Fiziksel gereksinimlerini gidermek için, bireyler yiyecek ve giyecek üretirler. Ki; böylesi bir üretime Materyal Üretimi denilir. Bireyler bu tür üretimi sosyal yaşantılarındaki iletişimleri ve ilişkileri sonucu gerçekleştirirler.
Belli bir ortamda ve zamanda, sosyal yapı yani toplum da Materyal Üretimi’ne sahiptir. Buna dâhildir.
Bir toplumun maddi yönde yaşamını üretme ve örgütleme biçimiyse, Kapitalist Sistemi oluşturur.
Kapitalist Sistem, özel mülkiyet örgütlenmesi üzerine kurulmuştur. Bu örgütlenme içinde, bireyler günlük iş yapış biçimleriyle, belli amaçlara uygun ürünler ve hizmetler üretirler. Bu süreçte, gerekli iletişim olmazsa, üretim de olmaz. Nitekim bu tür iletişim, Üretim Kültürü’yle ilişkilidir ve bu iletişim ayriyeten, bireylerin dünya görüşlerinin de anlatımıdır. Aktarımıdır.
Kurumsal İletişim
Kurumlardaki iletişim, günlük üretim ilişkilerinin nasıl kurularak devam ettiğini ve bu üretimin nasıl örgütlendiğini içermektedir.
Yönetimsel İletişim
Yönetimsel İletişim’de, şirketlerin küreselleşmesinin ve küreselleşen dünyada bir ülkenin ekonomik açıdan güçlendirilerek gelişmesinin üzerinde durulur.
Genelin çıkarı ise, özel güçlerin çıkarından geçerek açıklanır. Yani, faydaların nasıl bölüşüleceğinin saptanmasında, karar verenler, genelin çıkarını temsil eden temsilciler değildirler.
Böylesi bir iletişimde, şirketlerin ve devlet kurumlarının topluma katkısı yanı sıra ekonomik yönde gelişmeye ilişkin çabaları ve kaygıları sunulur.
İlişkilerde ve İletişimde Süreklilik
Üretim yapısındaki ilişkiler ve bu yöndeki iletişim, çalışanların faaliyetleriyle ve iletişimleriyle her gün yeniden üretilir. Böylelikle, bu yapının sürekliliği sağlanır.
Günümüzde, şirketler yoğun bir iletişim ilişkisine girmişlerdir.
Kapitalist firmalar özellikle de uluslararası dev firmalar, bilinçli olarak giriştikleri faaliyetleriyle, üretimin ve tüketimin koşullarını geliştirerek ve yenileyerek, piyasada kalıcılıklarını sağlarlar. Dahası, bu kalıcılığı perçinlemek için, çalışanların iş dışı boş zaman geçirmelerini; buna ilaveten, kültürel ve siyasal faaliyetlerinin yönlendirilmesini sağlayacak iletişim stratejileri ve taktikleri kullanırlar.
Bir başka ifadeyle, ilişkileriyle ve iletişim faaliyetleriyle, Kapitalist Örgütler sadece iş içi yaşamı kontrol etmezler, iş dışı etkinliklerin gündemini de hazırlarlar ve bunu sunarlar.
Standartlaşma
Standartlaşma sadece iş sürecinde olmaz. İnsan beyni, davranışları ve insanın yaşam tarzı da standartlaşır.
İşletmeciler ve ekonomistler, iş sürecindeki standartlaşmanın iş gücüne sağladığı faydalardan bahsederler. Otomatikleştirmenin çalışanlara daha fazla zaman ayırma, daha fazla dinlenme ve “kendilerini gerçekleştirme” olanakları sunduğunu belirtirler.
Kitlesel Üretim
Davranışlarıyla ve iletişimleriyle, kitleler, kendi koşullarını yeniden üretirler. Aynı şekilde, kendilerine umut vaat eden ekonomik ve siyasal sistemin koşullarını da yeniden üretirler. Ki; böylesi bir üretim, kitlelerin katılımıyla oluşan yeniden üretimdir.
Toplum içindeki iletişim içeriğinin değişimi ise, sahteyi gerçek yaparak, beyinleri ve vicdanları kirletme politikasına bağlıdır.
Buhranın Azalışı
Gerçi, iletişimlerin içeriği ve biçimi olumluysa, toplumsal karşıtlık ve çatışma krizi olasılığı da azalır.
Çevre Kirliliği
Çevre Kirliliği, Kapitalist Üretimin önemli sonuçlarından biridir. Kapitalist şirketler, çevre kirliliğini üretirler. Kimi yazar ve akademisyen ise, çevre kirliliğinin oluşumunu ve çözümünü çarpıtarak sunarlar. Sokağa tüküren maganda ve eğitimsiz kitleler, çevre kirliliğinin kaynağı olarak gösterilirler. Çevreyi kirletenler ise, bu süreçte, Çevre Koruma Toplantıları düzenlerler veya Çevreyi Koruma Seminerlerini desteklerler.
Ki; tüm bunlar ekonomik üretim biçimini destekleyen ve sonuçlarını gizleyen, çarpıtan ya da haklı çıkaran stratejik iletişim politikalarının uygulanmasının birer parçasıdır.
Buna istinaden, en olumsuz durumlar bile, çok çarpıtılmış bir biçimde aktarılır.
Çevre ise, bu süreçte, içinde yaşanılmaz çok daha kötü bir şekle dönüşür.
Yoksullar ve Biat Edişleri
Yaşamlarını üretme araçları başkalarının elinde olduğundan dolayı, yoksullar başkalarının onlar için saptadığı koşullarda yaşam mücadelesine girişirler ve bu süreçte, yeteneksizler, yarışta kaybedenler, risk almaktan korkanlar olarak tanımlanırlar.
Yaşam koşullarından yoksun bırakılmışların yoksun bırakılmaları ve yoksun olmaları fırsat eşitliğini kullanmakla oluşan doğal bir şeymiş gibi sunulur.
Kapitalist sistemi normalleştirmenin ve küreselleştirmenin başarısı zenginlik ve şöhret düşleriyle yaşayan yoksulların kendilerine ait olmayanın ve olmayacağın savunuculuğunu yapacak bilince ve vicdana sahip olmalarına dayanmaktadır.