Bu köşede tüm dünya ile, yakında bizi bekleyen gıda krizini defalarca anlatan biri olarak, onunla ilgili doğurğanlığımızı artıramazsak "Vayy Türkiye'mizin haline !?" diyerek esas konumuza böylece girmiş olalım.
Bir zamanlar diğer ülkeler arasında "genç ülke" olarak konumlanan Türkiye, doğurğanlıkta önce durağanlaştı şimdi ise, kayğı verici bir şekilde "yaşlı ülke" olma yolunda hızla ilerliyor.
Türkiye İstatistik Kurumu yani TÜİK, 2025 sonu itibarıyla nüfusumuzu 86 milyon 92 bin olarak açıkladı. Çocuk Nüfusu olarak kabul edilen 0-17 yaş aralığı nüfusumuz
21 milyon 375 oldu. Yani toplam nüfusumuzun % 24,8'ü çocuk. Bu oran 50 yıl öncesinde nüfusumuzun yarısı kadardı. 2003 yıllarında %32,5 'lara inen çocuk nüfusumuz, malesef şimdi yukarıda belirttiğim % 24,8'lere geldi. Endişe veren önemli bir hususta 2025 yılında genç nüfusun bir önceki yıla göre % 2 oranında azalmasıdır. Düşüş trendi artık dur durak bilmez oldu.
Genç nüfusumuzun azalıyor olması ortancı ve yaşlı nüfusumuzun artması demektir. Nitekim 1990'larda % 4 olan yaşlı nüfusumuz, 2025'de %11 ile zirveyi gördü. Sosyo-ekonomik acil tedbirler alınmazsa bu oranın 2040'da %18'e, 2050'lerde
% 23'lere ulaşacağı söyleniyor. Yani her dört kişiden biri yaşlı !
Şayet tedbir almazsak gelecek 20 yılın Türkiye'sini bekleyen sorunları şu şekilde sıralamak mümkün olacaktır.
- Gıda Krizi kendiliğinden tetiklenecektir.
- Çalışan nüfusa düşen emekli sayısı ve bunların sağlık giderleri kat be kat artarak bütçede çok önemli hasarlar açacaktır.
- Gençliğin azalmasıyla iş gücü açığı dolayısıyla, dışarıdan iş gücü piyasasına ihtiyaç doğuracak, bu durum belki sosyal çalkantılara sebep olacaktır.
- Çalışanın azalması vergi gelirlerinin düşmesine sebep olacaktır.
- Öğrenci sayıları düşeceğinden belki çoğu okullar kapatılacaktır.
- Yaşlı nüfusumuz arttığı için bunlara hizmet edecek özel bakım ve bakım evleri ihtiyaçları artacak.
- Genç nüfusumuzun azalması tüketim kompozisyonumuzda köklü değişikliklere sebep olacaktır. Örneğin, 20 yıl öncesi aynı çatı altında yaşayan nüfusumuz % 4,5 İken, şimdi % 3, 20 yıl sonrasında da %2'lere düşecektir. Bu durum daha küçük evlere daha az eşya alımına insanları zorlayacaktır.
- Tüm bunlar üretimin kompozisyonu değişeceği için, üretici kesimi ihracata dönük üretime mecburi bir şekilde zorlayacak, bunlar içinse özel yatırım gerektirecektir.
Görüldüğü gibi yukarıda sıralamaya çalıştığım hususların çoğu genelde devlete ekstra maliyetler sunmaktadır. Gerek kırsalda ki genç nüfusu ister kadın, ister erkek olsun şimdiden özel teşviklerle donatıp onları üretici yapamadığımız sürece gereksede; çalışan kadınlara dogurğanlığı artırıcı şimdikinden çok daha fazla onları özendirici tedbirler alamazsak, Türkiye sosyo-ekonomik çok daha zor günlerle karşı karşıya kalabilir...
Hiç şüphesiz doğurğanlığın kültürel ve sosyal boyutu inkar edilemez. Ancak bunlara etki eden en önemli faktörün ekonomi boyutu olduğunu, bununda bariz bir şekilde son sekiz yıldır orta ve ağır şekilde seyreden ekonomik çıkmazlarımız; aileleri çocuk yapma gayretinden alıkoyduğu, ötelediği bir tarafa, gençlerin evlilik yaşına geldiği halde evlilikten uzak kalmasını bizler görmemeye çalışsak bile istatistikler apaçık bunları doğrular niteliktedir.
O halde Türkiye, gelecek 20 yıl içinde bu ağır problemlerle karşılaşmaması için vakit kaybetmeden bir an önce tedbirler alıp yürürlüğe koyması elzem olduğu kadar mahkumdur da.
Mesela, kırsalda yaşayan veya yaşayacak olan genç kadın ve erkeklere;
- Sonradan ödemek ve başkasına devretmemek kaydıyla cazip fiyatlarla hazine arazisi,
- Kadın ve erkek genç çiftçimize tarım sigortalarının en az 2/3' ünün devlet tarafından karşılanması,
- Tarım ve hayvancılık üretim çeşidine göre faizsiz ilk 2 yıl ödemesiz krediler, % 50 hibeli traktör ve donatım kredileri,
- Doğan her çocuk için yılda en az 2 asgari ücret tutarında nakti ödeme,
- Ögrenci çocuklarının giyim, gıda, servis gibi giderleri için yılda çocuk başına yine 1 asgari ücret tutarında nakti ödeme teşvikler arasında sayılabilir.
Türkiye'ye "yaşlı ülke" denmesi yakışmaz !