Türk’ün misafirperverliği üzerine

.

Artık hafızamda tazeliğini kaybetmeye yüz tutmuş nice anılarım var benim.

2004 yılında ehliyet alıp Türkiye’yi çocuklarımla gezmeye başlamam bu tarihten sonradır.

2005 yılından 2015 yılına kadar Karadeniz’in en batısından Karadeniz’in en doğusu Trabzon’a kadar gezme imkânı buldum. Karabük, Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Sinop, Ordu, Giresun, Gölcük Tabiat Parkı, Trabzon, Samsun, Kırıkkale, Erzurum, Elazığ, Malatya ilk aklıma gelen şehirler.

Otomobille olunca, nerede akşam, orada sabah yaptım. Acele etmedim. Safranbolu, Yörük köyü, Amasra, İnebolu, Sinop zindanları, Kastamonu şehir merkezi, Uzungöl, Sümela Manastırı, Erzurum Ulucamii gibi yerleri gezerken, yol boyunda kır kahvelerinde ne güzelliklere şahit olduk biz.

Anadolu insanı merhametlidir. Anadolu insanı misafirperverdir. Anadolu insanın yüreğinde Allah korkusu vardır.

Gezip gördüğüm ülkemin güzel şehirlerinde sokaklarda tanıştığım insanların büyük çoğunluğuna Kahramanmaraşlı olduğumu söylediğimde bu şehre dair hep güzel şeyler duydum. Şimdi gezilerimde hatırımda kalanları okurlarla paylaşmak istiyorum.

ERSİZLERDERE VE BANA ANLATILANLAR

Kastamonu fotoğrafları arasında bulduğum Ersizlerdere ile ilgili hikayeyi o civarlarda oturduğum kır kahvesinde anlatmışlardı.

“Burasının şirin bir yer olduğu, yeşillikler içinde huzurlu insanların yaşadığı bir yer olarak söylediler. Osmanlı döneminde ve Kurtuluş savaşında buradan giden erkeklerin hiç biri dönmemiş. Hepsi gittikleri yerde bu vatan için şehit olmuş. Bu sebepten dolayı da burasına bu isim takılmış. Kim bilir Anadolu’nun böyle kaç köyü vardır. Vatan için çarpışmaya gidip de tekrar hiç dönenin olmadığı…

KASTAMONU HAYALLERİMİ SÜSLEYEN TARİHİ ŞEHİR

Hani bazen konuşuruz ya; “Ekonomik sıkıntım olmasa, para derdim olmasa yılın en çok vaktini şurada burada geçiririm!”

Evet, benimde böylesi en çok vaktimi geçirmeyi arzu ettiğim şehir Kastamonu’dur. Para derdim olmasa, elimde fotoğraf makinam ve iyi bir arabam olsa sanırım 5 yılda ancak Kastamonu’dan çıkarım…

Her caddesi, sokağı buram buram tarih kokan bir şehirdir. Öyle birkaç saatte gezerek burasını da gezdim demek doğru değil. Dostlarım hızlı bir gezi yaptırdılar bana.

Akşamın karanlığı yavaş yavaş dağlara inmeye başladığı saatlerde İnebolu’ya gitmek için yola çıktığımda, tekrar geleceğim demiştim amma, şu ana kadar mümkün olmadı.

Sevgili Tarım İl Müdürümüz Kastamonuludur. Birkaç defa gidelim dedik ama takvimler uyuşmadı. Mayıs ayına sözleştik. Kısmetse gitmek ve doya doya gezmek istiyorum.

İNEBOLU GİZEMLİ BİR İLÇE

Kastamonu’dan akşamın alacakaranlığında yola çıktık. Dağlara doğru yükseldik. Öyle bir zirveye çıktık ki, küçük kızım baba bulutların içindeyiz dedi.

Sonra ağır ağır inişe geçtik. Yol arkadaşlarım her güzel manzara olan yerde araçlarını durdurarak benim çevreyi iyice tanımama yardımcı oldular.

Kıvrıla kıvrıla İnebolu’ya indiğimizde küçük ve düz bir ova üzerine kurulan bu ilçede kendine özgü bir gizem olduğu kanaatine vardım. Karadeniz bölgesinde en çok burada kaldım. Sakin, sessiz ve kendi halinde insanların yaşadığı bu şirin ilçe beni büyüledi.

Çocukluk arkadaşım Mehmet Aksu burada cezaevi müdürüydü. Bölgeyi iyi bir gezdirdi.

Burasına yakın bir yerde küçük bir kumsal var. Denize girdim. Yüzme bilmem ama küçük kızımla iyi zaman geçirdim.

Atatürk’ün konakladığı bina önünde hatıra fotoğrafı çektirdim. Yurdumun her tarafı bir başka güzeldir. Kıymetini bilmek gerekiyor.

GÖLCÜK TABİAT PARKI

Bolu taraflarına yolu düşen insanların gidip görmesi gereken bir yer olarak görüyorum Gölcük Tabiat Parkını.

Belki Bolu’da daha güzel yerler vardır. Bolu ve Yedigöller, Kartalkaya civarlarını gezmek mümkün olmadı.

Ancak Tabiat Parkı içinde önce Vilayet evi olarak yaptırılan ve zaman zaman merhum İsmet İnönü’nün kaldığı Pembe Köşk bir perili ev gibi oralara gelen herkesi büyülüyor.

Gelen vatandaşlar için her şey düşünülmüş. Zamanımız azdı ve Bartın- Zonguldak taraflarına geçecektik daha detaylı bilgi almam mümkün olmadı.

Bu bölgeleri de şöyle zaman mevhumu olmaksızın doya doya gezmek ve yurdumun insanlarını tanımak istiyorum.

Bunları yazmama sebep olan gerçek hikaye ile sizleri başbaşa bırakıyorum.

**

“Işığı Yanan Evler”

Prof. Dr. Saffet Solak’ın anısı olarak her yerde karşıma çıkan bu yaşanmış olayı bende paylaşmak istedim.

“Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya’ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım.

küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerime yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin en büyüğü olan hacı anneye sıkılarak “anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor “ dedim. Hacı anne: evladım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi. Merak ettim, tekrar sordum : " trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?" hacı anne:

“ hayır, evladım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda ışığı yanan bir ev bulamazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, ışığı yanan bir ev bulsun diye bekliyoruz.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri