Değişen dünya ve bizler

.

Türkiye'de 2000'li yıllardan sonra büyük bir değişim rüzgarı başladı. Bizim kuşaklar, (yaşı 50 ve üzeri olanlar) bu değişimden pek fazla etkilenmese de, çocuklarımız değişim yanlısı. Bunu eleştiri için söylemiyorum. Gençler, bizim gibi düşünmek zorunda değiller ama inanç kotlarını, geleneği, örf ve adetleri sıfırlayan , geçmişin tüm değerlerini yok sayarak tamamen seküler bir hayata savrulmaları da hayra alamet değil. Bu durumun sosyolojik gerçekliği üzerinde kafa yormak gerekiyor. Her ne olursa olsun, benimle çocuğum arasında uçurumu andıran farklılık olması normal değildir. 2000'li yıllara kadar sağcı ya da muhafazakar diye isimlendirilen bir seçmenin, CHP'ye oy vermesi mümkün değildi. CHP'li veya solcu bir dünya görüşüne sahip birisi de milliyetçi, muhafazakar bir partiye oy vermezdi. İdeolojik düşünce ön plandaydı. Kimlik ve dava siyaseti yerini hala muhafaza etse de önümüzdeki yıllarda  bu kavramların da gündemden kalkacağına şahitlik edeceğiz. Zaten şimdiden yavaş yavaş bunun ayak izleri hissediliyor. Artık muhafazakar veya dindar bir seçmen çok rahat bir şekilde CHP'ye oy verebildiği gibi, CHP'li bir seçmen de muhafazakar diye bilinen partilere oy verebiliyor. Ulusalcı fikirler de iflas etti.

Peki, bu tablo ürkütücü mü?

Buraya kadar olan tespit bana ait. Bu meseleler üzerine kafa yorarken, son zamanlarda yazılarını severek okuduğum Yıldıray Oğur'un, sanatçı Melek Mosso'nun konseriyle ilgili yazdığı yazı dikkatimi çekti. Yazının tamamını Serbestiyet isimli siteden okuyabilirsiniz. Ben, değişimle ilgili kısmını sizlerle paylaşmak istedim. Buyurun okuyalım:

"Bu değişimin ana motoru partiler ya da adaylar değil. Hayatın kendisi.

Sosyal ağlar, internet herkesi benzeştiriyor, hızlı modernleşme, ondan da hızlı yaşanan sekülerleşmeden Konya da, Üsküdar da, Rize de nasibini alıyor. Netflix, TikTok, Instagram’ın yarattığı ortak kültürün bir alternatifi de yok.

Menekşe Tokyay'ın ifadesiyle, "okuduğunu anlaması için ne kendisi çaba gösteriyor ne de onu yetiştirenlerde bu yönde bir eğilim var. Çünkü okuduğunu anlamadan da yaşanabileceğini, hatta “köşeyi dönebileceğini”, onlarca villa alınabileceğini, TikTok’lardan servet kazanabileceğini düşünüyor. 

Yeni nesiller doğrudan bu değişimin içinde doğuyor artık.

Kuşaklar arasındaki bağları koparan demografik bir değişim bu.

AK Parti, İslami çevreler, muhafazakârlar bu değişimin yönünü belirlemek iddiasını uzun yıllar önce kaybetti. Bu değişimi belirleyecek kültür, sanat, eğitim, alternatif bir sosyal hayat üretemeyecek kadar bir lümpenleşme yaşandı.

Milliyetçilik bile bu açığı kapatamıyor. Muhafazakarların son 10 yılda ürettiği yeni nesli heyecanlandıran tek şey İnsansız Hava Araçları.

Ama hayat da SİHA’larla fotoğraf çektirerek geçmiyor.

Ama değişimin yönünü değiştiremeyince, değişime ayak uydurmaya çalışıyorlar. Sadece son beş yılda AK Partili belediyelerin düzenlediği festivallerin ve konserlerin videolarına şöyle bir bakmak yeterli.

Vatandaşlarını memnun etmek isteyen AK Partili belediyeler İslamcı şairlere şiir dinletileri yapmak yerine, Melek Mosso konseri düzenliyorlar.

Çünkü AK Parti, zannedildiği gibi ideolojik, sekter bir parti değil, tam tersine Türkiye’nin ideolojisi en belirsiz, açık ara en pragmatik partisi.

Parti elitleri, medya figürleri, İslamcı kanaat önderlerinin zaman zaman görünür olan sekterlikleri de dini ya da ideolojik değil.

Bu esneklikle AK Parti, entelektüel elitleri ve medyasıyla olmasa da alandaki siyasetçileriyle yaşanan hızlı modernleşme ve sekülerleşmeye ayak uyduruyor, seçmenlerini tutmayı başarıyor.

80 milyonluk bir ülke iyiler-kötüler, köylüler-şehirliler, eğitimliler-cahiller gibi demode, üstenci ayrımlarla anlaşılamaz.

Köylülerin içinde eğitimliler, cahillerin içinde şehirliler; hepsinin içinde iyiler ve kötüler var. 80 milyon insanı anlamak için daha fazla veri setine, daha özel analiz araçlarına, daha spesifik adlandırmalara ihtiyacımız var."

Oğur'un yazısı burada bitti. Aslında mesele nedir biliyor musunuz? Çağlar, fikirler, dünya değişse de; değişmeyen tek şey, insan olarak kalabilmedir. İyilik ve kötülük her zaman olacaktır. Empati, hoşgörü,tatlı dil ile karşındakini anlamaya çalısanlar  kazanıyor. Din muameledir. Hiç kimse, özü ile sözü bir olmayana bakarak dine yönelmiyor. Dindarlar iyi bir sınav veremedi. Kitaplardaki gerçeklerle, yaşanan hayatın gerçekleri arasında dağlar kadar fark var. Bir toplum kendisi hakkındaki düşüncelerini değiştirmedikçe, Allah da o toplumun düşüncelerini değiştirmez.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri