İslâmî bilgi noksanlığı ve yeterince dînî emirleri önemsememek, insanları maddî ve manevî zararlara düçar kılmaktadır.
Eskiden abdetsiz ve cenabet sözleri önemsenirdi. Abdestsiz yere basmayan kimseler vardı. Ne yazık ki günümüzde sıradan bir mesele olarak telakkî edilmektedir. Örneğin abdestsiz Kur’ân-ı kerîm tutulamayacağı ve cenabet yemek yenemeceği gerçeği pek önemsenmemektedir.
Bu hususta anne-babaların ve eğitim camiasının büyük veballeri vardır. Çünkü onlara neyin helal, neyin haram olduğu maalesef öğretilmemektedir. Yetişkinler bir tarafa, bilhassa gençlerin düşünce ve davranışları, istikbal için büyük tehlike arzetmektedir. İşte sadece abdestsizliğin neticesi olarak tarihî bir olayı misâl olarak arzedebiliriz:
Ahmed-i Bîcân hazretleri Gelibolu’da camide vâz ettiği kürsüden bir ara başını kaldırdı. Câminin giriş kapısında ağabeyini gördü. Ayakta bekliyor ve kendisine tebessüm ediyordu. İçeri girip bir yere oturmamasına hayret etmişti. Sonra mânevî bir huzurla vâzına devâm etti. Ağabeyinin bu şekilde beklemesi bir türlü aklından çıkmıyordu. Akşam annesi ile sohbet ederken bu aklından çıkmayan şeyin sebebini öğrenmek istedi ve; "Anneciğim! Bugün dikkatimi çeken bir şey oldu. Vâz ederken ağabeyim câmi kapısında durmuş, bana bakıyor ve tebessüm ediyordu. Ama içeri girip oturmadı. Sebebini ondan bir suâl eylesen." dedi.
Evlâdını kıramayan anne ertesi gün büyük oğlu Muhammed Bîcân'a giderek sohbet arasında kardeşinin vâzı arasında niçin câmiye girmediğini sordu. O da; "Kardeşim âlim, ârif biridir. Hâcı Bayram-ı Velî hazretlerini görünce bir başka Ahmed oldu. Sözleri hikmet dolu. Gönülleri alan, ruhları cezbeden bir üslûbu var. İlminden, irfânından istifâde edenlerin sayısı belli değil. Ben de mübârek sözlerini dinlemek için gitmiştim. Meleklerin kanatlarını sererek vâzını dinlediklerini gördüm. Basmamak için içeriye girmedim." dedi.
Bu duruma çok sevinen annesi, eve dönerek durumu küçük oğlu Ahmed-i Bîcân'a anlattı. Ahmed Bîcân sevineceği yerde durgunlaştı. Bunu fark eden annesi sebebini sorunca; "Ağabeyim melekleri gördüğü hâlde ben niçin göremiyorum, acabâ sebebi nedir?" dedi.
Annesi hiç beklemediği bu soru karşısında şaşırdı. Ahmed-i Bîcân hazretleri sonra ilâve etti; "Anneciğim bunun sebebini senin bilmen lâzım. Biraz düşün bulacaksın." dedi. Annesi bir süre düşündükten sonra yaşlı gözlerle oğluna; "Sen henüz süt emme çağında idin. Namaza durmuştum. O esnada komşularımdan bir hanım geldi. Sen ağlamaya başladın. Selâm vermeme de az kalmıştı. Kadıncağız ağlamayasın diye seni emzirmeye başladı.
Selâmı vermemle birlikte mâni oldumsa da sen bir kaç yudum almıştın. Sonra sordum hanım abdestsiz imiş. Ben seni hiç abdestsiz emzirmedim. Her halde sebebi odur." dedi. Ahmed Bîcân; "Doğru söyledin." dedi.
Ahmed Bican hazretleri, onbeşinci yüzyılda Gelibolu'da yetişen velîlerdendir. Yazıcızâde lakabıyla tanınmıştır. Babası âlim bir zât olan ve kâtiplik yapan Sâlih Efendi, ağabeyi ise meşhur âlim Yazıcızâde Muhammed Efendidir. Doğum târihi belli değildir.
Ahmed-i Bîcân küçük yaşta ilim tahsîline başladı. Zamânın ilimlerini tahsil etti. Arapça ve Farsçayı çok güzel öğrendi. Zâhirî ilimlerdeki tahsîlini tamamladıktan sonra ağabeyi Muhammed Bîcân ile birlikte mânevî ilimlerde de yükselmek istedi, İki kardeş, devrin büyük velîsi Hâcı Bayram-ı Velî hazretlerinin sohbetlerinde yetişti. Eserleri: 1. Envârü’l-Âşıkîn, 2. Dürr-i Meknûn, 3. Müntehâ Tercümesi, 4. Rûhu’l-Ervâh, 5. Bostânu’l-Hakâyık, 6. Acâibü’l-Mahlûkât.
Allahü teâlânın emir ve yasaklarını hakkıyla öğrenip, tabi olmayı nasip eylesin.