Tarihe Kazınan Acı Gerçekler

Tarihe Kazınan Acı Gerçekler

Siz Okurlarım!

Bir önceki yazımdan hatırlayacağınız üzere, Kahramanmaraş Balkan Türkleri Temsilcisi Selçuk Kurtsatar, 1912 - 1923 yılları arasında, Batı Trakya'da ve özellikle de Selanik'te, yoğun bir göç hareketi gerçekleştiğini; bu göç hareketinin ise, bir ulusun küllerinden yeniden doğarken evlatlarının ödediği en ağır bedellerden biri olduğunu ifade etmişti.

Selçuk Kurtsatar, taarruza katiyen geçilmeden, hiçbir karşılık verilmeden, 1912 yılında, Selanik'in Yunan Kuvvetleri'ne teslim edilmesiyle, yüz binlerce Türk ve Müslüman için kıyametin başladığı ifadesinde bulunmuştu. Kurtsatar, böyle bir durum karşısında, bölge halkının göç etmek zorunda kaldığını; bu zorunlu göçün ise, dünya tarihinin kaydettiği en büyük, en trajik kitlesel göçlerden birini tetiklediğini vurgulamıştı.

Ölüm yürüyüşüne dönüşen bu yolculukta, gemilerle Anadolu'ya göç etmeye çalışanların insanlık dışı koşullarda, hayatta kalma savaşı verdikleri açıklamasında bulunan Kurtsatar, muhacirlerin iyi veya kötü olarak fişlendiklerine; kötü olarak damgalananların ise, mezbahanelerde vahşice kesildiklerine, işkenceyle katlediklerine değinmişti.

Bu dehşetten can havliyle uzaklaşabilenlerin Selanik Limanı'na sığınmaları üzerine, limanda büyük bir insani krizle karşılaşıldığı açıklamasında bulunan Kurtsatar, Selanik Limanı'nın Anadolu'ya açılan en büyük tahliye kapısına dönüştüğünü ve limandaki on binlerce kişiye yönelik Kurtarma Operasyonu düzenlendiğini belirtmişti.

(Kurtsatar'ın Selanik Tespitleri. Esat Beşer. Maraş Gündem Gazetesi. 30 Mayıs 2026)

Tarihe Kazınan Acı Gerçekler

Kahramanmaraş Balkan Türkleri Temsilcisi Selçuk Kurtsatar, Selanik’te ve köylerinde yaşanılan katliamların, Selanik Limanı’nda beklerken çekilen açlığın, deniz üzerindeki zorlu yolculuğun ve en nihayetinde, Selanik’ten Anadolu’ya uzanan göç dalgasının tarihe kazındığını ifade eder.

Telafisi İmkânsız Kayıplar

Bu trajik süreçte, yaklaşık 1,5 milyon Müslüman ve Türk’ün yerlerinden edildikleri ve telafisi imkânsız çok büyük kayıplar verildiği tespitinde bulunan Selçuk Kurtsatar, Anadolu’ya sağ salim ulaşabilenleri ise, Cennet beklemediğini ifade etmişti.

1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, felaketin daha da büyüdüğüne ve yıllardan beri devam eden savaşlardan dolayı, ekonomik açıdan çöken muhacirlerin evlatlarını cephelerde kaybetmiş ve altyapısı olmayan yorgun Anadolu’ya sığındıklarına ilişkin açıklamada bulunan Selçuk Kurtsatar, Anadolu’ya ulaşmayı başaran muhacirlerin Anadolu topraklarında daha önceden belirlenen stratejik bölgelere yerleştirildiklerini kaydeder.

Bu bölgelerin tercih edilmesinin başlıca nedeni ise, Rumların ve Bulgarların göç etmesiyle, geride bıraktıkları boş konutların ve arazilerin yeni gelen göçmenlere ayrılmış olmasıydı.

Muhacirler Edirne’ye Yerleşirler...

Öyle ki; 1912 – 1920 yılları arasında, Edirne’ye yüz otuz iki bin beş yüz muhacir yerleştirilir.

Aynı şekilde, İstanbul, İzmir ve Bursa gibi büyük şehirler de muhacirle dolup taşar.

Camilerin avlulularının, medreselerin, okulların ve derme çatma çadır kamplarının muhacirlere ev sahipliği yaptığını açıklayan Selçuk Kurtsatar, devletin imkânlarının son derece kısıtlı olduğundan; buna benzer şekilde, yiyecek, giyecek ve barınak bulmanın da muhacirler için çok zor olduğundan söz eder.

Perdenin 1923’te Kapanışı

Muhacirlerin yabancısı oldukları bu topraklarda, geçmişin travmasını sarmaya çalıştıklarını; aynı zamanda, ağır yoksulluk şartlarında, hayatta kalmaya çabaladıklarını açıklayan Selçuk Kurtsatar, bu trajedinin en acıklı ve en kesin perdesinin ise, 1923 yılında kapandığını söyleyerek, sözlerini tamamlar:

“Gönül isterdi ki; altı yüzyıla yakın zaman vatanımız olan Balkanları gerek göç ederek gerek mübadeleyle terk etmek zorunda kalmasaydık.”

Fatihlerin Çocukları ve İçlerindeki Ukde

Türk Tarihi'nde en büyük acıların yaşandığı Balkan zulümlerinin ve Balkan Savaşları'nın kendileri için büyük bir yara olduğuna ve içlerinde ukde kaldığına ilişkin serzenişte bulunan Selçuk Kurtsatar, Evlâd-ı Fâtihân olarak, ata vatanlarında yaşıyor olmayı çok istediklerini ifade eder: “Ata vatanımızda yaşıyor olsaydık, Balkanlar bizim halen vatanımız olacaktı."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri