Türkiye, ne zaman enflasyonist bir baskı altına girse, özellikle de sebze ve meyve fiyatları tüketicinin uğrak yerlerinde önlenemez fiyat artışı gösterdiğinde, aklı yeten, yetmeyen hemen herkesin ilk aklına gelen çare "Efendim hal Kanunu değiştirmeden sebze ve meyve fiyatları kesinlikle düşmez !" sözcükleri savrulur gider. Sadece savrulup giden sözlükler mi ? Fiyatlarda korkunç şekilde, önlenemez bir şekilde savrulur gider.
Ne der 5957 sayılı hal kanunu ? "Sebze ve meyveler ile, yeterli arz ve talep derinliği bulunan diğer malların ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun, sebze ve meyve ticaretinin kayıt altına almayı, üretici ve tüketici haklarını korumayı, fiyat istikrarını sağlamayı ve aracıları azaltarak taze gıda fiyatlarını düşüŕmeyi amaçlayan temel düzenlemelerdir" der. Daha ne desin bu kanun ? Bundan güzel kanun mu olur ?. Ama malesef olmuyor olmuu-yor !
Neden olmuyor ? Şundan olmuyor, kanunda adı geçtiği halde fiyat oluşumunda hiç bir etkinliği olmayan, adeta tüccarın boğazını sıkarak fiyat verdiği, üretici ayağı zayıf kaldığı için olmuyor. Kâr, kazanç hep bilinmeyenlerde.
Geçen sezon tarlada 2 liraya zor satılan soğan marketlerde % 750 fiyatla 15 lira, 3 liraya alınan patates de aynı şekilde. Ya da yöremizden bildireyim; Türkiye'de elma üretiminde ilk on-onbeşinci sıralarda yer alan, birinci sınıf Göksun Elması'nı üretici zar-zor 25 liraya satmışken, aynı elma sezon boyu marketlerde 125-140 lira, yani % 500-600 ! Evet, akaryakıt zamların nakliye ücretini etkilediği, bununda fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğu kabul edilir.
% 500-750 arası fiyat neyin nesi ? diye insan sormadan da edemiyor.
Ukrayna Kiev'de Kolhozları, Hollanda, Fransa, Almanya gibi birçok Batı Avrupa Ülkelerinde de tarım ve hayvancılık alanında üretim yapan Birlik ve Kooperatifleri yerinde inceleyen biri olarak;
Kolhozlarda üretim faktörleri devletin, Birliklerde ise, üyelerin kendine ait. Esas ciddi farklılık yönetim ve verimlilikten kaynaklanıyor. Kolhozların yönetimi genelde parti polit büro üyelerinin yakınlarından oluştuğu, kapasite fazlası işçi çalıştırmalarından dolayı, kârdan ziyade istihdam oluşturma amaçlandığından, verimlilik düşmesi nedeniyle zarar etmeleri kaçınılmaz olurken, Avrupa'da ki Birlik ve Kooperatifler, üyelerin demokratik katılımlı, hesap verebilme, profesyonel yöneticilerle verimliliği ve üreticinin de kâr etmesi esasına dayanarak kurulmuşlardır.
Avrupa'da tarımsal Birlikler, Kooperatifler ile profesyonel organizasyonlar (COPA- COGEGA) aracılığıyla yoğunlaşmışlardır. Bu Birlikler, üreticinin pazarlık gücünü, eğitimini sağlamak ve ürün pazarlamasını yürütmek amacıyla faaliyet gösterirler.
Bugün dünyada 60 milyonu bulan ve
1 trilyon dolardan fazla ciro yapan en büyük 300 kooperatifin yaklaşık üçte birini tarımsal kooperatifler oluşturmakta ve bununda % 15' Avrupa'da bulunmaktadır. Bu Kooperatifler, bazı çok uluslu şirketlerden daha iyi performans göstermektedir.
Avrupa Birliği tarımsal kooperatiflerin pazar payı 210 milyar dolarlık bir hacme sahiptir. Bu Kooperatifler tarımsal girdilerde % 50, pazarlamada ise % 60'dan fazla bir paya sahiptirler. Örneğin süt üretiminin Norveç'de % 99'u, Hollanda'da
% 88'i, Finlandiya'da %96'sı, etin ise % 74'ü kooperatifler vasıtasıyla gerçekleşir. Sanırım şimdi daha iyi anladınız; Avrupa'da ki gıda fiyatlarının döviz bazında Türkiye'den neden yarı yarıya düşük olduğunu. Avrupa'da 1960'lı yıllarda başlayan kooperafçiliğin geldiği nokta bu kadar açık.
Türkiye gıda arzını sağlamak, vatandaşına ucuz ve kaliteli gıda sunmak ve kırsal kalkınmasını tamamlamak istiyorsa; mutlaka tarım ürünlerinde kooperatifleşmesi şarttır.
Türkiye'nin 70'li yıllarda başlattığı kooperafler kurma heyecanı, maalesef köy sosyolojine hakim "sen-ben kavgası" birde buna kooperatifler için "komünist icadı" yaftası eklenince umut edilen kooperatifçilikte gelişme bir türlü sağlanamadı. Oysa o tarihlerde Avrupa bu işi çoktan tamamlamıştı.
Şimdi yapmamız gereken şu; 2027 yılını "Kooperatifler Yılı" ilan edip, eğitimle başlayıp seferber olmamız lazım. Gerekirse, sosyolojikman pürüzlü yerleşimlerde devlet Ziraat Mühendisi, Teknisyeni, Veteriner Hekim ve Teknisyeni, kooperatif eğitimi gören meslek uzmanlarını atayarak ürün bazlı tarımsal kooperatifleşmesini bir an önce halletmemiz gerekiyor.
Güçlü, etkin ve verimli, demokratik, pazara hakim, üyelerinin her türlü sorununa cevap veren bir kooperatifin karşısında kim durabilir ki ? O zaman yok pahasına alınan, dünyaca meşhur Çardak'lının, Ericekli'nin, Korkmaz, Kamışçık'lının elmaları adil fiyattan değer bulur, üreticilerin de yüzü güler. Amacımız da yüzü gülen üretici değil mi ?
Hal Yasası iyide, "Sürüden ayrılanı kurt kapar !" hesabı üreticinin orada mesabesini hesaba katan kim ? Ee üretici kazanmıyorsa, kim kazanıyor dediğinizi duyar gibiyim. Orası ayrı bir dünya, o zincirde üretici hariç herkes kazanıyor... Üreticinin fiyat oluşumunda etkinliği neredeyse yok hükmünde. Üretici, örgütlü olarak, o kırılamayan zincirde hatta baş köşede yerini alamazsa, kazanması ebediyen mümkün değil. Zarar etmiyorsa şükredecek.
Pazarlama ve lojistik ağı geniş, piyasaya hakim, dünya fiyatlarını gözeten bilgiye haiz profesyonel yöneticilere sahip, sağlıklı işleyen kooperatifler çoğaldıkça; üreteninde, tüketeninde homurdanmaları bitecek.
Üretenlerin tamamı kooperatif üyesi olduğu takdirde; kim bilir belkide hallerde kooperatiflerin olacaktır. Olur mu ? Olur.