“Muhacirler Kaybedilmiş Toprakların Aziz Hatırlarıdır.”
Atatürk’ün bu tarihi sözü, zorunlu göçle yüzyıllar sonra Balkan ülkelerinden Anadolu’ya geri gelen muhacirlerin yaşamış oldukları derin acıyı ve bir o kadar muhacirlerin fedakârlığına, kültürel miraslarına verilen değeri ifade eder.
Atatürk, bu sözüyle, muhacirlerin “mülteci” olmadıklarını; milli birer değer olduklarını ifade eder.
Atatürk’ün bu sözü ayriyeten, zorunlu göçün insani boyutunu en derinden özetleyen ifadelerden biri olmuştur.
Öyle ki; muhacirler, vatan uğruna büyük kayıplar verirler.
Muhacirlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yücelttiklerini ifade eden Balkan Türkleri Temsilcisi Selçuk Kurtsatar ise, muhacirlerin aziz hatıralarının Anadolu topraklarının hamuruna sonsuza dek karıştığını vurgular.
Kurtsatar’ın Tespiti
Atatürk’ün Selanikli olmasının bu göçmen kitlenin Cumhuriyet devrimlerine en hızlı uyum sağlayan ve buna ilaveten, laik, çağdaş ve modern yaşama sıkı sıkı sarılan bir topluluk olmalarında büyük etken teşkil ettikleri tespitinde bulunur.
Selçuk Kurtsatar, yaşanılan bunca acıya, yokluğa ve travmaya rağmen, muhacirlerin çok kısa zamanda, Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal, kültürel ve iktisadi alandaki inşasında muazzam rol oynadıkları açıklamasında bulunur.
Öyle ki; bu insanlar, Anadolu’ya göç ederlerken beraberlerinde sadece kederlerini değil, Balkanlar’ın zengin mutfağını, modern tarımı, ticaret tekniklerini, zanaatkârlıklarını ve en önemlisi ise, aydınlanmacı düşünce yapılarını ve çalışkanlıklarını getirirler.
Kültürel Etkileşim
Böylesi bir tespitte bulunan Selçuk Kurtsatar, Balkan Türkleri’nin tarihsel süreçte, Anadolu’ya dönüşleriyle, kendilerine özgü kültürel değerlerle, Anadolu’da sil baştan yeniden yaşamaya başladıkları yörenin kültürü arasında etkileşimde bulunduklarını belirtir.
Zorlu Uyum Süreci
Gerçi, Balkan Türkleri’nin Anadolu’daki uyum süreçleri hiç kolay olmaz.
Bu durumdan yakınan Selçuk Kurtsatar, Balkanlar’ın iklimine ve tarım kültürüne, Balkanlar’ın verimli ovalarına alışkın olan bu insanların Orta Anadolu’nun kurak bozkırlarında veya Karadeniz’in sarp arazilerinde yaşamlarına devam etmek ve yeni baştan üretmeyi öğrenmek zorunda kaldıklarına ilişkin açıklamada bulunur.
Kültürel Bariyerler
Selçuk Kurtsatar ayrıca, Anadolu’daki yerli halkla muhacirler arasında aşılması elzem kültürel bariyerler oluştuğundan söz eder.
Yaşamın her şey için müsait olduğu ve yaşamda her şeyle kolaylıkla karşılaşılabileceği ifadesinde bulunan Selçuk Kurtsatar, atalarının bırakmış olduğu tüm o güzel hatıralara karşın, Evlâd-ı Fâtihân olarak kendilerini en çok üzen meselenin zorunlu göç sürecinde çekilen sıkıntılar ve eziyetler olduğunu dile getirir.
Müslümanlık ve Türklük Uğruna
Selçuk Kurtsatar, Balkan Türkleri’nin aleyhine sarf edilen tüm o kötü sözlerin kendilerini çok üzdüğüne ve yaraladığınadair açıklamasında kaydetmiştir ki; “Zorunlu göç sürecinde çekilen tüm bu eziyetler, Müslümanlık ve Türklük uğruna yaşanmıştır. Tüm o seviyesiz ve mesnetsiz konuşmalar ise, bizi derinden etkilemektedir. Üzmektedir.”
Fatihlerin Çocukları ve İçlerindeki Ukde
Türk Tarihi’nde en büyük acıların yaşandığı Balkan zulümlerinin ve Balkan Savaşları’nın kendileri için büyük yara olduğuna ve içlerinde ukde kaldığına ilişkin serzenişte bulunan Selçuk Kurtsatar, Evlâd-ı Fâtihân olarak, ata vatanlarında yaşıyor olmayı çok istediklerini ifade eder:
“Ata vatanımızda yaşıyor olsaydık, Balkanlar bizim halen vatanımız olacaktı.”
Kurtsatar’dan Hatırlatma!
Katliamın yalnızca Batı Trakya’da değil, Balkanlar’ın tamamında yaşandığına ilişkin hatırlatmada bulunan Selçuk Kurtsatar ayrıca, şu çarpıcı iddiada bulunur:
“Kibirlerinden azıcık ödün verseler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Balkanlar’a gidip Balkan ülkelerini yönetmesini; böylelikle, huzura ermeyi çok istediklerini düşünüyorum.”