Siyaset gelip geçer, makamlar el değiştirir; geriye insanlığımız, dostluklarımız ve birbirimizin yüzüne bakabilme cesaretimiz kalır!
Yaşım 60’ı geçti. Artık günlük siyasi tartışmaları köşeme taşıyarak toplumu gereksiz polemiklerin içine çekmek istemiyorum. Çünkü yılların bana öğrettiği bir gerçek var: Siyaset gündem değiştirir, isimler değişir, partiler değişir ama insanın karakteri kolay kolay değişmez.
Ne var ki Yeniden Refah Partisi Kahramanmaraş İl Başkanı Muhammed Aydoğar’ın açıklamalarını dinledikten sonra, şehrimizin huzuruna belki küçük de olsa bir katkı sunabilirim düşüncesiyle bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim.
Malumunuz, geçtiğimiz günlerde Yeniden Refah Partisi listelerinden seçilen iki belediye başkanının AK Parti’ye geçmesi şehir gündeminde önemli bir yer tuttu. Tartışmalar başladı, siyasi değerlendirmeler peş peşe geldi.
Peki, bütün bu tartışmaların ötesinde asıl konuşmamız gereken nedir?
Siyasetin dili mi, siyasi ahlak mı, yoksa aynı şehirde yaşayan insanların birbirine karşı sorumluluğu mu?
Bence asıl mesele tam da burada başlıyor.
SİYASETİN GERÇEKLERİNİ GÖRMEZDEN GELEMEYİZ
Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Mehmet Akpınar, geçmişte AK Parti yönetiminde bulunmuş ve bu partiden aday adaylığı süreci yaşamış bir isim. Siyasi geçmişi ve çizgisi de bunu gösteriyor. Seçildiği günden bu yana Büyükşehir Belediye Meclisinde AK Parti ile birlikte hareket ediyor.
Benzer bir durum Türkoğlu Belediye Başkanı Mehmet Karaca için de söz konusu.
Elbette belediye başkanlarının parti değiştirmesi ya da siyasi tercihlerini yeniden değerlendirmesi tartışılabilir. Seçmenin verdiği oy, siyasi temsil ve seçmene karşı sorumluluk meselesi elbette önemlidir. Bunları konuşmak da eleştirmek de demokratik hayatın doğal bir parçasıdır.
Ancak meseleyi yalnızca parti isimleri üzerinden okumak, Türkiye siyasetinin toplumsal gerçekliğini anlamamıza yetmez.
AK Parti, Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, MHP; hatta Anahtar Parti, BBP, Zafer Partisi ve İYİ Parti gibi siyasi hareketlerin seçmen tabanları arasında önemli kesişmeler bulunmaktadır.
Bu seçmen kitlelerinin tamamı elbette aynı değildir. Fakat muhafazakâr, milliyetçi, merkez sağ ve demokratik hassasiyetler etrafında buluşan geniş bir toplumsal tabandan söz etmek mümkündür.
Siyasi partilerin söylemleri, vaatleri ve topluma sundukları çözümler zaman zaman birbirine yaklaşırken seçmen davranışları da bu ortak zeminden etkilenmektedir.
Merhum Turgut Özal'ın Türk siyasetine damga vuran “iki buçuk parti” değerlendirmesini hatırlayalım.
Bugün parti sayısı çok olabilir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin siyasi dengeleri, seçimlerde ittifakları ve büyük siyasi blokları öne çıkarıyor.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de farklı siyasi hareketlerin belirli bloklar etrafında toplandığını gördük. Önümüzdeki seçimlerde de ittifakların ve siyasi blokların belirleyici olması kuvvetle muhtemeldir.
Siyasetin matematiği ortadayken, asıl üzerinde durmamız gereken konu şudur: Siyasi rekabet yaparken hangi değerleri koruyoruz, hangi değerleri kendi ellerimizle tüketiyoruz?
SİYASETTE ETİK VE AHLAK SADECE SÖZDE Mİ KALDI?
Türkiye'de siyasi tartışmaların geldiği noktaya baktığımızda, toplumun giderek “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” şeklinde iki keskin gruba ayrıldığını görüyoruz.
Siyasi aidiyet, kimi zaman insanın vicdanının önüne geçiyor. Aynı davranış, kendi tarafımızdan yapıldığında makul karşılanırken karşı taraf yaptığında büyük bir ahlaki meseleye dönüştürülebiliyor.
İşte tehlike burada başlıyor!
Bir ülkede doğruyu söyleyenin kim olduğuna değil, hangi tarafta durduğuna bakılıyorsa; haksızlığa kimin uğradığından önce hangi partiden olduğuna göre hüküm veriliyorsa, orada siyasi ahlakın ciddi biçimde sorgulanması gerekir.
Şimdi soruyorum:
Siyasi etik ve siyasi ahlak kavramlarını bu kadar rahat kullanabiliyor muyuz?
Bu kavramları dilinden düşürmeyen siyasetçiler, önce kendi siyasi geçmişleriyle, kendi kararlarıyla ve kendi uygulamalarıyla yüzleşmeye hazır mı?
Dün yanlış dediğine bugün doğru diyen, dün eleştirdiğini bugün savunan, dün karşı çıktığı anlayışla bugün yan yana duran siyasetçilerin seçmene açıklamak zorunda olduğu bir şeyler yok mu?
Elbette siyasette fikir değiştirmek mümkündür. Şartlar değişebilir, düşünceler olgunlaşabilir, siyasi tercihler yeniden şekillenebilir. Demokratik siyasette bunların hiçbirine kategorik olarak karşı çıkılamaz.
Ancak değişimin de bir izahı, bir tutarlılığı ve seçmene karşı bir sorumluluğu olmalıdır.
Çünkü siyasette her şey değişebilir ama ilkesizlik, değişimin adı altında meşrulaştırılmamalıdır.
Eğer siyasi etik yalnızca rakibi eleştirmek için kullanılan bir silaha dönüşmüşse, ahlak sadece karşı tarafın yanlışlarında hatırlanıyorsa, erdem yalnızca kürsülerden verilen nutuklarda kalmışsa burada durup düşünmek zorundayız.
Benim asıl itirazım da buna!
Bir siyasi partinin diğerinden üstün olduğunu iddia etmekten önce, bütün siyasi partilerin aynı ahlaki ölçülere tabi olması gerektiğini savunuyorum.
Kim yaparsa yapsın yanlış yanlıştır. Kim söylerse söylesin doğru doğrudur.
Ahlakın partisi, vicdanın ittifakı olmaz!
SİYASET UĞRUNA TOPLUMUN VİCDANI TÜKETİLMESİN!
Siyasi kutuplaşmanın en ağır faturası yalnızca siyasetçilere kesilmiyor. Bu faturayı sokaktaki vatandaş, aynı mahallede yaşayan komşu, yıllardır birbirinin ekmeğini paylaşan dostlar ödüyor.
Bir bakıyorsunuz, dün aynı sofrada oturan insanlar bugün farklı siyasi tercihler yüzünden birbirine selam vermiyor.
Bir bakıyorsunuz, yılların dostluğu bir seçim tartışmasına kurban ediliyor.
Oysa siyasetçinin görevi toplumu birbirine düşürmek değil, farklı düşüncelere sahip insanları ortak bir gelecek etrafında buluşturabilmektir.
Farklı siyasi görüşlere sahip olmak düşmanlık sebebi değildir. Bir partiye oy vermek insanı diğerinden daha değerli kılmaz. Bir siyasi lideri sevmek de o liderin her kararını sorgusuz sualsiz savunmayı gerektirmez.
Ne yazık ki bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki siyahı beyaz, yanlışı doğru, tutarsızlığı başarı diye anlatmaya çalışan bir siyasi dilin içinde buluyoruz kendimizi.
İnsan sormadan edemiyor:
Bu kadar siyasi hesabın, bu kadar karşılıklı suçlamanın ve bu kadar keskin kamplaşmanın arasında insanlığımıza ne kadar yer kalıyor?
Benim derdim herhangi bir siyasi partiyi hedef göstermek değil. Benim derdim, hangi partiden olursa olsun herkesin ortak değerlerimize sahip çıkmasıdır.
Çünkü siyaset biter, seçim biter, makamlar el değiştirir. Fakat aynı şehirde yaşamaya, aynı sokaklarda karşılaşmaya, aynı acıları ve sevinçleri paylaşmaya devam ederiz.
İşte bu yüzden siyasi eleştiri yapılırken de bir sınır, bir ölçü ve bir vicdan bulunmalıdır.
Bu konuda yazılacak daha çok şey var. Belki bir başka yazıda yeniden ele alırız. Allah ömür verirse…
KMTSO YÖNETİMİNE BAŞARI DİLEĞİM
Siyasetin tartışmaları bir yana, şehrimizin ekonomik geleceği açısından önem taşıyan bir başka konuya da değinmek istiyorum.
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odasında yeni bir dönem başlıyor.
Bugünlerde oda seçimlerinin ardından oluşan yeni yönetim kadroları, şehrimizin ekonomik geleceği bakımından önemli sorumluluklar üstleniyor.
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanlığı görevine Mahmut Arıkan seçildi.
Mahmut Arıkan benim için kıymetli bir isimdir. İnsanların görünen bir yüzü, bir de yakından tanıyanların bildiği görünmeyen yüzü vardır. Ben kendisini bu yönüyle tanıyanlardan biri olarak, üstlendiği görevi hakkıyla yerine getireceğine inanıyorum.
Kendisine başarılar diliyorum.
KMTSO Yönetim Kurulu Başkanlığına Mustafa Buluntu devam ederken yönetim kurulunda Hikmet Gümüşer, İsmail Kurtul, Bünyamin Dokumacı, Harun Çiçekçi, Mehmet Fatih Dertli, Mehmet Beşen, Sadi Kır, Faruk Narlı, İsmail Nohutlu ve Serhan Erdoğanyılmaz yer aldı.
Harun Çiçekçi, Faruk Narlı ve İsmail Nohutlu isimlerini tanıyorum. Ancak kendileriyle yüz yüze görüşüp tanıştığımı hatırlamıyorum. Bununla birlikte başarılı çalışmalar yaptıklarını biliyorum.
Diğer yönetim kurulu üyelerinin tamamıyla sık sık bir araya gelir gelemez isek de telefon ile sohbetimiz sürekli var. Özellikle Sadi Kır, Mehmet Beşen ve Serhan Erdoğanyılmaz ile haftanın birkaç günü görüşürüz.
Şehrimiz için heyecan duyan, Kahramanmaraş'ın geleceğine kafa yoran, yüreği bu kent için atan insanlarla aynı hedefte buluşmak önemlidir.
Kahramanmaraş'ın bugün ihtiyacı olan şey, kişisel hesapların ötesinde ortak akıl ve güçlü bir iş birliğidir.
Depremin yaralarını sarmaya çalışan, üretimini ve istihdamını yeniden güçlendirmek isteyen, sanayisiyle, ticaretiyle ve ihracatıyla daha ileriye gitmeyi hedefleyen bir şehirde ekonomik kuruluşların sorumluluğu büyüktür.
İş dünyasının temsilcileri yalnızca kendi sektörlerinin değil, şehrin geleceğinin de söz sahibidir.
Bu nedenle yeni dönemde Ticaret ve Sanayi Odası ile Ticaret Borsasının ortaya koyacağı çalışmaların Kahramanmaraş'a önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyorum.
Beklentimiz; daha fazla üretim, daha fazla istihdam, daha güçlü ihracat ve şehrin ekonomik kalkınmasına katkı sunacak projelerdir.
Yeni yönetimlere başarılar diliyorum. Allah hayırlı hizmetler yapmayı nasip etsin.
SON SÖZ: SİYASET GEÇER, DOSTLUK KALIR!
Siyaset, seçimler, makamlar ve yönetimler derken yazımızın sonuna geldik.
Ama bitirmeden önce özellikle söylemek istediğim bir şey var.
Parti içinde yol yürüdüğünüz arkadaşlarınızın, dostlarınızın, tanıdıklarınızın kalbini kırmayın.
Bir siyasi tartışmada haklı çıkmak uğruna yılların hatırını yok saymayın. Bir seçim kazanmak uğruna dostluğunuzu kaybetmeyin. Bir siyasetçiyi savunacağım diye kendi vicdanınızla kavga etmeyin.
Unutmayın; bugün yan yana durduğunuz insanlarla yarın farklı siyasi tercihlerde bulunabilirsiniz. Bugün alkışladığınız bir siyasetçiyi yarın eleştirmek zorunda kalabilirsiniz. Bugün bulunduğunuz makamdan yarın ayrılabilirsiniz.
Bunların hepsi hayatın ve siyasetin olağan akışıdır.
Fakat kırılan kalplerin, yitirilen dostlukların ve kaybolan güvenin telafisi her zaman mümkün olmayabilir.
Bu şehirde yaşıyorsanız yarın bir cenazede, bir düğünde, çarşıda, pazarda, bir dost meclisinde yine karşılaşacaksınız.
İşte o gün başınızı öne eğmeden yürüyebilmeli, gönül rahatlığıyla elinizi uzatabilmelisiniz.
Çünkü insanın asıl itibarı taşıdığı makamda değil, arkasında bıraktığı gönüllerdedir.
Siyaset bir gün biter. Seçimler geride kalır. Makamlar başkalarına devredilir.
Ama insanlık, vefa ve dostluk kalır.
Geriye dönüp baktığınızda kazandığınız seçimlerle değil, kırmadığınız kalplerle hatırlanmanız dileğiyle…
Kalınız sağlıcakla.