânın akla isyanının ürünüdür ve adeta aklı aşma çabasıdır. Aynı zamanda zekâ, şuurun verilerini de kullanarak metafiziğe yönelmeye gayret eder. Dolayısıyla zekâ aklın kendini sınırlama çabası karşısında daima bir arayış içindedir.

kemal-tekden.jpg

Zekâ, bedende beyinle irtibatlı olmasıyla birlikte ruhla da ilişkilidir. Madde âlemiyle akıl vasıtasıyla irtibatta iken, ruhla irtibatını şuurumuz vasıtasıyla yapar.

Metin Acıpayam: Zeka ile istidat arasındaki temel farklar nedir?

Kemal Tekden: İstidatın bugünkü karşılığı özel yetenektir. İstidatlar da doğuştan varolan yeteneklerdir. Yetenekler bir insanın çeşitli alanlardaki beceri yüksekliğidir ve daha çok bedensel kaynaklıdır. İnsanlarda 52 çeşit yetenek olduğu tesbit edilmiştir. Bunlar, mental, psikomotor, bilişsel ve fiziksel olarak dört bölümde incelenir. İstidatlar da tespit edildiklerinde geliştirilirler. Bir alanda istidatı olan bir kişi iyi bir eğitimden geçtiğinde üstün başarı elde edilebilir.

Metin Acıpayam: İstidatların zekâ ile karıştırılmasından kaynaklanan problemler nedir?

Kemal Tekden: İkisi de doğuştandır ve birbirine benzer. Bu yüzden karışmaktadır. Eğitim alanında bunlar net belirlenmezse iyi sonuç almak mümkün değildir. Bu yüzden temel kavramların yerli yerine oturtulması ve tam belirlenmesi gerekmektedir.

Metin Acıpayam: Zekânın ruhla münasebeti nedir?

Kemal Tekden: Zekâ, bedende beyinle irtibatlı olmasıyla birlikte ruhla da ilişkilidir. Madde âlemiyle akıl vasıtasıyla irtibatta iken, ruhla irtibatını şuurumuz vasıtasıyla yapar. Zekâmız aklımızla dış dünyayı gözlerken, şuurla metafizik âleme bakmaktadır. Dolayısıyla duyulara (akla) dayalı yönüyle izafî olana, şuur kanalıyla da mutlak olana (Allah’a) bağlıdır. Bu yüzden arifler, şuuru iç göz diye tarif etmektedirler. İmam-ı Gazali “İnsan dış gözü ile bakar ama iç gözü ile görür.” demektedir. Böylece zekâmız,bu iki yönlü ilişkisinden dolayı insanın maddî ve manevî ihtiyaçlarını dengelemektedir.

1-20190130122457.jpg

Metin Acıpayam: Zekânın nefsle münasebeti nedir?

Kemal Tekden: İnsanın hayata tutunmasını ve yaşama arzusunu sağlayan, bu yüzden insanın yaşaması için gerekli olan nefs, tabii ki çevreyi idrak kabiliyeti olana zekâyla ilişkilidir. İkisi de doğuştan var olan melekelerdir. İkisi de kontrol altına alınmazsa insanı yanlışa götürebilir. Nefs de, zekâ da akılla terbiye edilmemiş ve kontrol altına alınmamışsa, hırslarıyla, tercihleriyle insanı aşağıların en aşağısına indirebilir. Bu yüzden nefsi emmare seviyesinde kalmış birçok yüksek zekâlı insanın canîleşebildiğini görebiliyoruz. Hatta nice yüksek zekâlı insanın intihar ettiğini de gözlemliyoruz. Bu kendisine ve çevresine zarar veren bir zekâ ve nefstir ki, bunun üzerindeki akla akl-ı meaş (veya sakim) diyoruz. Bu yüzden akılla disiplinize edilmemiş zekâ ve terbiye edilmemiş nefs sahibi insanın kendine ve çevreye faydası olmamaktadır. Nefsî bağlarından kurtulamayan akl-ı sakim, böylece insanı saadetten alıkoyar.Tersine aklını ve zekâsını kullanan mutmain nefs sahibi pek çok kişinin insanlığın iftihar tablosuna girmiş olduklarını da biliyoruz. Bu insanların aklına akl-ı selim diyoruz. Dolayısıyla nefsini kontrol altında tutan akl-ı selim sahibi insan gerçek saadete ulaşır. İnsan için ideal olan budur.

Metin Acıpayam: Zekânın zihnî ve kalbî evrendeki yeri nedir?

Kemal Tekden: Zekâ zaten zihnî evrenimizin temelini oluşturmaktadır. Bu, zihnî zekâ olarak ortaya çıkmaktadır. Düşünce sistemimizi, zekâmızı daha iyi işleterek verimli bir hale getirebiliriz. Ama bu melekelerimiz ancak kalbimizin de devreye girmesiyle insanlık için büyük mana kazanır. Kalbin iştirakiyle bilgimiz irfan boyutuna ulaşır, böylece tek boyutlu olmaktan çıkar ve insanileşir. Bu ise içsel zekâ olarak değerlendirilir ki, sosyal zekâyla birlikte duygusal zekâyı oluşturur. Duygusal zekâ, insan hayatında başarı için oldukça önem arzetmektedir.

Metin Acıpayam: Zekânın hürriyetle münasebeti nedir?

Kemal Tekden: Hürriyet zekânın ortaya çıkmasında ve aklın gelişiminde vazgeçilmez bir vasıtadır. Dehânın gelişmesinde olmazsa olmaz şartlardandır. Hürriyetin olmaması durumunda insanın şahsiyetinin gelişmesi ve fikir ortaya koyabilmesi mümkün değildir. Bağımlı ve hür olmayan beyinler ancak başkalarına veya ideolojilere esir olurlar. Onlar akıl baliğ olmaktan çıkarlar, ama yine de Yaratan’a karşı sorumluluktan kurtulamazlar. Yüce dinimiz İslam, bu sebeple müminlerin hür düşünceli insanlar olmasını hedeflemektedir.

Metin Acıpayam: Zekâ keşif melekesi midir, böyleyse akılla nasıl bir münasebet içindedir?

Kemal Tekden: Yukarda da bahsettiğimiz gibi, akıl objektif-maddî âlemi anlamlandırmaya çalışırken, zekâ sadece bununla yetinmez, sanatla aklın verilerinin ötesine geçmeye çalışır, şuurla da ruhu tatmin etmeye gayret eder. Yani zekâ daima insanî bir arayış içindedir. Keşifler bu arayış sonunda gerçekleşebilir. Kültür ve medeniyet değerleri bu keşifler sonucudurlar. Mutlak gerçeğe ulaşmada aşılan makamlar bu gayretin ürünüdür. İnsanın medeniyet oluştururken gösterdiği üç farklı tavrın arasındaki ortak aracı zekâdır. Bu tavırlar, ilmî, bediî ve dinî tavırlardır. Bütün insanlık medeniyet tarihi bu üç tavrın farklı şekillerde uygulanmasıyla kendini göstermiş, medeniyetlerin seviyeleri bu tavırlardaki incelik ve üstünlükle belirlenmiştir. Zekâ bu tavırlar arasındaki en önemli vasıtadır.

Metin Acıpayam: Varlık ve bilgi ile zeka ve aklın münasebetlerinin müşterek ve muhtelif yönleri nedir?

Kemal Tekden: Bu soruyu kısmen açıklamış olmakla birlikte şunu söylemeliyim ki; eşya dediğimiz varlık aleminden gelen bütün objektif bilgiler akıl vasıtasıyla zekânın ilgi sahasına girer, ama zekâ aklın verilerinin yetersizliğinden dolayı huzursuzluğunu gidermek ve objektif bilginin ötesine geçmek ve ruhî tatmini gerçekleştirmek arzusuyla şuurun verileriyle de ilgilenir. Sanat da zekânın akla isyanıyla ortaya çıkar.

Metin Acıpayam: İnsan sıfır yaşından (doğumdan) itibaren anlamaya başlıyor mu?

Kemal Tekden: İnsanın anne karnında anladığına dair ilmî çalışmalar vardır. İnsanın beş duyusu anne karnında ilk aylardan itibaren işlev görmektedir. Dolayısıyla insanın eğitimi, yani zekânın aklîleşmesi anne karnında başlamaktadır. Ama bu algılama son derece ilkeldir. Aklî olgunlaşma zekâ seviyesine bağlı olmakla birlikte buluğ yaşlarında mümkün olmaktadır.

Metin Acıpayam: Sıfır iki yaş arasında lisan öğrenebildiğine göre çok derin bir idrak seviyesi vardır, bunu gerçekleştiren zekâ mıdır akıl mıdır?

Kemal Tekden: Tabii ki akıl zamanla gelişmekle birlikte zekâ çocukta hazır fakat işlenmemiş bir şekilde vardır. Zekâyı erken değerlendirebilmek Allah’ın insanoğlunun nasıl mükemmel bir alt yapıyla donatmış olduğunu göstermektedir. Erken yaşlarda insan hafızasının fazla meşgul olmadığı zaman diliminde daha güçlü olduğu lisan öğrenmedeki ve hafızlıktaki başarıyla kendini gösteriyor. Eğitimin işte bu bilgiler temelinde gelişmesi, fıtrata uygun bir durumdur.

Metin Acıpayam: Zekâ mı yoksa akıl mı öncedir?

Kemal Tekden: Akıl sonradan oluşmaktadır, doğuşta zekânın bulunduğunu söylemiştik. Buna göre zekâ gelişmez, sadece iyi işlenmekle bir motor gibi açılır, kullanılmaya ve üst seviye çalışmaya başlar.

Metin Acıpayam: Ülkemizde deha kültürü yok, dehalar genellikle hayalperest, uçuk, ütopist gibi isimlerle hatırlanıyor, deha kültürü oluşturmak için neler yapılmalıdır?

Kemal Tekden: Standart eğitim anlayışı, gerek eğitimi anlayışımızın, gerekse cemaat kültürümüzün en büyük hatasıdır. Bu durum zekâyı kalıp içine koyma çabasıdır ki, zekânın en istemediği şeydir. Yüksek zekâyı öldüren veya isyankâr eden bir durumdur. Deha en yüksek zekâ demektir, farklı düşünen, olaylara herkesten farklı tepki gösteren insanlardır. Toplum onları anlamadığı gibi, çoğunlukla deli, meczup yaftası takabilir. Bu onları toplumdan koparabilir. Dehâ çaplı insanların en büyük istekleri hür olmaktır. Onlar anlaşılmazlar ve standardize edilmeye zorlanırlarsa, bütün çevreye ve topluma, değerlere isyan ederler. Bazen bunu yapamazsa kendi içine yönelik zarar verme noktasında şizofren bir haleti ruhiye içine girer ve intihar edebilirler. Deha kültürü oluşturmak için, onları anlayan bir çevre oluşturmak ve onları anlayıp, sevgiyle eğitebilecek eğitimciler ve ortamlar oluşturmak zorundayız. .

Metin Acıpayam: Zeka, akıl, akl-ı selim meseleleriyle ilgili ülkemizde literatür yok, bu sahalarda İslam ilim ve insan telakkisini esas alacak bir tetkik ve telif çalışması için nasıl bir müesseseleşmeye gidilmelidir?

Kemal Tekden: Kadim medeniyetimizin kitaplarında bu bilgiler yer almakla birlikte, bugüne uyarlanmadıkları ve bu yöndeki eserlerin çoğunun tercüme olması hasebiyle büyük bir yetersizlik ülkemizde görülmektedir. Aklın çeşitleri konusu batılı kitaplarda, irfan kültürünün olmaması sebebiyle yer almamaktadır. Aslında batıda insan “antropoloji” ilminin çerçevesi içerisinde incelenmektedir. Bu bilim ise tamamen pozitivist ve materyalist bir bakış açısı ortaya koymaktadır. Bugünkü tıbbın temelini oluşturmaktadır. Bu yaklaşım ise insanı bir bütün olarak ortaya koyamamaktadır, mesela insanın sevgi, şefkat, merhamet vs pek çok yönünü açıklamakta aciz kalmaktadır. Bunu batılı bilim adamları bile itiraf etmektedirler. Bizim kadim kitaplarımızda ise insan sadece ruhî bir bakışla incelenmektedir. Oysa insan bedeni, ruhu, nefsi, canıyla bir bütündür. Bu bütünlük içinde ona yaklaşmak gereklidir. Biz acizane başlangıç olması düşüncesiyle böyle bir çalışma yaptık. “İnsanın Sırrı” kitabımızda insanı bütün yönleriyle inceleme gayretinde bulunduk. İnşallah hayırlı olur, bunun yolunu açmış oluruz.

Metin Acıpayam: Bir mevzuda literatür (kafi sayıda eser) olmadığı takdirde o mevzunun anlaşıldığı iddiası muhaldir, bu açıdan bakıldığında ülkede zekâ, akıl, akl-ı selim ile ilgili kimsenin bir şey bilmediğini kabul etmek gerekmez mi?

Kemal Tekden: Aslında yaptığımız küçük çaplı araştırmalarda gördük ki, eğitimciler de dahil toplumumuzun çok büyük bir çoğunluğu bırakın akl-ı selimi,zekâ ile aklın farkını bile bilmemektedir. Bu konuda en azından yüzeyel olarak da olsa eğitimcilerimiz bu konuda eğitilmelidirler.

Bize göre Eğitimin formülü KEŞİF+İNKİŞAF’tır. Yani çocuğu bütün özellikleriyle önce keşfedeceksiniz, sonra inkişaf ettireceksiniz. Bize göre; millî olunmadan evrensel olunmaz.

Metin Acıpayam: Dehaların en bariz özelliği hürriyettir, bu sebeple dehaların eğitilebilirlik özelliği zayıftır, nasıl bir hususi eğitim sistemi kurulmalıdır?

Kemal Tekden: Biz TÜZDEV (Türkiye Üstün Zekâlı ve Dâhi Çocuklar Eğitim Vakfı) olarak özellikle deha çaplı çocuklar için ayrı ve özel müfredata sahip okullar kurulması gerektiğine inanıyoruz. Onları iyi tanıyan, zekâ ve yetenek çeşitlerine hakim eğitimciler deha çaplı çocukları adeta uçurabilirler. Bu çocuklar adeta ateşlenmeyi bekleyen füze gibidirler. Ateşlemeyi bilmeyen eğitimciler, o füzelerin yanmasına da sebep olabilirler. Bu yüzden onlara karşı çok bilinçli ve hassas bir çalışma gerçekleştirilmelidir. Burada önce bu çocukların kalbine, sonra beynine hitap önemlidir. (Aslında bütün çocuklar için bu geçerlidir.) Bize göre Eğitimin formülü KEŞİF+İNKİŞAF’tır. Yani çocuğu bütün özellikleriyle önce keşfedeceksiniz, sonra inkişaf ettireceksiniz. Bize göre; millî olunmadan evrensel olunmaz. Bu sebeple bütün dehâ çaplı çocukların mutlaka millî kimlik sahibi olmaları ve ideal eğitimi almaları şarttır. Dünya bu konulardan habersizken ceddimiz tam 500 yıl ENDERUN’da dehalar yetiştirmiştir. Bu bilgi, bu konudaki sorumluluğumuzu daha da arttırmaktadır.

Metin Acıpayam: Dehaların eğitimini normal zekâ seviyesine sahip öğretmenlerin yapması imkansızdır, eğitim kadrosun oluşturulması için nasıl bir program gerekir?

Kemal Tekden: Eğitimcinin ille de üstün zekâlı olması gerekmez. İşini ve yöntemini iyi bilen, çocuk ve genç psikolojisine vakıf,  idealist insanlar da onları çok iyi eğitebilir. Yeter ki onları iyi tanısınlar. Bunun için çok özel eğitimciler yetiştiren kurumlar açılmalıdır. Buradaki eğitimciler de mutlaka ideal eğitiminden geçmelidirler.

Metin Acıpayam: Dehalarda akl-ı selimin inşası için nasıl bir program hazırlanmalı ve tatbik edilmelidir?

Kemal Tekden: Millî olmak ve ideal eğitimi derken biraz da bunu kastediyoruz. Bu çocuklarda akl-ı selimin inşası için ilmî bilgi yanında irfanî bilgi sahibi olmaları da sağlanmalıdır. Hz. Mevlana “çocuklar iki kanatlı kuş gibi yetişmeli, aksi takdirde uçamazlar.” diyor. Akl-ı selim sahibi, insanlığa faydalı olacak dehalara dünyanın su ve ekmek kadar ihtiyacı var bugün. Hem kendilerini, hem de dünyayı kurtaracak anlayış burada yatmaktadır. Deha çaplı insanlar toplumlara, insanlığa örnek ve öncü olabilecek insanlardır. Onlar akl-ı selim sahibi olmaz, bugünkü materyalist anlayışla donanırlarsa, insanlığı mahvedecek ilim ve teknolojiler de geliştirebilirler. Bu teknolojilerle yüzbinlerce insanı bir anda öldürebilecek silahlar geliştirmek için harcayabilirler zekâlarını veya dünyanın en büyük canileri olabilirler. Bugün olduğu gibi.

Metin Acıpayam: Teşekkür ederiz kıymetli hocam…

Kemal Tekden: Rica ederim Metin bey…

KEMAL TEKDEN KİMDİR?

Op. Dr. Kemal TEKDEN 

1959’ da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kayseri de tamamladıktan sonra, İstanbul Tıp Fakültesinde okudu ve 1982’de mezun oldu. Adalet bakanlığı bünyesinde Dalaman Açık Cezaevi’nde doktorluğa ilk adımını attı. Daha sonra Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinde Kulak Burun Boğaz (KBB) bölümünde ihtisas yaptı. Kayseri Devlet Hastanesinde 4 yıl boyunca KBB uzmanı olarak görev yaptıktan sonra, 1993’ te memuriyetten ayrılarak Kayseri’nin ilk özel tıp merkezini hizmete açtı. Arkasından 1998’de ilk özel kalp hastanesi olan Kayseri Kalp Hastanesini, daha sonra Tekden Tıp Merkezini, Denizli Tekden Hastanesini ve son olarak da Mart 2007’de Kayseri ve İstanbul Bağcılar Tekden Hastanesini ortaklarıyla birlikte hizmete açtı. Eğitim alanında ise, 2006 yılında Kayseri’nin ilk akıllı okulu olan Tekden İlköğretim ve ortaöğretim okullarını Kayseri’ye, 2011’de ise İstanbul Küçükyalı’ya kazandırdı.

Op. Dr. Kemal Tekden, birçok vakıf ve sivil toplum kurucusu veya yönetici olarak görev yaptı. Bunlardan bazıları şunlardır: Erciyes Üniversitesi Tiyatro Kulübü, Erciyes Eğitim ve Hizmet Vakfı, Erciyes Üniversitesi Vakfı, Erciyes Feneri, Darülaceze Vakfı, Kayseri Aydınlar Ocağı, Selçuklu Vakfı, Gönüllerde Birlik Vakfı. Gözlem maksadıyla sık sık yurt dışı geziler yapan Dr. Kemal Tekden’in sağlık, eğitim ve sosyal alanlarda çalışmaları, dergi yazıları mevcut. Halen Eyvan Dergisinin sahipliğini yürütmekte, Kültür Eyvanı Derneğinin Başkanlığını ve Türkiye Üstün Zekâlı ve Dahi Çocukların Eğitimi Vakfı (TÜZDEV) Genel Başkanlığını yapmaktadır. DİRİLİŞ ‘ERTUĞRUL’ dizisinin yapımcısı olan TEKDEN FİLM şirketinin de Yönetim Kurulu Başkanıdır. Çeşitli üniversite ve liselerde “Hayatın Manası ve Başarı”, “Girişimcilik”, “ İnsanın Sırrı” “Üstün Zekâlı ve Deha Çaplı Çocuklar”, “İdeal Eğitimi”, “Eğitimle Diriliş” konularında konferanslar vermektedir. “İNSANIN SIRRI” isimli kitabı vardır. Zaman zaman TV programları da yapmış olan OP. DR. KEMAL TEKDEN, 25. Dönem Ak Parti Kayseri Milletvekili olmuştur. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

Editör: Emine Tekçe