Köye kaç, ek biç!

Köye kaç, ek biç!

Sevgili Okurlarım,

Daha Çok Para !

Daha çok çalışmak , hayatını hiçe saymak , sonra huzur aramak , huzur bugün köyde mi ? İslam dini üzerine yaşamada ma ?

Bugün size : Bir zamanlar Mandıra Filozofu diye bir sinema filmi vardı. Müfit Can Saçıntı’nın canlandırdığı Mustafa Ali karakteri, modern dünyanın çarklarına karşı çıkıyor, paranın, makamın, malın ve mülkün insan hayatındaki yerini sorguluyordu.

Filmi seyredenler hatırlayacaktır. Mustafa Ali, Muğla’nın Çökertme köyünde, doğayla iç içe, sade bir hayat sürüyordu. Büyük şehirdeki insanlar daha çok kazanmak, daha çok tüketmek ve daha lüks yaşamak için koşuştururken o, hayatın başka bir yönünü gösteriyordu.

İş insanı Cavit Bey, Mustafa Ali’nin yaşadığı araziyi satın alıp oraya otel yapmak istiyordu. Onun gözünde toprak, para kazandıracak bir yatırımdı. Mustafa Ali içinse toprak, hayatın kendisiydi.

İşte filmin asıl mesajı burada gizliydi: İnsan, daha çok kazanmak uğruna hayatını yaşamayı unutuyordu!

Peki, biz ne yapıyoruz?
Sevgili Okurlarım,

Bugün insanımızın büyük bir bölümü geçim derdinde. Sabah erkenden kalkıyor, akşama kadar çalışıyor, borç ödüyor, kredi kartı hesaplarıyla uğraşıyor. Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha güzel kıyafetler derken ömrümüz geçip gidiyor.

Peki, bu koşuşturmanın sonunda ne kazanıyoruz?

Bir evimiz oluyor, ama içinde oturacak huzurumuz kalmıyor. Bir arabamız oluyor, ama gidecek vaktimiz olmuyor. Para kazanıyoruz, ama sağlığımızı kaybediyoruz. Çocuklarımıza daha iyi bir gelecek hazırlamak istiyoruz, fakat onlarla geçirecek zaman bulamıyoruz.

Sonra dönüp geriye baktığımızda, ömrümüzün nasıl geçtiğini anlamıyoruz.

Köye kaç, ek biç!
Benim söylemek istediğim, herkes işini bıraksın, köye yerleşsin değildir. Herkesin şartları farklıdır. Şehirde yaşamak, çalışmak ve üretmek zorundayız.

Ancak köy hayatından alacağımız çok ders var.

Dedelerimiz toprağı işler, buğdayını eker, bağını bahçesini yetiştirirdi. Evinin önünde tavukları, ahırında hayvanları olurdu. Sütünü, yoğurdunu, peynirini kendi imkânlarıyla üretirdi. Komşusuyla paylaşır, akrabasıyla dayanışma içinde yaşardı.

Bugün market raflarında gördüğümüz birçok ürünün nasıl üretildiğini bilmiyoruz. Domatesi dalında, buğdayı tarlasında, sütün sağılmasını ahırında görmeden büyüyen nesillerimiz var.

Oysa toprak berekettir. Üretmek emektir. Emeğin karşılığını almak ise insana ayrı bir huzur verir.

Köye kaç, ek biç! Bir bahçen olsun, domatesini yetiştir. Birkaç fidan dik, meyvesini ye. İmkânın varsa hayvan besle, sütünü iç. Yoksa bir saksıda bile olsa toprağa dokun.

Mesele yalnızca köye gitmek değildir. Mesele, tüketen değil üreten insan olmaktır.

Mutluluk parayla ölçülür mü?
Mandıra Filozofu bize bir başka gerçeği de hatırlatıyordu: Zengin olmakla mutlu olmak aynı şey değildir.

Elbette para gereklidir. İnsan çalışmalı, üretmeli, ailesinin geçimini sağlamalıdır. Ancak para hayatımızın amacı değil, ihtiyaçlarımızı karşılayan bir araç olmalıdır.

Bir insanın bütün ömrünü para kazanmak için harcaması, kazandığı parayı harcamaya vakit bulamadan yaşlanması ne acı bir durumdur!

Bir sofrada ailece oturabilmek, çocuklarımızla sohbet etmek, yaşlılarımızın hâlini hatırını sormak, komşumuzla bir bardak çay içmek de hayatın zenginliğidir.

Bazen bir köy sabahında kuş seslerini dinlemek, bazen kendi yetiştirdiğin bir domatesin tadına bakmak, en pahalı sofralardan daha çok mutluluk verebilir.

Toprağımızı unutmayalım!
Sevgili Okurlarım,

Türkiye, tarım ve hayvancılık bakımından büyük imkânlara sahip bir ülkedir. Buna rağmen üretimin, çiftçinin, köylünün ve kırsal hayatın kıymetini yeterince anlayabiliyor muyuz, diye kendimize sormalıyız.

Gençlerimizi üretime yönlendirmeli, çiftçimizi desteklemeli, köylerimizi yaşatmalıyız. Tarlalar boş kalmamalı, suyumuz boşa akmamalı, toprağımız verimli kullanılmalıdır.

Kahramanmaraş'ımızın da köyleri, yaylaları, bağları ve bahçeleri var. Bertiz'den Elbistan'a, Afşin'den Andırın'a kadar nice bereketli topraklarımız bulunuyor. Bu imkânları değerlendirmek, üretimi artırmak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur.

Şunu unutmayalım: Üretmeden tüketen toplumlar, bir gün başkasına muhtaç kalabilir.

Son sözüm şudur:

Köye kaçmak bir kaçış değil, bazen hayata yeniden bakmaktır. Ek biçmek yalnızca tarımla uğraşmak değil, emeğin ve üretimin değerini bilmektir.

Daha çok para kazanacağım diye hayatı kaçırmayalım. Toprağımıza, ailemize, sağlığımıza ve birbirimize sahip çıkalım.

Biraz sade yaşayalım, biraz az tüketelim, daha çok üretelim.

Köye kaç, ek biç! Belki de aradığımız huzur, uzaklarda değil; yanı başımızdaki bir avuç topraktadır.

Huzur köyde mi : islam da mı ?

Kalın Sağlıcakla

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri