Siyasete adım attığın gün bir şey değişir.
Etrafın bir anda kalabalıklaşır.
Dün selam vermeye çekinenler, bugün kapında nöbet tutar.
Her cümlenin sonunda aynı nakarat yükselir:
“Başkanım çok yaşa!”
“Vekilim çok yaşa!”
Üç defa “ve” dememin sebebi var…
Çünkü bu sahne siyasetin değişmeyen dekorudur.
Ama hayatın bir de görünmeyen tarafı vardır.
Siyasetten önceki gerçek dostların farklıdır.
Onlar seni sadece çağırdığında düğününe gelir.
Çağırmazsan bile cenazende omuz verirler.
Çünkü dostluk davetle değil, gönülle ölçülür.
Fakat siyasetin etrafına ördüğü dalkavuklar ağı bambaşkadır.
Örümcek ağı gibi sararlar insanı.
Düğününde en çok altını takan olmak için yarışırlar.
Ama cenazende ortada görünmezler.
Acı olan şu ki…
Bunu görecek kadar yaşamak çoğu siyasetçiye nasip olmaz. öldükten sonra senin de görmen mümkün değil !
Sözüm sadece kendi şehrime değil.
Türkiye’nin dört bir yanındaki milletvekillerine, belediye başkanlarına ve siyasi parti yöneticilerine…
Bugün bakıyorum…
Heykel açılışlarıyla gündeme gelenler,
Düğünden cenazeye koşarak siyaset yaptığını zannedenler,
İftar sofralarında fotoğraf yarışına girenler…
Bunların hiçbiri kalıcı siyaset değildir.
Üstelik bazıları var ki;
kibir abidesi gibi dolaşırlar.
Oysa gerçek şu:
Üniversite okumak,
hatta profesör olmak bile
insanı cehaletten kurtarmaya yetmeyebilir.
Peki işini gerçekten iyi yapan yok mu?
Elbette var.
Mesela Fatma Şahin.
Mesela Mehmet Tahmazoğlu.
Gaziantep’e bakın…
**Fırat Nehri’nden su getirip
Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nin ihtiyacını karşılayan bir belediye yönetimi var.
Atatürk Barajı manzarasına yapılan seyir teraslarıyla
“Ramazan Bayramı’nda Gaziantep’e gelin” diye turizm çağrısı yapabiliyorlar.
Şehri pazarlamayı biliyorlar.
Hatta yarın bir gün
Ali Kayası Cam Teras için
“Bir saatlik mesafede Gaziantep sizi bekliyor” deseler şaşırmam. Yedikuyular Kayak Merkezi vurgu yaptığına şahit olduk.
Çünkü onlar şehirlerini tanıtmayı da yönetmeyi de biliyor. Akılı selim ortak akıl, basın danışmanları ile yürüyorlar..
Bir de bizim tabloya bakalım…
Gaziantep’te günde 60 uçak seferi yapılırken
biz iki uçuşu üçe çıkaramadık.
Üç yaptık…
dörde ulaştıramadık.
Depremde yıkılan otellerin yerine yenilerini hâlâ koyamadık.
Turizm potansiyeli konuşuyoruz ama
turisti ağırlayacak altyapıyı kuramıyoruz.
Ne diyelim…
Bazen insanın söyleyecek söz bulamadığı anlar olur.
Tekrar başa dönelim.
Vitrine oynamak oy getirmez.
Düğün, cenaze, iftar sofralarında görünmek…
Cahillerin alkışını toplamak…
Bunlar sandıkta karşılık bulmaz.
Seçim kazanmanın iki yolu vardır:
Birincisi…
Yapmadığın işleri yapmış gibi gösterirsin.
Dev Konserler , Hayali faturalarla kasanı doldurur, seçim zamanı paranın gücüyle gençleri kandırırsın.
İkincisi ise çok daha zordur.
Gerçek eser üretirsin.
Öyle eserler yaparsın ki
sadece kendi şehrin değil,
Türkiye konuşur.
Hatta dünya konuşur.
İşte o zaman
siyasetçinin reklamını afişler değil,
yaptığı eserler işler konuşulur..
Kim ne anlar bilemem…
Herkes heybesindeki bilgi kadar anlar.
Ama bir gerçek vardır ki değişmez:
Perşembenin gelişi
Çarşamba’dan bellidir.
Bugün
12 Mart 2026 Perşembe.
Hayırlı Perşembeler dostlar.
Hayırlı Ramazanlar.