Uluslararası siyasette bazı hamleler vardır; ilk bakışta barışa doğru atılmış bir adım gibi görünür, ancak derinlemesine bakıldığında çok daha karmaşık hesapların ürünü olduğu anlaşılır.
ABD Başkanı Donald Trump tarafından duyurulan ABD-İran ateşkesi de tam olarak böyle bir gelişme.İki hafta…
Diplomasi için kısa, jeopolitik hesaplar için ise oldukça anlamlı bir süre.Bu tür ateşkesler genellikle kalıcı barışın habercisi olmaktan ziyade, tarafların yeniden pozisyon aldığı, riskleri tarttığı ve bir sonraki hamleyi planladığı “stratejik duraklamalar”dır. Nitekim ABD ile İran arasındaki gerilim, yalnızca bugünün değil, onlarca yıla yayılan derin bir krizler zincirinin parçasıdır.
Nükleer program, bölgesel güç mücadelesi ve yaptırımlar gibi başlıklar düşünüldüğünde, iki haftalık bir sürenin bu sorunları çözmesi zaten beklenemez.Peki o halde bu ateşkes neden önemli?Çünkü bu tür kısa süreli anlaşmalar, tarafların niyetini test ettiği bir zemin oluşturur. Aynı zamanda doğrudan çatışma riskini düşürerek, diplomasiye alan açar.
Ancak asıl soru şudur: Bu iki hafta, gerçek müzakerelere mi dönüşecek, yoksa sadece yeni bir gerilimin hazırlık süreci mi olacak?Bölgesel ve küresel aktörlerin bu sürece bakışı da en az ateşkesin kendisi kadar belirleyici.İsrail açısından mesele, doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak okunuyor. İran’ın bu süreçte zaman kazanması, Tel Aviv’de ciddi bir endişe kaynağı. Bu nedenle ateşkes, desteklenen ama güvenilmeyen bir ara formül niteliğinde.Rusya ise daha farklı bir yerden bakıyor. Ne tam bir savaş ne de tam bir barış Moskova’nın çıkarına. Kontrollü bir gerilim, hem ABD’yi meşgul eder hem de Rusya’ya jeopolitik manevra alanı açar.
Bu nedenle ateşkes, Rusya açısından bir çözüm değil, yönetilebilir bir denge anlamına geliyor.Türkiye cephesinde ise tablo daha pragmatik. Bölgedeki her gerilim doğrudan güvenlik, ekonomi ve enerji dengelerini etkiliyor. Bu yüzden Ankara, tansiyonun düşmesini desteklerken, ateşkesin kalıcı bir sürece evrilmesini tercih eder. Kısa süreli anlaşmalar olumlu görülür, ancak yeterli bulunmaz.Peki ya Çin?
Çin bu süreci doğrudan bir güvenlik krizinden ziyade, ekonomik ve stratejik istikrar meselesi olarak okur. Pekin için Orta Doğu, enerji arzının sürekliliği ve küresel ticaret yollarının güvenliği açısından kritik önemdedir. Bu nedenle ani bir savaş ihtimali, Çin’in en istemediği senaryolardan biridir.Çin’in yaklaşımı genellikle nettir:
Gerilim düşmeli, istikrar korunmalı ve mümkünse süreç çok taraflı diplomasiye taşınmalıdır.ABD ile İran arasında ilan edilen iki haftalık ateşkes, ilk bakışta bölgesel tansiyonu düşüren önemli bir adım gibi görünüyor. Ancak dikkatli bakıldığında, bu anlaşmanın önemli bir boşluğu olduğu açık:
Lübnan bu çerçevenin dışında bırakılmış durumda.Ülkede etkili olan Hizbullah, yalnızca yerel bir aktör değil, aynı zamanda İran’ın bölgesel stratejisinin önemli bir parçası. Bu nedenle İran ile yapılan bir ateşkes, Hizbullah’ı otomatik olarak bağlayan bir anlaşma anlamına gelmiyor.Dahası, Lübnan sahası uzun süredir İsrail ile Hizbullah arasındaki gerilimin merkezinde yer alıyor. Bu hat, kendi dinamikleri olan, ayrı bir “çatışma dosyası” niteliğinde.
Sınır güvenliği, caydırıcılık ve karşılıklı tehdit algısı üzerine kurulu bu denklem, ABD-İran hattındaki diplomatik gelişmelerden bağımsız ilerleyebiliyor.Tam da bu yüzden, söz konusu ateşkes aslında kapsamlı bir barış anlaşması değil; sınırlı bir gerilim yönetimi hamlesi.Sonuç olarak, Lübnan’ın ateşkes dışında kalması bir istisna değil, aksine bölgedeki çok katmanlı çatışma yapısının doğal bir sonucu.
ABD ile İran arasındaki diplomatik temaslar, sahadaki tüm gerilim hatlarını kapsayacak kadar geniş değil.Ve belki de en kritik gerçek şu:
Ortadoğu’da hiçbir ateşkes, gerçekten tüm cepheleri kapsamadığı sürece “tam anlamıyla” bir ateşkes değildir.Lübnan bugün bu gerçeğin en somut örneği olarak karşımızda duruyor. Ateşkes var, ama savaş ihtimali hâlâ masada.
Tüm bu tablo bize şunu söylüyor: Bu ateşkes, tek başına bir çözüm değil. Ama doğru yönetilirse bir fırsat olabilir.Uluslararası ilişkilerde barış çoğu zaman büyük anlaşmalarla değil, küçük ve geçici adımlarla başlar.
Ancak bu adımların kalıcı sonuçlar doğurması, tarafların gerçekten çözüm isteyip istemediğine bağlıdır.İki haftalık süre dolduğunda önümüzde iki ihtimal olacak: Ya bu süreç daha geniş bir diplomatik çerçeveye evrilecek ya da taraflar kaldıkları yerden, belki de daha sert bir şekilde devam edecek.
Kısacası, bu ateşkes bir sonuç değil; bir test.Ve bu testin sonucu, sadece Washington ile Tahran arasında değil, İsrail’den Çin’e kadar uzanan geniş bir jeopolitik hattı doğrudan etkileyecek.