Olmakla Olmamak Arası…

.

Bayram tatili derken bayramda bitti. Mesai başladı. Herkes bayramda birbirine neler yaptığını ve neler yaşadığını anlatıyor, işyerinde;

-kurbanı kestik ama ancak akşam altıda eve getirebildik!

-kurbanı kestik ama elimde kazaya kurban gitti.

-annemdeydik, tüm misafirler oraya geldi ve herkesi gördük…kimseye gitmeye gerek kalmadı !!!

-çocuklara bayramlık aldık, kurbanlık kesemedik…

-borçlarımız var kurban bize düşmez!

-derisini eskiden THY alırdı.

-yedi payı dağıttık, bize pek kalmadı gibi…

-bayramın üçüncü günü pikniğe mangala gittik,evde olmuyor !!!

-apartmanda kimse kesmiyor…

-hadi Allah kabul etsin !!!

…..

 

Çocuklar bayramlıkları ile daha bir coşkulu ve neşeli. Bayram onlara her zaman ki gibi… Ama bayramı bayram gibi yaşayamayan çocuklarda vardı. Onlar hüzünlerini kalplerine gömmüş, gözleri hep anne ve babasında, her an kötü bir durum olacak endişesi içinde…

Büyüklerden de aciz olan çoktu. Kurban kesemeyen, bayramlık alamayan, gezmeye gidemeyen…

Hayat herkese eşit esmiyor. Bunun eğri ya da doğrusu üzerinde bir yorum yapamam. Bu beni aşar.

Kader mi?

 Kısmet mi?

Herkes hak ettiğini mi yaşıyor?

Herkes daha önce kınadığı birinin hayatını mı oynuyor?

Yoksa şans mı?

Herkes kendi kaderini mi yazıyor?

Çalışarak hayatını değiştirebilenler şanslı mı?

Hal böyleyse, suyun akışına kapılmak akıllılık mı?

Akıntıya kürek çekmek ise budalalık mı ?

Yoksa bana değmeyen yılan bin yaşasın…

Ve Allah bilir deyip, tembellik edenler,tevekkülden haberleri olmayanlar !!!

…..

Hayat kime ne sunduysa hemen kabul etmek yerine biraz daha inceleyici olmak biraz daha gözlemci olmak gerek. Çalışarak, yön değiştirerek, elinden gelenin en iyisini yaparak yaşayabilir insan. Çalışmak ataleti önlediği gibi insana yaşama sevinci verir ve yaşam kalitesini artırır.

Herkes bir uğraş peşinde. Daha zengin olma… Daha saygın olma… daha güzel olma… daha… daha… Daha…

Daha iyi yazı yazmak isterim. Bunun için okuyor ve okumaya devam ediyorum. İstiyorum ki yazdıklarım bir fındığın içini doldurmaktan öte olsun. Konuyu can damarından yakalayıp, kendi cümlelerimle onları bir bir duvara çivilemek isterim. Bu bir konu için değil !!!...her konu için böyle olmalı…insanlarla uzak bile olsak gönül gönüle olabilmeliyiz.

Ne uzun ne kısa olmalı. Karar, orta olmalı… Okuyucu sıkılmamalı, merak edebilmeli, sansürsüz yazabilmeli ama edep ve saygıyı elimde tutmalıyım. Roman yazamam, tarih kitapları da öyle… İnsanlara yararı olan ve bir değil, birkaç pencereden olayları incelemelerini isterdim… Yaşıyorsam hayatın içinde olmalıyım, onlarda olmalı…

küçük hikayeler yazıyorum, günlük anekdotlar, anılar yazıyorum…ama henüz yazar olamadığımın bilincindeyim.daha okumalı, daha eleştirmeli ve daha çok sübjektif ve orijinalleri ayrı ayrı sunabilmeliyim…kolay olmadığı bir gerçek.yoksa her kalemi eline alan yazar olurdu.eğer gerçekten istiyorsan çok ama daha çok istemeli ve çalışmalısın !!!!....

kendime öğüt veriyorum.belki okur, belki okumazsınız bu basit yazıyı ama artık insanları eğitmek gibi olan eğitimci yanımdan sıkıldım!!! artık gündemi yakalamak, siyaseti yakalamak ve bir konuda bilgi veren yazılar yazmak istiyorum.

Mehmet Taş, bey sağ olsun hep hikâyelerimi beğenirdi. Hatta benim Sait Faik Abasıyanık ‘a benzetti… Bu benzetmeyi birkaç edebiyatçı arkadaşımdan da duydum. Teşekkür ederim…

Bu arada pek sıklıkla yazamadığım için üzgünüm. Bazen konu bulamamak, bazen hani elimden gelmiyor o an… Aslında hep yazmak istedim. İnşallah bundan sonra misafir yazar olarak devam ederim…

Ümit ediyorum ki, daha güzel yazılarda buluşmak, daha iyi konularda birlikte olmak dileği ile

Selam ve sevgiler

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri