İnsan hayatında bazı zaman dilimleri vardır ki, diğer vakitlerden ayrılır. Günler aynıdır belki ama mânâ değişir. İşte Ramazan ayı da böyledir. Sadece takvimde bir ay değildir; kalbin dirilişi, nefsin terbiyesi ve ruhun arınış mevsimidir. Yılda bir kez gelen, gelişiyle haneleri nurlandıran, gönülleri yumuşatan mübarek bir misafirdir Ramazan.
Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara, 183)
Bu ayet, orucun sadece aç kalmak olmadığını açıkça bildirir. Oruç, takvaya ulaşma yoludur. Takva ise kulun Rabbine karşı derin bir hassasiyet içinde olmasıdır. Ramazan, işte bu hassasiyetin talim edildiği bir mekteptir.
Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kutsî bir hadiste şöyle buyurur:
“Aziz ve Celîl olan Allah buyurmuştur ki: İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç Benim içindir, mükâfatını da Ben vereceğim.”
Bu ifade, orucun sır oluşuna işaret eder. Namaz görünür, zekât bilinir, sadaka fark edilir; fakat oruç kul ile Rabbi arasında gizli bir ibadettir. Açlık sadece mideyi değil, benliği de terbiye eder. İnsan susuz kaldığında, bir yudum suyun kıymetini; aç kaldığında, bir lokmanın değerini idrak eder. Böylece şükür kalpte kök salar.
Resûlullah (s.a.v.) orucun ahlâk boyutunu da şöyle haber verir:
“Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.”
Demek ki oruç, sadece mideden değil; dilden, gözden, kulaktan ve kalpten de tutulur. Oruçlu insanın sesi yükselmez, öfkesi kabarmaz. Ramazan ayında trafikte, sokakta, iş yerinde sabrın inceldiğini görmek, orucun ruhuna yakışmaz. “Oruç başıma vurdu” sözü, aslında orucun anlaşılmadığını gösterir. Çünkü oruç, başa değil; kalbe tesir eder.
Resûlullah Efendimiz bir başka hadislerinde gerçek kuvveti şöyle tarif eder:
“Gerçek pehlivan, güreşte rakibini yenen değil; öfkelendiği zaman nefsine hâkim olandır.” (Buhârî, Müslim)
Tasavvuf büyükleri nefsi en çetin düşman olarak görmüşlerdir. İmam Gazâlî hazretleri, nefsi terbiye etmeden kalbin saflaşmayacağını ifade eder. Nefis, bollukta kendini güçlü zanneder; açlıkta ise acziyetini hatırlar. Rivayet edilir ki nefse sorulmuş: “Ben kimim, sen kimsin?” Nefis gururla cevap vermiş. Nihayet açlıkla terbiye edilince hakikati itiraf etmiş: “Sen benim Rabbimsin, ben ise âciz bir kulum.”
Oruç, işte bu idraki kazandırır.
Kur’ân-ı Kerîm sabrı mü’minin temel vasfı olarak bildirir:
“Ey iman edenler! Sabredin, sabırda yarışın, hazırlıklı ve uyanık bulunun, Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmrân, 200)
Sabır kolay değildir. Hele acı tazeyken… Nitekim Enes bin Mâlik (radıyallahu anh) rivayet eder: Resûlullah (s.a.v.), mezarı başında ağlayan bir kadına “Allah’tan kork ve sabret” buyurmuştu. Kadın, Efendimiz’i tanımamış ve ağır söz söylemişti. Sonradan hatasını anlayıp özür dileyince Resûlullah (s.a.v.) şu ölçüyü koydu:
“Sabır, musibetin ilk anında gösterilendir.” (Buhârî, Müslim)
Ramazan, işte bu ilk an sabrını öğretir. Susuzlukta, yorgunlukta, öfkede, nefsin kabardığı yerde kulun diz çökmesini sağlar. Çünkü oruç bir kalkandır. Günaha karşı kalkandır, nefsin taşkınlığına karşı kalkandır.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Oruç tutun ki sıhhat bulasınız.”
“Her şeyin zekâtı vardır; bedenin zekâtı da oruçtur.”
Bu sözler, orucun sadece manevi değil, bedeni bir arınma olduğunu da gösterir. Fakat asıl şifa kalpte başlar. Ramazan, Kur’ân ayıdır. Bu ayda indirilen Kur’ân için Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu yanlıştan ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır.” (Bakara, 185)
Demek ki Ramazan, Kur’ân’la hemhâl olma mevsimidir. Sadece mukabelelerde dinlemek değil; ayetleri hayatımıza taşımaktır
Bir zamanlar bu topraklarda Ramazan’a duyulan hürmet, sadece Müslümanlarla sınırlı değildi. Rivayet edilir ki Osmanlı döneminde gayrimüslimler dahi Ramazan ayında sokakta yiyip içmemeye dikkat ederdi. Bu, bir medeniyet inceliğiydi. Bugün ise mü’minin dahi orucun ruhunu muhafaza etmekte zorlandığını görmek düşündürücüdür.
Oruç, kulun Rabbiyle baş başa kaldığı bir ibadettir. İftar vakti yaşanan sevinç, sadece açlığın bitmesi değildir. Resûlullah (s.a.v.) buyurur:
“Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri iftar ettiği zaman, diğeri de Rabbine kavuştuğu zaman.”
İftar anında hissedilen huzur, aslında teslimiyetin huzurudur. Gün boyu sabreden kul, ezanla birlikte rahmete kavuşur. Ve bilir ki asıl sevinç, Rabbine kavuştuğu andadır.
Ramazan, nefsin sustuğu; kalbin konuştuğu aydır. Dil azalır, zikir artar. Sofra sadeleşir, gönül zenginleşir. Açlık çoğalır ama merhamet de çoğalır. Çünkü oruç, insanı kendine değil; Rabbine yaklaştırır.
Ve bu ayın içinde, bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. O gece hakkında Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” (Kadir, 3)
Bu müjde, Ramazan’ın sıradan bir zaman dilimi olmadığını bir kez daha hatırlatır. Her gününde ayrı bir bereket, her gecesinde ayrı bir rahmet saklıdır.
Ramazan; sabırdır, arınmadır, edebdir. Oruç; nefse haddini bildiren, kalbe istikamet kazandıran ilahi bir terbiyedir. Açlıkla incelen benlik, secdede yumuşar. Kalp hafifler, göz nemlenir, dil dua eder. Ve kul, acziyetini fark ettikçe Rabbine daha çok yaklaşır.
Allah’ım…
Bizleri Ramazan’ın hakikatine eren kullarından eyle.
Bu mübarek ayı sadece açlıkla değil, kalp dirilişiyle idrak etmeyi nasip eyle.
Midemizi aç bırakırken nefsimizi terbiye etmeyi, dilimizi tutarken kalbimizi arındırmayı bizlere lütfeyle.
Ya Rabbi…
Oruçla birlikte kabaran nefsimizi sustur, enaniyetimizi kır, içimizde gizlenen kibri söndür.
Açlıkla aczimizi, susuzlukla muhtaçlığımızı bizlere göster.
“Ben” diyen yanımızı zayıflat, “Sen” diyebilen bir gönül ihsan eyle.
Kalplerimizi Kur’ân ile dirilt.
Ayetlerini sadece okuyup geçenlerden değil, ayetleriyle yaşayanlardan eyle.
Sabır ayetini okurken sabreden, affı okurken affeden, merhameti okurken merhamet eden kullarından eyle.
Ya Rabbi…
Nefsimizi bize musallat etme.
Onu açlıkla incelt, zikirle yumuşat, secdeyle terbiye et.
Kalbimizi dünya hırsından arındır, gönlümüzü kanaatle zenginleştir.
İftar vakitlerimizi huzurla, sahurlarımızı bereketle doldur.
Sofralarımıza helâl lokma, gönüllerimize şükür duygusu nasip eyle.
Açların hâlini anlayan, yoksulun derdiyle dertlenen, infakla arınan kullarından eyle bizleri.
Allah’ım…
Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza eda nasip eyle.
Mahzun gönüllere ferahlık, karanlıkta kalanlara hidayet ihsan eyle.
Tuttuğumuz oruçları dergâh-ı izzetinde kabul eyle.
Eksiklerimizi affeyle, kusurlarımızı bağışla.
Bu Ramazan’ı bizler için günahlardan arınma, kalpten arınma ve Sana yakınlaşma vesilesi kıl.Rabbim bizleri kendisine layık kul, Resulüne layık ümmet eyle.Âmin.