Sabırla Beklediğiniz, "Küçük Türkiye'm Göksun" Kitabı, Artık Okuyucularıyla Buluşuyor...

Sabırla Beklediğiniz, "Küçük Türkiye'm Göksun" Kitabı, Artık Okuyucularıyla Buluşuyor...

Herşey, bundan yirmi yıl öncesinde, Maraş'ımızın gururu, rahmetli olan üstat

Hayatı Vasfi Taşyürek'e ithafını yaptığım GÖKSUN LÜGATI şiirimi yazmakla başladı.

Göksun Lügatı, sosyal medyada elden ele paylaşıldıkça, aradan bir ay geçti geçmedi ağız, şive ve lehçe konusunda Türkiye'de otorite kabul edilen Sivas Cumhuriyet Üniversitesi hocası halk bilimci Prof.Dr. Doğan KAYA'nın, âşık tarzı destan geleneğinde yazılmış SÖZLÜK DESTANLAR kitabına seçtiği yirmi yedi şiirin içinde Göksun Lügatı'nı görünce, Göksun'lu olarak gururlandım tabi ki...

Sözlük Destanlar kitabına göre; GÖKSUN LÜGATI'nda kulanılan kelimelerde ki ağız ve lehçelerin Bayburt'dan, Kars'a, oradan Azerbaycan, İran Tebriz ve Horasan'da kullanılanlarla benzerliklerin görüldüğünün belirtilmesi üzeri, ister istemez beni Göksun'un insanının kökenlerine dahada merak sardı.

Kurucu unsurları Yörük, Avşar, Tecirli, Ceritli, Bozdoğan,Varsak v.s gibi türkmen boyları olan Göksun, birinci harp öncesi Kafkasya'dan, harp sonrasıda Bosna dahil, Trakya, İstanbul ve coğrafyamızın yedi bölgesinden otuzdan fazla vilayetten aldığı göçlerin dışında, Irak'ın, Musul, Kerkük, Azerbaycan, İran, Arabistan, Suriye, Ahıska tâ Türkmenistan, Harezm, Özbekistan'dan da göçler alarak bilinen on dokuz boyun aynı gönüllerde birleşerek bu günkü Göksun'u oluşturduklarını gördüm. Kitaba adını veren işte budur. Sizce de Göksun'a Küçük Türkiye'm denmez mi ?

Ne hazindir ki; İşte tarih boyunca dört bir yandan göç alarak Küçük bir Türkiye olan o Göksun, "Kime ne diyeceksin !?" hesabı, şimdi hâ bre göç vererek, Maraş'ın en çok göç veren ilçesi oldu, iyi mi ?

Maziyi seven biriyim. Her şeyden önce orada çocukluğum, gençliğim var. Rutin hayata da ilgisiz sayılmam elbet. Ufacık meydanında, dar sokaklarında, dam duluklarında insanımız napar, nasıl bir şiveyle konuşur, bunlara dikkat eder hafızama da yer yer notlar düşerdim.

Kimler geldi kimler geçti bu memleketten ? bize hizmet eden bakkallarımız, karnımızı doyuran çiftçilerimiz kimlerdi, bu ahşap evleri kimler yaptı, fırınlarımız, berberimiz, terzilerimiz kimlerdi, pırtılarımız nerelerde düzülürdü ? Hangi çeşmelerinden avuçlar dolusu kana kana su içerdik ? Çoğu kez ellerim boynumda sırt üstü uzanmış vaziyetteyken, sanki mazi bir flim şeridi gibi gözüm önüne düşerdi. İnsanı renkli memleketimin fotoğrafı çoğu kez böyle tamamlanırdı bende.

Bize düşen, bunları kaleme almaktı. Bunu da yaptım; yazıyor, MARAŞ GÜNDEM'e gönderiyor, pasajlar halinde gazetede yayınlanıyor. Her yayını paylaştıkça hemşehrilerimizden olumlu tepkiler alıyordum. Eksiğini düzeltenlerle kitap zenginleşiyor, "Kitap ne zaman çıkacak?" Sorusuna çokça muhatap oluyordum.

Bir başka hususta, yazılarımı gazeteye göndermekle bir nevi onların korumasını sağlamış olmamdı. Iyi ki göndermişim; nitekim, telefonumda kayıtlı bu yazı dizilerim depremde telefonum kaybolduğu için, gazete olmasaydı bu kitabıda sizler için yazamayacaktım. Minnettarım, Mehmet TAŞ Beyefendi size ve özverili tüm çalışanlarınıza.

Tahminen bir, bir buçuk yıl önceydi; kadim dostum, Maraş'ımın Ankara'da ki yüz akı, güzel yürekli, ince ruhlu, bir kültür ve gönül adamı, eski bürokrat Alaaddin NALCIOĞLU bey aradı. "Coşkun başkan yazılarını okuyor, çokta beğeniyorum bu yazdıkların, son yıllarda moda olan edebiyatımızda 'Şehrengiz' olarak bilinen türden, devam et kardeşim" demesi beni daha da yüreklendirdi.

Evett, yazdığım bir Şehrengizdi, bir şehrin yaşanmışlıklarını dile getirmekti. Kolay olduğu kadar zorluğuda vardı elbet. Zorluğu, bunca renkli simaca zengin memlette hangi birini yazaktım ? Bu hususta inanın zorlandım. Özetin de özeti sayabileceğiniz bu insanlarla şimdilik ancak yetinebildim.

Yeri geldiğinde köy ve kasabalarımıza sayfalarda yer versemde, her biri ayrı bir kitap olacak kasaba ve köylerimizin güzel insanlarını araştırıp yazmayı ise; sosyal bilimci, halk bilimine meraklı genç araştırmacılarımıza bırakmanın daha iyi olacağını düşünerek, onlara da buradan "Haydi gençler !" diyerek seslenmek isterim.

Bu eserde binlerce isim yâd edilmektedir. Bu eser, İsimlerini hatırlayamadığımdan dolayı burada anamadıklarımla birlikte top yükün sizin eserinizdir. Siz, yani Göksun olmasaydı, bu kitabı yazmam hiç mümkün olur muydu ?

Bu kitap, İl genelinde şehrengiz dalında Elbistan'lı şair, yazar, gazeteci kısaca bir kültür adamı ağabeyim Arif BİLGİN hocanın "TERK EDEN ELBİSTAN" kitabından sonra kanımca, ikinci bir eser değilse, bir elin parmakları kadar az sayıda şehrengiz ilklerinden sayılır. Arif Hocam'dan bahsetmişken, O'nunla ilgili kısa bir anımı da buraya not düşmek isterim. Epey bir zaman önce "Göksun'da At Yarışları" başlığıyla paylaştığım bir yazıda, Pınarbaşı, Yalak, Sarız, Tufanbeyli, Geben, Afşin, Elbistan'dan at yarışları için Göksun'a atlılar gelirdi..." Cümlesini görünce, hemen bana "Elbistan'dan gelen o atlıların isimlerini hatırlıyorsan bana bildirirmisin?" Diye bir mesaj göndermişti. Arif Hoca'nın ne kadar titiz çalıştığını görüyor musunuz ? Bilesiniz istedim.

Gelelim bu yazıyı yazmamda ki esas amaçlarımdan bir diğerine; kitabın meydana gelmesinde bilgiler sunarak katkı sağlayan benim tüm can hemşehrilerime, eser meydana gelinceye kadar benim her türlü zahmetime katlanan sevgili eşim Sevgi'ye, canlarım dediğim evlatlarım Fatma Feyza'ma, Çağrı Alpgiray'ıma, biricik gelin kızım Bilge'me ve İstanbul'da yaşayan Göksun'lumuza kol- kanat geren, bir baba ocağı gibi onların dertleriyle ilgilenen, Goksun'luları değişik vesilelerle, kültürel etkinliklerle bir araya getiren, dayanışma ruhunu güçlendiren, Göksun'umuzun adını İstanbul'da duyuran, İstanbul Göksunlular Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanımız Sayın Hayrullah DOĞAN Beyefendi ve değerli yönetimine, kitabı okuyucularıyla buluşturma gayreti için çok çok teşekkür ediyorum.

Yine kitabın bir an önce yayınlanması için sabırsızlık ve bu hususta gayretler gösteren, Göksun'lunun Izmit'teki gururu sanayicimiz benim güzel abim Muzaffer DİKEÇ beyefendiye de buradan selam, sayğı ve teşekkürlerimi bildirmek istiyorum.

Son olarak iki hususuda belirterek, sizleri kitapla başbaşa bırakmak istiyorum.

Birincisi, KİTAP KAPAK RESMİ; doğal güzellikleri, dağları, ormanları, mera ve yaylaları, akarsuları, göl, gölet ve barajıyla meşhur, güzel Göksun'umuzu tek bir resimle ifade eden, benimde çok sevdiğim KÜÇÜKSU (Gücük) köyümüze aittir.

Ikinciside, İsteğim üzerine, kitaptan elde edilecek gelirlerin tamamının, İstanbul'da Üniversite okuyan Göksun'lu gençlere İstanbul Göksunlular Kültür ve Dayanışma Derneği koordinatörlüğünde burs olarak verilecek olmasıdır.

Geçmiş zamanın bir resmi olan bu kitabı okudukça, hem güzel insanlarımızı tekrar hatırlayarak özleminiz gidecek, hem de mahsun, boynu bükük kalan Göksun'umuzu inanın daha da çok seveceksiniz.

Okuru bol olsun inşallah !

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri