Sevgili Okurlarım,
Tarih değişiyor…
Yıllar geçiyor…
Teknoloji gelişiyor…
Ama siyasetin ve algı savaşlarının yöntemi pek değişmiyor.
Bir söz vardır: "Biz kırk kişiyiz, birbirimizi çok iyi biliriz."
Bugün yaşananlara bakınca, 2002 öncesini hatırlamamak elde değil.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Siirt'te okuduğu şiir nedeniyle hapse girmesi ve cezaevinden çıkmasının ardından yeni bir parti kuracağı konuşuluyordu. Vatandaşın ona sadece "Tayyip" dediği yıllardı.
26 Mart 1999'da Üsküdar Kısıklı'daki evinden Pınarhisar Cezaevi'ne uğurlanırken meydanlarda tek bir slogan yükseliyordu:
"Bu şarkı burada bitmez!"
Yaklaşık dört ay sonra cezaevinden çıktığında ise yeni bir siyasi hareketin ilk işaretleri verilmişti.
O günlerde darbe süreçlerini desteklediği yönünde eleştirilen bazı Batı merkezli medya kuruluşlarının Anadolu'daki muhabirlerine şu doğrultuda talimatlar verdiği bizler şahidiyiz !:
"Erdoğan cezaevinden çıkıyor. Eski konuşmalarını, fotoğraflarını, olumsuz sayılabilecek ne varsa bulun ve gönderin. İlinize geldiğinde de olumlu yönlerini değil, olumsuz taraflarını haber yapın."
Kahramanmaraş Belediye Meclisi, Namık Kemal Kavşağı ile Gaziantep Yolu arasındaki bulvara "Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı" adını vermiş, tabela da yerine dikilmişti.
Dönemin Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gökçınar'ın bir toplantıda gazetecilere dönerek, "Ayakta uyuyorsunuz. Cezaevinde bulunan bir kişinin adını caddeye vermişler. Bunun kanunda yeri var mı?" dediğini dün gibi hatırlıyorum.
Bunun üzerine bazı gazeteciler gidip tabelanın fotoğraflarını çekerek haber yaptılar. Haber yayımlandıktan kısa süre sonra ise Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gökçınar bir zati başında bekleyerek tabela söküldü. Benzer örnekleri saymakla bitiremem.
Cezaevinden çıktıktan AK Parti'nin kuruluşuna kadar geçen süreçte de televizyonlarda ve gazetelerde her gün olumsuz bir haber, çok sayıda tartışmalı yayın yapıldı. Eski konuşmalardan alınan cümleler bağlamından koparıldı, montajlandığı iddia edilen görüntüler ve kelime cımbızlamalarıyla kamuoyunda farklı bir algı oluşturulmaya çalışıldı.
Bütün bunlara bakıldığında, o siyasi hareketin başarılı olmasının zor olduğu sürekli muhalif parti liderileri ve ildeki temsilcileri söyledi.
Ancak millet sandıkta farklı bir karar verdi ve AK Parti, 2002 seçimlerinde tek başına iktidara geldi.
Bugün ise yıl 2026...
Bu kez mücadele televizyon ekranlarında değil, büyük ölçüde sosyal medya üzerinden yürütülüyor. yalan ve iftiraların hesabı yok.
Sadece tek bir örnek vereceğim.
Dersim Harekâtı, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlamış ve askerî operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etmiştir.
Buna rağmen sosyal medyada zaman zaman, tarihî gerçeklerle bağdaşmayan paylaşımlarla bu olayın doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a mal edilmeye çalışıldığına şahit oluyoruz.
Bunun üzerinden özellikle Mezopotamya ve Irak eksenli söylemlerle toplumda kin ve nefret oluşturulmaya çalışıldığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Ne yazık ki okumayan, araştırmayan bir toplum olduğumuz için, sokak röportajlarında uzatılan mikrofona bazı vatandaşların bu iddiaları doğruymuş gibi tekrar ettiğini görüyoruz.
Oysa tarih ortadadır.
1937 yılında Recep Tayyip Erdoğan henüz dünyaya bile gelmemişti.
İşte bu yüzden diyorum ki;
Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.
Algıyla bir yere kadar yol alınabilir; ancak kalıcı olan her zaman hakikattir. Dersim olaylarını Ak Partiye bağlayan kişilerin her halde aklından zoru vardır ! 1937 nerede 2002 nerede iyi düşünmek gerek !
Bu kesim : İHA, SİHA, Kaan, Kızılelma, TOGG, Hava Savunma sistemlerinin hiç birinin yapılmadığına halen inanmaktadır.
Türkiye de her şey yalan battık, öldük, bittik , diyerek ülkemizi yurt dışına şikayet etmekten öteye de gidemiyorlar.
Kalın sağlıcakla...