Din Muameledir: Dindarlığın Kamusal Ahlâkı

Din Muameledir: Dindarlığın Kamusal Ahlâkı

“Din muameledir” sözü, dindarlığı dar bir ibadet alanına hapseten anlayışlara karşı, İslam’ın ahlâk ve adalet merkezli ufkunu hatırlatan güçlü bir ikazdır. Resûlullah’ın (s.a.v) “Sizden önceki ümmetleri helak eden şey; güçlüler suç işlediğinde affedilmeleri, zayıflar suç işlediğinde cezalandırılmalarıydı” hadisi, dinin yalnızca bireysel takvaya değil, kamusal adalete de hükmettiğini açıkça ortaya koyar. Bu hadis, hukukun kimliğe göre eğilip bükülmesinin, toplumsal çöküşün başlangıcı olduğunu ilan eder.

Bu çerçevede sorulması gereken soru nettir: “Bizden olan suç işlediğinde affedilecek, öteki işlediğinde cezalandırılacak mı?” Eğer cevap “evet” ise, o zaman Resûlullah’ın “Kızım Fatıma da hırsızlık yapsa elini keserim” sözü ne anlama gelir? Bu söz, hukukun kutsal bağlardan, akrabalıktan, cemaat aidiyetinden ve siyasi yakınlıktan azade olması gerektiğini ifade eden evrensel bir adalet ilkesidir. Peygamber ahlâkı, adaleti kimliklerin üstüne yerleştirir; adaleti zayıfın sığınağı, güçlünün sınırı kılar.

Dindarlığın kamusal bir yönü vardır. İnsanlar size güvenebiliyor mu? Bu soru, iman iddiasının hayata yansıyan en sahici ölçüsüdür. Zira dindarlık, yalnızca Allah’a karşı eda edilen ibadetlerden ibaret değildir; insanlara karşı yerine getirilen hak ve sorumlulukları da kapsar. Kul hakkı, ibadetin ahlâkî zeminidir. Bu zemin çökerse, ibadet şekle; dindarlık iddiaya dönüşür.

Müteahhitlik yaparken, ihale peşinde koşarken; ölçüyü hak ve adalet değil de kişisel çıkar belirliyorsa, orada dindarlık değil, çıkar ahlâkı vardır. Yetim hakkı, bir imza kadar hafif görülüyorsa; kamu malı “kimseye ait değil” sanılarak talan ediliyorsa; vergi, sıra, trafik, hastane, mahkeme gibi ortak alanlarda başkalarının hakkı hiçe sayılıyorsa, din muamele olmaktan çıkmış demektir. Oysa din, tam da bu alanlarda kendini ispat eder.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir” tarifi, bir inanç bildirimi değil; kamusal bir anayasadır. “Emin” olmak, bir makamda oturduğunda liyakati gözetmektir. “Emin” olmak, ihale masasında yetim hakkını, kendi çocuğunun rızkından daha aziz bilmektir. “Emin” olmak, trafikte, hastane sırasında, vergi dairesinde, mahkeme salonunda başkalarının hakkına tecavüz etmeyeceğine dair topluma verilmiş sessiz bir sözdür.

Bu nedenle dindarlık, vitrinle değil; güvenle ölçülür. Secdeyle değil; adaletle tamamlanır. İman, kalpte başlar ama muamelede kemale erer. Toplumun vicdanını ayakta tutan da budur: Güçlünün kayırılmadığı, zayıfın ezilmediği, hukukun kimliğe göre değişmediği bir adalet düzeni. Din, işte bu düzenin adıdır. Din, muameledir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri