1986 yılında, Samsun'un Terme ilçesinde, Ali Usta'nın oğlu olarak dünyaya gelen Muhammet Terzi, pideciliğin kendisi için bir meslek olmaktan önce, bir miras olduğunu vurgular.
Öyle ki; pideciliğin kendisi için, çocukluk yıllarından beri, içinde büyüdüğü bir hayat biçimi olduğuna değinir:
"Henüz dokuz ila on yaşlarındayken, ben o gün, okuldan çıkar çıkmaz, babamın yanına gelirdim. Önlüğümü giyerdim ve fırında çalışmaya başlardım.”
Muhammet Terzi’nin çocukluk yılları, yaşıtlarından farklı olarak, parklarda oyun oynayarak değil, hamur teknelerinin ve pide fırınlarının yanı başında geçer.
Böylelikle, küçük yaşlarından itibaren, hayatın kendisine çalışmayı, mücadele etmeyi ve sabretmeyi öğrettiğini ifade eden Muhammet Terzi, yıllar içinde, eğitimini de bırakmaz. Aksatmaz.
Ortaokuldan mezun olunca, hayatının ilk büyük kararlarından biriyle karşı karşıya kalır. Babası Ali Usta, oğluna bir gün “Ya okumaya devam edersin ya da işin başına geçersin. Anahtarı alırsın ve kendi geleceğini kurarsın” der. Bu durum karşısında, Muhammet Usta, kararsız kalır. Zira çevresindeki birçok kişi ona okuması gerektiğini söyler.
Günlerden bir gün, Muhammed Usta, dükkânın camında asılı duran “Çırak Aranıyor” yazısını görür. Ki; bu yazı, Muhammet Usta’nın gururuna dokunur. Yazıyı camdan söküp atar ve babasının karşısına geçerek, “Baba! Seninle çalışmaya karar verdim” der. Bunun üzerine, babası tebessüm eder. Öyle ki; Muhammet Usta, babasının yüzündeki bu tebessümü bugün bile unutamaz.
Çocuk yaşlarda, babası Ali Terzi'nin yanında başladığı bu keyifli yolculuğa, maceraya bugün halen büyük bir azimle ve coşkuyla devam eden Muhammed Terzi, yıllar boyunca çalışır. Emek verir. Mücadele eder. Bu süreçte, Adalet Meslek Yüksekokulu'ndan mezun olur. Şimdi ise, ikinci üniversite olarak, Lojistik eğitimine devam eder.
“En Favori Öğretmenim Babamdı”
Yaşamının en büyük okulunun ise, babası Ali Usta'nın yanında geçirdiği yıllar olduğunu vurgulayan Muhammet Terzi, babasının kendisine dürüstlüğü, adaleti ve insan olmayı öğrettiğinin önemine değinir.
Ali Usta’nın Vefatı
Doktorları babasının iyi olacağını, iyileşeceğini, düzeleceğini söylese de babası hastaneye yattıktan dokuz gün sonra, Muhammet Usta’ya bir telefon gelir. Bu telefonla, Muhammet Usta’nın hayatı değişir.
Öyle ki; Muhammet Terzi, hayatının en ağır günlerinden birinde, babasını kaybeder.
Doktorlarla, hastanelerle ve yoğun bakımla geçmek bilmeyen o zamanın hemen ardından babasının vefat ettiği o gün, sadece babasını değil, aynı zamanda, ustasını, yol göstericisini ve hayat öğretmenini kaybettiğini üzüntüyle ifade eden ve böylelikle, babasını bu özel günde, Babalar Günü'nde yâd eden Muhammed Usta, şu açıklamada bulunur:
"Babamın bana bıraktığı emaneti yere düşürmemeye karar verdim ve çalışmaya devam ettim."
Babasının ölümü üzerine, hayatının yükünü omuzlarında hissetmeyi öğrenen Muhammet Usta, gece gündüz demeden, bayram demeden veya yorgunluk nedir bilmeden hiç durmaksızın çalışmaya devam eder. Keza, yıllar boyunca, kendi ifadesiyle, bir şeyler başarabilmek için mücadele eder.
Babasından kendisine kalan en büyük mirasın bir dükkân olmadığını; dürüstlük, adalet, çalışmanın onuru ve alın terinin kutsallığı olduğunu vurgulayan Muhammet Usta, yıllar boyunca, kendi ifadesiyle, kulağına küpe olan babasının bir sözü olduğunu açıklar: “Evlat! Önce kendi ayakların üzerinde dur.”
Babası öldükten sonra, Muhammet Usta’nın hayatı çok daha zorlaşır. Öyle ki; hayatının önemli bir kısmı gurbet yollarında geçer. Muğla – Bodrum’da, on yıla yakın; İstanbul Silivri’de ise, iki yıla yakın zaman çalışır.
Bu süreçte, memleketinden, ailesinden ve sevdiklerinden uzak kalır.
Birçok insan, bayramlarını ailesiyle geçirirken, Muhammet Usta, işinin başındadır. Birçok insan, hafta sonunu dinlenerek geçirirken, Muhammet Usta, ekmeğinin peşindedir.
Muhammet Usta, bugün geldiği noktaya hazır imkânlarla ulaşmadığına; bugün geldiği noktaya dişiyle, tırnağıyla çalışarak geldiğine ilişkin açıklamada bulunur.
Öyle ki; Muhammet Terzi, babasının yokluğunda, kendi düğününü bile kendi emeğiyle yapar ve yıllar boyunca, gece gündüz çalışır.
Bugün birçok kişinin kendisini Samsun Pidecisi Nuri Usta’nın işletmecisi ve ustası olarak tanıdığına değinen Muhammet Usta, şu açıklamada bulunur: “Benim hikâyem, bir işletmenin başarışından çok, alın teriyle kazanılan bir ömrün hikâyesidir.”
Bu bağlamda, "Bugüne bugün, Samsun Pidecisi Nuri Usta, Samsun'un en çok bilinen ve tercih edilen pide işletmelerinden biri olduysa, bu başarının ardında, yılların emeği, fedakârlığı ve alın teri var" açıklamasında bulunur.
Ünlülerin Uğrak Yeri
Muhammet Terzi, alanlarında ün yapmış kişilerin de uğrak yeri olan işletmelerinin TRT'de, Kanal 7'de, A Spor'da, beIn Sports'ta ve daha birçok dijital platformda yer aldığına değinir ve bunun gurur verici olduğunu ifade eder.
Ne var ki; Muhammet Usta, bu yazıyı başarılarını anlatmak için yazmadığına; bu yazıyı özel sektörde çalışan insanların sesi olmak için yazdığına ilişkin şu açıklamada bulunur:
"Ben, yıllardan beri, ateşin karşısında çalışan bir pide ustası olarak, şunu görüyorum, şunu gözlemliyorum: Özel sektör çalışanlarının yükü her geçen gün ağırlaşıyor. İnsanlar yazın sıcaktan kaçarken, biz fırının önünde çalışıyoruz. Çoğu zaman haftada bir gün bile olsa dinlenemiyoruz. Sabah erkenden başlayan mesaimiz, akşam geç saatlere dek devam ediyor. Yıllar geçtikçe, ayaklarımız ağrıyor. Bedenimiz yoruluyor. Sağlığımız yıpranıyor."
Muhammet Usta, her sabah işinin başına geçer ve akşam saatlerine dek ayaklarındaki ağrılara, yılların verdiği yorgunluğa rağmen yine de çalışmaya devam eder ve şu çarpıcı açıklamada bulunur: “Özel sektör çalışanlarının büyük çoğunluğu için, çalışmaktan başka bir seçenek yoktur.”
Muhammet Usta, günümüzde gençlerin yorucu olduğunda dolayı, bu meslekleri tercih etmediklerini ve bu işlerin dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığına değinir:
“Sabahın erken saatlerinden gecenin ilerleyen saatlerine dek süren mesailer, hafta sonu olmayan hayatlar, bayramda çalışılan günler ve aileye ayrılamayan zamanlara rağmen, alınan emek karşılığının yeterli görülmemesi üzerine, birçok genç, bu şartları görünce, başka mesleklere yöneliyor.”
Muhammet Terzi, kaybedilenin yalnızca ustalar olmadığına; bir kültürün, bir geleneğin ve baba mesleklerinin kaybedildiğine ilişkin serzenişte bulunur.
Muhammet Usta, bir başka acı gerçeğin daha olduğuna ilişkin hatırlatmada bulunur: “Bizler çoğu zaman çocuklarımız için çalışırken, çocuklarımızın çocukluk yıllarına yetişemiyoruz. Çocuklarımızla bir parkta olmamız gereken zamanda, iş yerlerimizde oluyoruz. Çocuklarımızın bir okul gösterisinde olmamız gereken zamanda, müşterilerimize hizmet ediyoruz. Kısacası, çocuklarımızla geçirmek istediğimiz birçok anı kaçırıyoruz. Çünkü ailemiz için çalışırken, farkında olmadan ailemizden zaman çalıyoruz.”
Tüm bu fedakârca çalışmalarına ve tüm bu yorgunluklarına rağmen, emeklilik dönemlerinde, hak ettikleri değeri gördüklerini söylemekte zorlandıklarını ifade eden Muhammet Usta, sözlerine şu şekilde devam eder:
"Ben hiç kimsenin hakkını elbette küçümsemiyorum. Kamu çalışanlarının emeğine de saygı duyuyorum. Ne var ki; özel sektörde çalışan milyonlarca insanın hakkının da daha fazla verilmesi gerektiğine inanıyorum."
Muhammet Terzi ve Temennisi
Ateşin karşısında geçen yılların, sanayide harcanan ömürlerin ve buna istinaden, esnafın, ustanın ve işçinin verdiği emeğin daha fazla değer görmesi isteğinde bulunan Muhammet Usta ayrıca, yıpranma paylarının yeniden değerlendirilmesini ve emeklilik şartlarının, emeklilikte verilen emeğin daha adil olmasını, daha fazla karşılık bulmasını temenni eder:
“Yıllar boyunca, ağır şartlarda çalışan insanlar, emeklilik dönemlerinde daha insanca şartlarda yaşayabilmeliler.”
Muhammet Terzi, sözlerinin devamında şu çarpıcı tespitte bulunur: "Bu ülkenin üretim gücü sadece masalarda çalışmıyor. Bu ülkenin üretim gücü masalar dışında ayrıca, tezgâhlarda, atölyelerde, sanayilerde ve fırınların başında çalışıyor."
"Biz Bu Hayatın Neresindeyiz?"
41 yaşında ve üç çocuk babası olduğunu belirten Muhammet Terzi, kendi ifadesiyle, her sabah işinin başına geçtiğini ve alın teri dökmeye devam ettiğini vurgular ve şu şekilde kamuoyu oluşturur: "Sadece kendim için değil, benim gibi milyonlarca çalışan için soruyorum: Biz bu hayatın neresindeyiz?"
Zira, Muhammet Usta, bugüne bugün bütün çalışanların, bütün emekçilerin benzer soruyu sorduğu tespitinde bulunur.
Bu yazılı metnin ise, yerel bir gazetede, köşe yazısı tarzında yayımlanabilecek seviyede olduğu düşüncesindeki Muhammet Terzi, bu yazının en güçlü tarafının memur – esnaf karşılaştırmasını sertleştirmeksizin, emeğin ve yıpranmanın görünmesi isteğiyle dile getirmek olduğunu kaydeder: "Ki; bu istek, okuyucunun bizi "şikâyet eden biri" olarak değil, "emekçinin sesi" olarak görmesini sağlar."
Bu yazının bir şikâyet yazısı olmadığını, bir emeğin sesi olduğunu; aynı şekilde, bu yazının sadece Muhammet Terzi’nin başarı hikâyesi olmadığını dile getirir ve şunları kaydeder: “Bu yazı, sabah dükkânını açan esnafın, sanayide çalışan ustanın, fırın başındaki ekmekçinin ve alın teriyle hayatını kazanmaya çalışan milyonlarca insanın hayat hikâyesidir.”
Başarılarınız Daimi Olsun, Muhammet Usta!