Devlette Paralel Yapı Olur mu?

.

Yaklaşık bir haftadır geçirdiğim grip rahatsızlığı nedeniyle evde dinlenmeye mecbur kalınca, doğal olarak televizyonun da esiri oldum. Kanal kanal dolaştım, nerede bir tartışma var ise onu izledim. Bunun sonucu olarak evdeki herkes ile de papaz olduk tabii..

Bu sabah evden ayrılırken küçük kızım inşallah iyileştin baba, içimiz dışımız haber olmuştu ya diyerek de isyanını dile getirdi.

**

Televizyon dışında da her gün dört gazeteyi de okumaya çalıştım. Bu arada bir iki de kitap okudum. Kitap insanın ruhunu genç tutuyor. Her okuduğumuz kitapta da yeni bir şeyler öğreniyoruz.

Gelelim konumuza;

Malum İstanbul’da 17 Aralık Operasyonu sonrasında televizyon ve sosyal medyada yaşanan bilgi kirliliği toplumu oldukça gerdi. Kimileri bu operasyonun doğrudan hükümeti devirmeye yönelik olduğu ifade edilirken kimileri de sadece meseleye yolsuzluk noktasında baktılar.

Bana göre;

Birinci dalga operasyondan daha da önemlisi ikinci operasyon bende de doğrudan iktidara ve Ülkenin geleceğine yönelik bir operasyon fikri neredeyse sabit bir hal aldı.

Artık hiçbir şüphem kalmadı.

Çünkü Gezi olayları sonrasında, bir grup Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç ile toplantı yaparak istek ve talepleri kamuoyuna açıklanmıştı.

Neydi onlar bir hatırlayalım:

İstanbul’a 3. Köprü yapılmasın.

İstanbul’a 3. Hava alanı yapılmasın.

Kanal İstanbul yapılmasın.

İyi de kardeşim bu projelerin kime ne zararı var?

Bu projeler yap işlet ve devret modeli ile, devletten hiç para çıkmayan projeler..

**

İkinci dalgada hangi şirketler var? Bu şirketlerin yaptığı işler nelerdi? Enterasan olan ise Gezi eylemcilerin yapılmasın dediği yatırımları üstlenen firmalar üzerinden yapıldı operasyon.

Doğal olarak insanın aklına şu soru geliyor.

Almanlar ve İngilizler bu yatırımlardan rahatsız. Ve bunlarda açık açık ortaya çıktı.

Şimdi siz bu operasyonlara sadece yolsuzluk noktasında bakabilir misiniz?

**

Üçüncü dalga ise İzmir’de başladı. Ulaştırma eski Bakanı Sayın Binali Yıldırım Ak Parti listesinden İzmir Büyükşehir adayı.

Operasyonu duyan Yıldırım şöyle sesleniyordu: “Ya 2011 yılında başlamış peki bu güne kadar neden yapılmadı da şimdi yapılıyor?”

Bizde doğal olarak soruyoruz.

2011 yılında başlatılan bir soruşturma bu güne kadar neden bekletildi? Seçimlerin hemen öncesinde art arda çıkartılan bu yolsuzluk iddialarının zamanlaması manidar değil mi?

**

Hükümet kanadı ısrarla iktidara ve Ülkeye hukuk üzerinden bir darbe teşebbüsü var diyor.

Devlet içinde paralel bir yapı var diyor.

Devlet içinde çeteler oluştu diyor.

Bunların sonucu da başta emniyet olmak üzere tayinler yapılıyor.

Yargı ile Hükümet arasında adeta bir bilek güreşi yapılıyor. Hükümet diyor ki; devlet içindeki bu paralel yapıyı bitireceğim diyor…

Devlet içinde paralel bir yapı olur mu?

Ve bu yapının oluşmasına kim izin verdi?

Toplum olarak tam bir kafa karışıklığı yaşıyoruz.

Ama devlet içinde var olduğu iddia edilen paralel yapıya da hayır diyoruz.

Seçimle gelen iktidar ancak seçimle gider diyoruz.

**

Son yıllarda ülkemizde ki “korku duvarları” oluşmuştu. Belki de buna sebep bu paralel yapıydı.

Tabii Terörle Mücadele yasası ve Özel yetkili Mahkemeler de bu korku duvarlarının oluşmasına büyük katkı yaptı.

Türkiye’de normalleşmenin olması için öncelikle Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması ve Terörle Mücadele yasasının değiştirilmesi gerekiyor.

Üç dört kişinin kendi arasındaki bir anlaşmazlığın bile “çete davalarına” dönüştürüldüğü bir dönem yaşıyoruz.

İnsanların özel hayatı kalmadı.

Herkes telefonlarının dinlendiğini düşünüyor ve korkuyor.

Hükümet bireysel özgürlükleri genişletecek reformlar yapmak zorundadır.

Bir ülkede tek bir yargı sistemi olur.

Yargı sistemi tek olmalıdır.

İnsanlar günlük yaşamlarını korku içinde geçirmemelidir.

Her önüne gelen vatandaşların telefonlarını dinleyememelidir.

Mahkemeler dinleme kararları verirken isimler doğru olmalıdır. Devlet ve adalet adına iş yapanlar açık ve şeffaf olmalıdır.

**

Hükümet hukuki değişiklikleri yapmalıdır. Bunları yaparken bireysel özgürlükleri kısıtlamaktan kaçınmalı ve bilakis bu alanı genişletmelidir.

Türkiye için artık köklü, çağdaş, baskıcı olmayan yeni bir hukuk reformuna ihtiyaç vardır.

Bunun için TBMM’de bütün siyasi partiler birlikte hareket ederek ülkemizi bu girdaptan da bir an önce kurtarmalıdırlar.

Olan ülkemizin ekonomik kaynaklarına oluyor.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri