Kahramanmaraş’ta birebir tanıdığım, aynı yolu yürüdüğüm, bu kente faydası dokunduğuna gönülden inandığım insanları herhangi bir sıralamaya tâbi tutmadan yazmaya devam ediyorum.
Bu yazıdaki isim; ağabeyim dediğim, otuz yılı aşkın süredir tanıdığım, sadece benim değil ailemin de hayatında özel bir yeri olan Serdar Erdoğanyılmaz.
Sanırım 1994 yılıydı ilk tanışmamız. O günden bugüne geçen zaman içinde Kahramanmaraş’ın dağında, taşında ayak izlerimiz vardır. Çağlayancerit’ten Nurhak’a, Türkoğlu’nun en ücra yollarından Pazarcık Beştepe’ye, Andırın Akifiye’den Göksun’un Kömür Suyu Vadisi’ne kadar nice yolu birlikte arşınladık. Kimi zaman yorulduk, kimi zaman sustuk ama hiçbir zaman birbirimizden kopmadık.
Özellikle 2003 yılından sonra aramızdaki ağabeylik hukuku öyle bir noktaya geldi ki, gün içinde birbirimizin sesini duymadığımızda kalbimizde bir eksiklik hisseder olduk.
Aktüel ve Bugün gazetelerini çıkardığımız yıllarda sanayideki matbaa makinesi arıza yaptığında, gecenin bir vakti aynı stresi birlikte yaşadık. GAP Gazeteciler Birliği yönetiminde görev aldığım dönemlerde birçok etkinliğe omuz omuza katıldık.
Aksu TV’de Artı Eksi programında yan yanaydık. 15 Temmuz gecesinde ve sonrasında Aksu TV canlı yayınlarında aynı heyecanı, aynı endişeyi ve aynı sorumluluğu birlikte taşıdık.
FERMAN PADİŞAHINSA, DAĞLAR BİZİMDİR
Zaman zaman şehirdeki iki yüzlülükten, beton yığınlarından, riya kokan sokaklardan bunaldığımızda soluğu dağlarda aldık. Toprakla konuştuk, çiçeklere dokunduk; onları çocuklarımız gibi sevdik. Hayatın doğada var olduğunu orada daha iyi anladık.
Bazen yüksek sesle haykırdık, bazen bir ardıç ağacının altında portakal ve ekmeği paylaştık.
Şimdilerde biraz ara verdik. Yoğunluk arttı, telaş çoğaldı. Olsun… Biz en küçük şeylerle mutlu olabilen insanlarız.
Unvanların, makamların, gücün ve paranın önünde hiçbir zaman eğilmedik. İlk tanıdığım Serdar abi ile bugünkü arasında tek bir fark var: Saçlarımız biraz daha beyazladı.
Bazen birlikte üzüldük, bazen birlikte sevindik. Ortak dostlarımızın baskısıyla siyasete girmesini istedik ama nasip olmadı. “Her şeyde bir hayır vardır” deyip geçtik.
Serdar Erdoğanyılmaz, Kahramanmaraş’a âşık bir insanın, bu şehre sevdalı bir ailenin ferdidir.
Eşi Süreyya Erdoğanyılmaz’ın, oğlu Serhan Erdoğanyılmaz’ın bu şehrin sosyal ve kültürel hayatına dokunuşlarına yakından şahit oldum.
PANDEMİ GÜNLERİNDE NELER YAŞADIK NELER
2020 yılının Mart ayında pandemi Kahramanmaraş’ta da kendini hissettirmeye başlamıştı.
6 Mart 2020’de anjiyo olduğum gün yanımda yeğenim Yusuf Taş ile Serdar abi vardı. Salı akşamı Aksu TV’de program yaptık. Yüzünde bir solgunluk vardı.
“Abi, sabah hastaneye gidelim” dedim.
“Peki” dedi.Hastaneye girerken fenalaştı. Virüs kapmıştı.
O andan sonra yeniden aramıza dönene kadar yaklaşık üç ay boyunca büyük bir mücadele verdi.Bir gece mesaj attım:
“Abi nasılsın?”Cevabı şuydu:
“Merak etme, senin kızlarının düğünlerini yapıncaya kadar ölmeyeceğim.”O gece evimde hem sevinç vardı hem gözyaşı…
Çok şükür, o zor günleri hep birlikte atlattık.
HERKESE YETECEK KADAR SEVGİMİZ VAR
Önyargılı olmadık.
Benim en iyi öğretmenlerimden biri olan Serdar abiyle yaptığımız her sohbetten bir şeyler öğrendim. En önemlisi; bardağın boş tarafına değil, dolu tarafına bakarak yaşamayı…
Bu da bana insanları, hayvanları ve hayatı sevmeyi öğretti.
Serdar Erdoğanyılmaz’ın yüreğinde bütün insanlara yetecek kadar sevgi var.
Eğitimi, işi ve bu şehre yaptığı katkılar zaten herkes tarafından biliniyor. Ben bu yazıda o yönlerinden çok; merhametini, dostluğunu ve kardeşliğini anlatmak istedim.
Allah ömrünü sağlıklı ve uzun eylesin.
Böyle beyefendi insanlara Kahramanmaraş’ın bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.