Kurban Bayramının ikinci günüydü (İki Nisan 1966 Cumartesi ).Vakit öğleye yaklaşıyordu.Güneşli bir gündü ama hava oldukça soğuktu.
Merkez ilçe nüfusu sekiz bin olan küçük bir ilçeydi Afşin o yıllarda.Resmi dairelerin dışındaki bütün evlerde çatı yoktu,kerpiçten yapılmış toprak damlı evler vardı.İlçenin ortasında sadece Atatürk Caddesi vardı.Caddenin iki yanında akasya ağaçları dikiliydi.Merkez dışındaki evlerin tamamı bahçeliydi.İlçenin Güneydoğusunda bulunan Tarım Bakalığına bağlı Fidanlık meyve ağaçlarıyla büyük bir alanı kaplıyordu.İlçenin her tarafı ağaçlarla kaplı olduğu için Afşin’e Yeşil Afşin deniyordu.Halkın geçim kaynağı hayvancılık vetarımdı.Sosyal hayat çok kısıtlıydı.Masa üstü bataryalı büyük radyolar zengin evlerinde vardı.Evlerin aydınlatmasında yüzde seksen gaz lambası kullanılıyordu.
Resmi dairelerde ve zengin evlerinde elektrik vardı.İlçe merkezinde bulunan büyük bir jenaratördenelktriküretiliyor,gece yirmi dörtte ilçe karanlığa gömülüyordu.Halkın tek eğlence kaynağı sinemaydı.Katipoğlu Mevlit Yazgan ve HacıkelYemliha İnal’ın ortak olduğu iki yüz kişilik kışlık sinemaydı.Akşam seansları bir liraydı.Cumartesi ve pazar günleri öğrenci matineleri yirmi beş kuruştu.
Haci Yaş, on yedi on sekiz yaşlarında zayıf bünyeli çok konuşkan ve şakacı bir gençti.Agzı iyi laf yapardı,bundan dolayı sinema filimlerinintanıtmınıyapıyordu,Tata panoda Hülya Koçyiğit ile Erol Taş’ın başrollerini oynadığı’’ SUSUZ YAZ ‘’ filminin siyah beyaz ve renkli iki reklam afişini sırtında taşıyordu.Meraklı gözler, sinema afişlerini dikkatlice izliyordu.Mahallenin çocukları film afişeriniyakından görmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.Haci Yaş, yaz mevsiminde merkez mahallerinde tanıtım yaparken ,kış mevsiminde sadece ana cadde üzerinde reklam tanıtımı yapıyordu.Bazenyürürken,bazenmola verdiği yerlerde sesli tanıtımı bağırarak yapıyordu:
--Sayın Yarpuzlular(Afşinliler),bir hafta boyunca Katipoğlu-HacıkelSineması’nda ödüllü film SUSUZ YAZ gösterimde olacaktır.
Başrollerde Hülya Koçyiğit ve Erol Taş oynuyor.Bu muhteşem filmi kaçırmayınız!..Duyduk duymayı demeyesiniz!. .Duyanlar duymayanlar duyursunlar!..
Sinema afişinde Berlin Film Festivainde, 1964’te ödül alan ilk Türk filmi olduğu yazıyordu.Sedat,Haci Yaş’ı tanıyordu.Meraklı bir ses tonuyla sordu:
--Berlin nerede Haci Abi?
Haci Yaş, biraz düşündükten sonra ,Sedat’ın yüzüne dik dik baktı:
--Ben neredenbileyim...Bunu bilse bilse Makinist Cengiz Abi’n bilir, sinemada bütün filmleri oynatan o; ona sor,diyerek tahta panoyu sırtına aldı ve yalpalayarak yoluna devam etti.
Harun ve Sedat aynı mahalleden çok yakın iki arkadaştı.Evleri birbirine çok yakındı.İlkokul beşinci sınıfta ,aynı ilkokula gidiyor ve aynı sınıfta okuyorlardı.Kurban Bayramı’nın ikinci günüydü.Kurban telaşından dolayı bayramlaşma birinci gün yapılmaz, ikici günden sonra başlardı.Nisan ayının başı olmasına rağmen hava çok soğuktu.Harun ve Sedat konuşmaya başlayınca ağızlarından dışarıya bembeyaz buhar çıkıyordu.Sedatgilin taş duvarlı evlerinin önünde durdular.Havasoğuktu.İkisi de i ağızlarından çıkan buharla ellerini ısıtmaya çalışarak ,öfeliyor ve ellerini pantolonlarının ceplerine sokuyorlardı.
Saat on bire geliyordu.Cumartesi günü öğleden sonra, on üç otuzda sinemaya gitmek istiyorlardı fakat sinema paraları yoktu.Cumartesi günleri sinema ücreti öğrenciler için yirmi beş kuruş,akşamlarıyetişkinler için bir liraydı.Gözgöze geldiler ,ikisi de sinema parasını nasıl bulacaklarını düşünürken Sedat cebinden iki çikolata çıkardı.Birini arkadaşına verdi,diğerini ağzına attı.Ağızlarınışapırtatarak çikolatayı yerken Sedat’ın gözleri ışıldadı:
--Sinema parasını nereden bulacağımızıbuldum!..Yukarı mahallede Fatma teyzem oturuyor.Teyzemin hiç çocuğu olmamış, kocası ve kendisi çocukları çok severler; onlara el öpmeye gidelim, bize bayram harçlığı verirler ,biz de o harçlılka sinemaya gideriz.
Gidecelkleri ev ilçenin batısında,oldukça ilçe merkezine uzaktı.Harungidecekeri evin yerini bilmiyordu.Sedat kendisinden bir yaş büyüktü.Onu çok seviyor, dediklerine inanıyor ve ona güveniyordu.Vakit geçirmeden Eshab-ı Kehf yoluna düştüler.Sinemaya gitme iştahıyla kah koşarak, kah yürüyerek dinlenmeden Tomak Mehmet’in evine vardılar.İkisi de yorulmuş veüşümüştü.Soğuktan burun uçları kızarmıştı.
Kapıyı Fatma teyzesi açtı.Çocukları güler yüzle karşıladı.Önce Sedat ,sonra Harun Fama teyzenin ellerini öptüler.Fatma teyzesi ablası Şadiye Hanım’ı sordu.Sedat annesininselamını söyledi.Odada göçmen sobası yanıyordu.Evin beyaz kedisi yan yatmış hırıltıyla uyuyordu.Fatma Hanım, kedisinin başını,sırtını tatlı bir sesle ‘’PAMUK’’diyerek yavaşça okşadı.Kedi, kanepede oturan çocukları görünce gözlerini hafifçe açtı ve tekrar uykusuna daldı.Belli ki bayramdan dolayı karnı toktu.Fatma Hanım çocuklara önce beyaz lokum tuttu,sonrasomruk şeker ikrametti.Çocuklar lokumu ağızlarına atıp iştahla yediler.Somruk şekerlerini ceplerine koydular.
Fatma Hanım’ın kocası görünürde yoktu.Çocuklar meraklı gözlerle Fatma Hanım’a baktılar.Çünkü bayram harçlığını, çocuklara erkekler verirdi.İyice meraklandıkları sırada Mehmet amca salona girdi.Çocukların ikisi birden ayağa kalkarak Mehmet amcalarının ellerini saygıyla öpütler.Tekrar yerlerine oturdular.MehmetAmca,Sedat’ı biliyordu ama diğer çocuğu bilmiyordu.Kimin çocuğu olduğunu sorunca, Sedat’tan önce Fatma Hanım Harun’un ailesi hakkında bilgi verdi.Fatma Hanım aşağı mahalleden ,yukarı mahalleye gelin gelişti.Harun’unailesini,annesini yakından tanıyordu.Tanışma faslı bittikten sonra çocuklar biraz daha oturdular.İkisi de ümitsiz gözle birbirlerine baktılar.Harçlıkolmassa sinemaya gidemeyeceklerdi.Sedat ve Harun ayağa kalktılar.Sedat:
--Teyze ,bizgidiyoruz.Bir şey diyor musun anneme?
--Annene,babana,kardeşlerine çok çok selamımı söylersin.Doğruca evinize gidiniz.
Çocuklar kapıya doğru yürürken Fatma Hanım kocasına seslendi:
--Mehmet Bey, az daha unutuyorduk,çocuklara bayram harçlığı verir misin?
Mehmet Bey,gülümseyerektahta masanın üzerinde duran bakır kaseye elini attı.Gümüş renkli bir yirmi beş kuruşu aldı,Sedat’auzattı.Sedat sevinçle parayı aldı, pantolunun sağ cebine koydu.Harun’la göz göze geldiler.Endişeli gözlerle birbirine baktılar.MehmetBey,bakır kaseyi tekrar tekrar karıştırdı ,iki adet kırmızı renkli bakır on kuruşu eline aldı.Kaseyi biraz daha karıştırınca ‘’tamam’’dercesine bakır beş kuruşu buldu.Harun’ada yirmi beş kuruşu verdi.Çocukların yüzü gülüyordu,sinema parası çıkmıştı.Lastik ayakkabılarını bir çırpıda giydiler.Sinemayayeişmek için koşmaya başladılar.Saatin kaç olduğunu bilmiyorlardı çünkü ikisinin de kol saati yoktu.
Sinema on üç otuzda gösterime girerdi.Film başlamadan önce her zaman dikkat çekmek için sinemanın giriş kapısındaki hopörlörden gündemde olan türküler ,şarkılar çalınırdı.Çocuklar ilçe merkezine yaklaştıkça sinemanın hopörlöründentürkü,şarkı çalıyorsa film başlamamıştı.İkisi de kulak kesildiler;duydukları şarkı sözleriyle ,sinemanın başlamadığını anlayarak sevindiler:
Bana sevda çekme ,derler.
Kalpsiz olsam çeker miyim?
Sakın böyle,içkiiçme!derler.
Dertsiz olsam içer miyim?
Teselliyi meyde buldum
Gece gündüz içer oldum.
Hasretin canıma yetti,
Aşkınla harap oldum!..
Yetim Mustafa’nın şarkısı çalıyordu.
Mutluluklarına diyecek yoktu.Sevinçle birbirlerine baktılar.Sinemanın giriş kapısında, her zaman olduğu gibi, ak saçlarıyla Katipoğlu Mevlit amca duruyordu.Akşmları bir liralık biletle girilen sinemaya,gündüz gösterimlerinde bilet yerine Mevlit amca elden parayı alıyor,elindeki torbanın içine atıyordu.Önce Sedat yirmi beş kuruşu verdi,arkasından Harun bakırdan iki onkuruşu ve beş kuruşu verdi.Sinama salonunun ışıkları yanıyordu. Salon hınça hınç seyirciyle dolmuştu.Çünkü bayram harçlığını alan çocuklar sinemaya koşmuştu.Salonda boş yer aradılar,yeryoktu.Sınıf arkadaşlarından Hüseyin ‘in sesiyle yanına koştular.Tek bir tahta sandalye buldular.İkisi birden aynı sandalyeye oturdular.
Salondaki uğultu,ışıkların yanıp sönmesiyle kesildi. Film öncesi gelecek hafta gösterime girecek filmlerin reklam tanıtımları yapıldı.Reklam bitince siyah-beyaz ‘’SUSUZ YAZ’’ filmi başladı.Birçok çocuk heyecandan dolayı filmi ağzı açık izliyordu.Bazı çocuklar da ilk defa sinema filmi izliyordu.Bir taraftan da yetişkin delikanlıların içtiği sigara dumanı salonu kaplıyordu.Çocuklarbu dumandan rahatsız oluyordu ama kimse sesini çıkaramıyordu.Çünkü o yıllarda kapalı ortamlarda sigara içmek yasak değildi.
SUSUZ YAZ filmi Ege Bölgesi’nde yaşayan köylüler arasındaki su kavgasını anlatıyordu.Çiftçi Osman(Erol Taş) arazisinde çıkan suyu tek başına sahiplenen kötü adamdı. Suya ihtiyacı olan köylülerin tarlalarını sulamalarına engel oluyordu.Bu çatışmada neticesinde kardeşi Hasan hapse düştü.Karısı Bahar(Hülya Koçyiğit) Osman’la mücadele ediyordu.
Filmin sonumda kötü adam Osman’ın(Erol Taş) ölümü, filmi heyecanla izleyen seyircileri-çocukları- çok mutlu etti.Ege köylülerinin hayatını , sosyal gerçekleri anlatan bir sinema filmiydi.
Sedat ve Harun, filmde anlatılan sosyal gerçekçiliği, yaşları gereği tam anlayamamışlardı.Yarpuz’da su kavgası yoktu.Emirli’den kaynak suyu olarak ÇobanPınarı’nın suyu iki kola ayrılıyordu..Birinci kolu Yeşilyurt Mahallesini,Kuz Bahçedeki bahçeleri suluyor.İkinci kolu Beyceğiz Mahllesi’ndeki bahçeleri ,bostanları suluyor ama su kavgası olmuyordu.Çünkü bekçilerinin gözetiminde bahçe,bostan sulaması yapılıyordu.
Sedat ve Harun sinemadan çıktılar,evlerinin yolunu tuttular çünkü ikisi de çok acıkmıştı.İlk önce Sedatgilin taş evlerine vardılar.Vedalaştılar,Harungilin evi yaklaşık yüz metre ötedeydi.Annesi Harun’u çardakta karşıladı.Merakla sordu:
--Sabahleyin evden çıktın,bunca zaman neredeydin, acıkmadın mı oğlum?
Harun,sinamaya gittiğini söyleyemezdi,çünkü kendisine kızarlardı.Arkadaşlarıyla ayak topu oynadıklarını söyledi.Gerçekten de ortaokulun bahçesinde arkadaşlarıyla futbol maçı yapmaktan çok zevk alıyordu..Acıkıtğını söyleyince annesi , toprak ocakta kaynayan bakır kazandan tarhana çorbasını kalaylı bakır sahanakoydu.Kurban etinden yapılan kavurmayı, yufka ekmekle dürüm yaparak Harun’un eline verdi.Harun tarhana çorbasını tahta kaşıklahöpürteterek iştahla içerken,kavurma dürümünden de yemeyi ihmal etmiyordu.Çorba da dürüm de bitmişti.
Karnı doyunca yorulduğunu anladı. Hayallere dalarken , odunsobasının yanındaki yer minderindeuyuyakaldı…