Hoşgörünün Son Görüntüleri

.

             Dokunuş

Hoşgörü kapsamına girebilmek mesele.

Diyalogla maksuda erebilmek mesele.

Ehl-i iman dururken, ehl-i küfüre bile;

“Cennetlik” fetvasını verebilmek mesele…

                                                    A.S.D

       Esas konu hakkındaki anlamsızlık ve tutarsızlık şudur:  

       Nedense nice bir muhafazakȃr kalem erbabının, nice bir ȃlim ve fazıl kişilerin sanki “Fethullah Gülen Hocafendi” ismiyle maruf zat-ı muhteremin özel dokunulmazlığı varmış gibi; ya da (sümme hȃşȃ) hatalardan münezzehmiş gibi, söylenmesi gereken hakikatleri yekten söyleyememiş olmaları… Ve sanki mayın tarlasında dolaşıyormuş tedirginliğinde bulunmaları…

       Buna mukabil vicdanı ve kalemi hür, sağduyulu ve de yürekli bir muharrir Hanım Efendinin; aylardır cerahat mesabesindeki mevzuları sorumluluk gereği kalemiyle deşmesi, düşünenlerin veyahut ta düşünmesi gerekenlerin nezdinde takdire şayan bir vakıaydı kuşkusuz.

      Ne demek Fethullah Gülen Hocaefendinin eleştirilemezliği veya dokunulmazlığı?..

       Gözlerden kaçtığı mı zannediliyor takındığı bir takım menfî tavırların ve yaptığı falsoların? Haddinden fazla gayrimüslim muhipliği ve ehli salip ünsiyeti?.. Badehu “hoşgörü” mavalı ve “diyalog” teranesi?..

       Bir de içe dönük işgüzarlıklar söz konusu.

       Ecevit’e şefaatçilik yaklaşımı sergilemeler… Geçmişte Mesut Yılmaz’a ve Deniz Baykal’a mersiyeler dizmeler… Demirel’in intizarlık devrini ve dönemlerini kutsamalar… 28 Şubat rezaletini özümseyip, rahmetli Erbakan Hoca’yı kasıtla; “Bizden o tarafın havuzuna bir damla su akmaz…” demeler…  Diğer yandan hükümetin dış politikasını eleştirmek suretiyle bir yerlere şirin görünmeye çalışmalar vs.

       Unutmadık, Mavi Marmara’yla ilgili demecini…

       Unutmadık, Gezi Parkında yakıp yıkan çapulculara dahi, “çapulcu”luk ifadesinden inhiraflarını… 

       Unutmadık, Filistinlilerin fırlattığı ilkel bir roketle İsrail’de vukuuna ender rastlanan can kaybına yönelik müteessir beyanatlarını… (Fakat İsraillilerin, yarım asırdan beri Filistinlileri boğazlaması; asimilasyon uygulaması hususunda bir kınama duymadık hazretin ağzından)

       Unutmadık başörtüsü meselesini hafife alarak; “füruatttandır” şeklindeki çıkışlarını,,,

       Haricen Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da ve bilumum İslam coğrafyasında uygulanan alçakça mezalimleri; Sam amcaların korkusuyla “telin”e yanaşmaması ve de en ufak bir kınama fiiline dahi çekimser kalması manidar değil midir sizce? Eğer bütünüyle bunları sıradan hadiseler kümesinde değerlendirenler ve hȃlȃ iyi niyetle yorumlayanlar varsa, katiyetle yanılmaktadırlar.

       Çokları belki anımsayamaz ama bendeniz, 1971 yılında yine şimdikilerine mümasil bir talihsiz ifadesini hiç unutamıyorum. Hatırlatayım kısaca:

       İzmir merkez vaizliği görevi esnasında, Sıkı Yönetim Ege Komutanlığınca; “Ayin yaptıklarına dair” yaklaşık kırk kişilik grupla “Nurculuk”tan yargılanmaktayken, mahkemedeki savunmasında; “Onlar meczuptur, benim onlarla katiyetle bir bağlantım yoktur.” biçiminde ifadeler kullanmış ve böylece soyutlamıştı kendisini onlardan. Artık arkadaşlarına madik atmamıdır bununTürkçedeki adı, başka bir şey midir, her neyse…

       Anlaşılan hazret, 28 Şubat darbesini de “teferruattan” sayıyor. Yadırgamadığımız o çok müşfik, o çok şefkat(!)perest yapısıyla özdeş açıklamasında; “Yaşlı başlı adamlar böyle orada hesap verince ciğerim yanıyor benim. Elimde bir imkân olsa ben onların hepsine de serbestsiniz derim.” buyuruyor zat-ı ȃlileri.

       Hayret ki ne hayret!!!

       Peki, ciğerinin yandığını söylediği yaşlı başlı eşhaslar, sudan bahanelerle binlerce suçsuz subay ve astsubayları ordudan uzaklaştırırken… Evlerini, aile ocaklarını dağıtırken… Hatta daha da beteri, başka kurumlarda bile çalışmalarını emrivaki ile yasaklarken; neden aynı hassasiyetle ciğerinin yandığını işitmedik ki?..

       Yoksa bu iç burkulması ve iç göyünmesi adamına göre, makama mansıba göre değişiyor mu?

       Hele de dershaneleriyle ilgili şaşırtıcı ve olağanüstü celaletine…

       Meriyetteki muhatabına “Firavun” benzetmesine…

       “Bunlar cennetin kapılarını bile kapamak isteyebilirler" önsezisine, hayranlık duyulur (!) ancak.

       Hocaefendi açık düşmeye başladığını fehmedince, ağzındaki baklayı ve mahzendeki saklı baltasını çıkardı galiba…

       Bakalım işin sonu nereye varacak…

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri