Maraş’ta Bir Ağıt Olsam

.

       Maraş’ta bir ağıt olmak için, evvel emirde Maraş’ın en az elli yıl, hatta bir asır gerisine giderek, yaylalarında, köy ve kasabalarında bir göçer veya köyden şehre gelip giden bir ağa, bir bey olmak gerek.

      Kimi zaman düşmanla çarpışıp şehit olan bir yiğit Maraşlı yahut hastalıktan ölen bir gelin olmak gerek. Bu kader yazılmamış olsa da alnımıza, Maraş ağıtlarının dilini edebiyatımızda ve gönlümüzde yaşatmak millî kültürümüz adına bir vazife olmalıdır.

        AĞIT NİYE YAKILIR?      

        Anadolu ağıt geleneğinde Dede Korkut söyleyişinin tesiri çok yaygındır. Ağıtlarımıza hem ifade, hem biçim olarak kaynak olan Dede Korkut hâtırasına onun üslûbuyla yazılan dört mısralık bir ağıt örneğiyle girizgâh yapalım:   

     “Yavrucuğumu kaptırmışım ağlayayım mı? / Taycağızımı kaptırmışım kişneyeyim mi?/ Kuzucuğumu kaptırmışım meleyeyim mi? / Oğul, oğul diyip inleyeyim mi?”  

       Ağıt, ölen kişinin ardından nağme ile söylenen şiirler ve türkülerdir.  Ölünün ardından ağlanarak, yanıp yakılarak söylenen manzum sözlerdir. Ezgiyle ağlamak mânasına gelir. Kadın feryatlarının mûsikiye dönüşüp dışa vurulmasıdır. Ölen kişinin sosyal durumuna, hususiyetlerine, meziyetlerine göre hâtırasını yâdetmek için yakınları tarafından bazen sanatkârane merasim şeklinde, bazen de irticalen münferit olarak bestesiz ve gösterişsiz söylenen heceli ve vezinli ifadelerdir.

      Ölenin iyi, güzel vasıfları, mutsuzluğu, yokluğunun getireceği derin izler dile getirilir. Ağıt yakanlar umumiyetle ana, baba, kardeş, eş, nişanlı, gelin, akraba ve arkadaştır. Ağıtın, ölenin başında söylenmesi bir gelenektir. Söyleyenin ruh hâlini yansıtır. Dinî-tasavvufî edebiyatta ehl-i beyt sevgisini dile getiren Kerbelâ ile ilgili mersiyeler de bir bakıma ağıttır.     

     Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lügâti’t-Türk’ adlı eserinde “Alp Er Tunga Sagusu”, günümüze kadar intikal eden ilk yazılı ve edebî ağıt örneğidir. Ağıt, Azerbaycan’da “şiven” ve “ağı”, Türkmenlerde “ağı” ve “tavsa”, Kerkük Türklerinde “sazlamağ”dır. Anadolu ağızlarında ise ağıt, ağıtlama, deme, deyiş, sağı, şivan (şiven), türkü, yakım gibi adlarla ifade edilir. Anadolu’da asırlardır ağıt etmek, ağıt düzmek, ağıt yakmak, ağıt koparmak, ağıt tutmak, ağıt yapmak, sağı yapmak, şivan etmek gibi deyimler kullanıla gelmiştir.  

      Ağıt yakanların köylerde hususi bir fonksiyonu ve yeteneği vardır. Ağıtçı, ağlayıcı, âşık bacı, sağıcı gibi birçok sıfatlar taşırlar. Ağıt çeşitlidir. Kına ağıtı, gelin ağıtı, ayrılık ve askerlik ağıtı. Ölüm, sevda, gurbet, göç, yangın, kıtlık, hastalık, deprem gibi ağıt türleri milletimizin yüreğinde anlam kazanarak ortaya çıkmıştır. Ağıt, ölü evinde yakılır. Cenaze henüz kalkmamışsa ölenin yanında ona ait giyecek ve eşyalar ortaya konarak ağıt yakılır. Daha çok kadınlar irticalen ve daha önceki ağıtlardan ilham alarak ağıt yakarlar. Erkekler cenazeden sonra kendi başına kaldıklarında duydukları acıyı ve duygularını kaleme alırlar. 

         ÇUHADAR MEHMET BEY’İN AĞITI    

       Fransız Harbi’nde Maraşlıların ileri gelen hâmilerinden Çuhadar Mehmet Bey harpten bir müddet sonra şahsi bir kinden dolayı eşiyle birlikte hunharca öldürülür. Maraşlı, Harpte yardım gördüğü bu beyine bakın nasıl ağıt yakmış: “Aktı kanı döşekleri göllendi / Mehmet Bey’im şu âlemde dillerde / Çuhadar öldü de Maraş sallandı / Ağlaşır kuzular beybaba deyi / Havlusunda çift lüküs yanıyor / Her gün için kırk misafir iniyor / Tomofiller gelmiş de vali biniyor / Ağlaşır kuzular beybaba deyi / Güldendir havlusunun köşesi / Gümüştendir nargilesinin maşası / Geldi durdu Ankara’nın paşası / Ağlaşır kuzular beybaba deyi .”

        Demek ki, o zamanlar vali tomofile, yani otomobile binebiliyormuş. Çuhadar Mehmet Bey’in konağında çift lüküs yanabiliyormuş. Türkülerimiz gibi ağıtların dili de gönüllerde deveran eden duyguların yanında sosyal çevreyi de öğretiyor.

        Maraş tarihine kalp kulağınızı verdiğinizde önce ağıtları duyarsınız. Fatma ananın, genç yaşta ölen oğluna yaktığı ağıtta oğlunun kokusunu özlediği anlaşılıyor: “Maraş’ın sekileri / Ağı dolu sohuları / Dearse (değerse) aşağı yeli / Gelir m’ola kohuları.”       

        Köydekiler ve ovadakiler için Maraş, her derdin çâresi olan “bir büyük Maraş” olduğu gibi, bazen de gidenlerin ölüsü yahut acı haberi ulaşıp gelir köye. İşte o zaman öyle bir sitem edilir ki Maraş’a, yürek dayanmaz: “Bir küçücük oda tutmuş / Benzer çardağın yurdum / Ağam Maraş’a varırsa / Derman ararım derdine /Yüce dağdan indirdiler / Cansız ata bindirdiler / Orta pınar vatan imiş / Guru yere yatırdılar / Del’eyledi, del’eyledi / Yaktı yaktı kül eyledi / Anasını del’eyledi.”

        Maraşlı bir ana Yemen’de şehit düşen oğluna, Yemen türkülerinin yaygınlığıyla olsa gerek, bilinen bir uyarlamayla şöyle ağıt yakıyor: “Gitme Yemen’e Yemen’e / Sen cahilsin uyanaman / Dan boru er (erken) vurunca / Sen cahilsin uyanaman / Top karşıdan gürledi mi / Gülleleri parladı mı / Top kekilli bastan oğlum / Ecel telini telledi mi.”

        Şimdi de can kulağımızı Maraşlı Yemen şehidinin diliyle yazılmış olan ağıta verelim: “Anam gel yanıma otur / Elini yarama yetir / El kızına bel bağlama / Yavruyu yanına yatır / Anam kirazdan geliyor / Sesi beni deli ediyor / Sen gurbete asker verdin / Nasıl uykunuz geliyor / Evimizin önü arpa / Biçemedim sele sepe / Tez gel Memmedim tez gel / Gelinin arkanda körpe.”          

      “MARAŞ’TAN BİR HABER GELDİ / DEDİLER Kİ MEYRİK ÖLDÜ”

     “Meyrik”, ünü Maraş sınırlarının dışına çıkmış yakın zamanın bilinen bir ağıtı. Meyrik, 1970 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesi Damlataş Köyü’nün Kantarma Obası’nda veremden ölen ve üzerine ağıtlar yakılan bir gelindir. Meyrik evlenmeden önce verem hastalığına tutulmuştur. Teyzesinin oğlu Hasan’la evlendirilir. Evliliklerinin üçüncü ayında hastalanır ve Şehr-i Maraş’ın Devlet Hastanesi’ne getirilir. Emr-i Hak vâki olur ve köye Meyrik ‘in ölüm haberi ulaşır. Kadınlar toplanıp ağıt yakarlar. Ağıtı cenaze sırasında irticalen Meyrik Gelin’in teyzesi ve kayınvalidesi tarafından yakılmıştır. Ağıt, daha sonra Âşık Mahzuni Şerif tarafından Meyrik Türküsü olarak bestelenir.

     “Maraş’tan bir haber geldi / Dediler ki Meyrik öldü oy oy / Keşke Meyrik ölmeseydi / Kesileydi elim kolum oy oy / Oy Meyrik Meyrik Meyrik / Ben kurbanım sana Meyrik / Ben hayranım sana Meyrik / Doktor yarayı kesiyor / Gene Meyrik kan kusuyor / Dediler ki Meyrik öldü / Anası kime küsüyor/ Şu Meyriğin acısına / Çarşaf serin gecesine / Keşke Meyrik ölmesiydi / Sabır onun kocasına.”

       Meyriğin cenazesinin ardından teyzesi ve kaynanası tarafından irticalen yakılan ağıtın diğer veçhesi de şöyle: “Saramadan yavrusunu kollarına / Azrail geldi çağırdı yanına / Acısı tez ulaştı kardaşlarına / Dediler Meyrik öldü toplanın kapısına / Oy Maraş Maraş zalım Maraş / Meyriği toprakla ettin kardaş / Haberi tez geldi Pazarcık ovasına / Yaşı gençti yeni girmişti otuzuna / Üç günlük yavrusu kaldı kundağında / Dediler Meyrik öldü / toplanın kapısına / Oy Maraş Maraş zalım Maraş.” 

        “ÇATALBEND’İN GÜNDEN YÜZÜ”      

        Maraş’ın Beyoğlu kasabasında sevdiği gence verilmeyen genç kızın Çatalbend denilen uçurumdan kendini aşağı atması üzerine anası tarafından yakılan ağıta yürek dayanır mı bilmem?: “Çatalbend’in yılanları / Gelir dolanı dolanı / Kardaşın büyük gelini / Ağlar beleni beleni / Bir tarla pamuk ektirdim / Dalında bülbül öttürdüm / Gümüşten iğne döktürdüm / Dikin benim kefenimi / Çatalbend’in günden yüzü / Eridi de aktı yüzü / Kurban olam anam sana / Yaktın kül eyledin bizi / Çatalbend’in alıçları / Ötüyor da baykuşları / Ben gelini kaybetmişim / Bulmaz mı o kardaşları.”

        “MUSA BEY’İN AĞITI”

        Maraş ağıtlarında ölen kişinin meziyetleri geleneğe uygun tasvir edilir. Genç yaşta ölen Andırınlı Musa Bey ağıtı bunun güzel örneklerinden biridir: “Bey kardeşim bey kardeşim / Paşalara teğ kardeşim / Sana ölüm yakışır mı / Daha baban sağ kardeşim."

        “AĞAMA AĞIT”

        Ölen kişinin sosyo-ekonomik seviyesi ve varlığı da ağıtlara konu olmuştur. Yaklaşık bir asır önce Maraş’ın Andırın yöresinde yerleşik bir aileye mensup Hasibe Hanım’ın ölen kocasına yaktığı ağıtta ölenin sosyo-ekonomik seviyesi tasvir edilmektedir: “Ağam geçerdi Haleb’i / Yenice bozdum dolabı / Ondördün içinde geldim / Boyunca altın kelebi / Ağam Haleb’i gezerdi / Sarraftan altın bozardı / Beyrut’tan yükü gelince Bir hafta dükkân düzerdi.”

       Ağıttan anlaşılan şudur: Hasibe Hanım, on dört yaşında gelin olmuş, boyunca altın takılmış. Bunlar, ölen kocası tarafından Hasibe Hanıma verilen kıymeti ifade ediyor. Halep ve Beyrut, bir asır öncesinin sosyo-ekonomik bakımından Anadolu’nun güney vilayetleri için önemli ticarî merkezlerdir. Özelikle uzun bir müddet Maraş’ın Halep Sancağına bağlı olması, Halep’in türkülerimizde fazlaca yer almasına vesiledir.

       “OSMAN’IN AĞITI”

        “Osman’ın Ağıtı”nda ölen kişinin yetenek ve erdemleri övülmüş, onun, bürokrasiye ulaşma ve hakkını arama yönü anlatılmıştır. 1910 Yılında Maraş’ın bir köyünde yerleşik bir aşirete mensup bir kadın ölen kocasının yaktığı ağıtla tasvir ediyor: “Say kı bizi emanet etti / Şu edemin Ali’sine / Çul bürüdüm baba kızı / Dişi büyük tülüsüne / Bibimoğlu el gereği / Yüreği aslan yüreği / Topalım da babam kızı / Yakın edemem yırağı / Buradan Maraş’a varan / Valiye arzuhal veren / Hükümet kapısı kıran / Edesinden tadl’Osman’ım.”

        “SEYFİ’NİN AĞITI”

      Ermeniler, 1915 yılı Ocak ayında Zeytun'daki Hınçak Komitesi reisi Panos Çakıryan'ın evinde yaptıkları gizli toplantıda isyan kararı alırlar ve Şubat 1915'te Zeytun kışlasında bulunan askerlere saldırarak altı jandarmayı şehit ederler. 25 Mart 1915’de İsyanı durdurmak için gelen Maraş Jandarma Bölük Kumandanı Süleyman Bey emrindeki askerler çarpışmaya girer. Binbaşı Süleyman Bey ve sekiz Türk askeri Ermeni çeteleri tarafından şehit edilir. Şehit düşen Binbaşı Süleyman Bey'in adı daha sonra padişah fermanıyla bu kasabaya verilir. Şehit askerlerin arasında Kırşehirli Seyfi için bir ağıt yakılır ki, ağıt önce Maraş semâlarını hüzne boğar ve Seyfi’nin ağıtı o günden bu yana Maraşlıların yüreğinde nağmelenir. Daha önce belirttiğimiz üzere birçok Maraş türküsünde olduğu gibi bazı Maraş ağıtlarında da  “Maraş Maraş derler de” girizgâhı ağıtın giriş mısraıdır:   
     “Maraş Maraş derler bu nasıl Maraş / İçerime düştü bir korlu ateş / Zeytun dağlarında can veren gardaş / Uyan diyom Seyfi oğlan uyanmaz / Kara taş içinde kaldı mezarım / Bir yer bulsam mezarını kazarım / Kırıldı geçitler bozuk düzenim / Uyan diyom Seyfi Beyim uyanmaz / Seyfi derler şu oğlanın adına / Ermeni pusu kurmuş Zeytun dağına / Dizlerine vurur gelin Fadime / Uyan diyom koçak Seyfim uyanmaz / Sağımı solumu düşmanlar sardı / Şu gâvur Ermeni canımı aldı / İki aylık yavrusu babasız kaldı / Uyan diyom Seyfi Beyim uyanmaz.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri