Siz Maraş Gündem Gazetesi Okurlarım!
Atatürk'ün başkomutanlığında gerçekleştiğindendolayı Başkomutanlık Meydan Muharebesi ismiyle de bilinen Büyük Taarruz başarıyla sonuçlanır.
İşgal birlikleri ise, ülke sınırlarını daha sonra terk etseler de 30 Ağustos günü sembolik olarak Anadolu topraklarının geri alındığı günü temsil eder.
Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı'nda, Türk Ordusu'nun işgalci güçlere karşı son ve kesin darbeyi vurmasını sağlamak; işgalci güçleri Anadolu topraklarından atmak için düşünülüp plânlanan bir harekâttı.
Öyle ki; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 20 Temmuz 1922 tarihindeki oturumunda kendisine dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verilen Atatürk, taarruz kararını Haziran ayında almıştı ve hazırlıklara başlamıştı.
Bu bağlamda, Büyük Taarruz, Ağustos ayının 26'sını 27'sine bağlayan gece Afyon'da başlar ve Aslıhan civarında kuşatılan düşman birlikleri Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde imha edilir.
1923 yılında,ulusal ve uluslararası alanda yoğunluk had safhada olur. Dolayısıyla, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutlamak amacıyla iki yıl boyunca beklenir. (Prof. Dr. Burhan Sayılır)
Milli Ruhun Canlı Tutulması
Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Öğretim Üyesi Neslihan Altuncuoğlu ise, şu açıklamada bulunur:"Dumlupınar’ın Çal köyünde düzenlenen ilk törende, Mustafa Kemal Atatürk, milli ruhun canlı tutulmasının önemini vurgulamıştır. Meçhul Asker Abidesi'nin temelini eşi Latife Hanım ile birlikte atmıştır."
1 Nisan 1926 tarihinde, Zafer Bayramı Kanunu kabul edilir. Öyle ki; bu kanunda, 30 Ağustos Başkumandan Meydan Muharebesi gününün Cumhuriyet Ordusu'nun ve Cumhuriyet Donanması'nın Zafer Bayramı olduğu; bu nedenle, her yıldönümünde, bu günü Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin kutlayacağı bildirilir.
Aynı şekilde, Hava Kuvvetleri'nin de ülke savunmasında önemli bir yeri vardır. Bu nedenle, Tayyare Cemiyeti, 30 Ağustos gününü Tayyare Bayramı olarak isimlendirir.
30 Ağustos ayrıca, askeri okulların mezuniyet törenlerinin düzenlendiği gün olur. Tüm subay ve astsubay rütbe değişiklikleri de bu gün geçerli olur.
Bu bağlamda, 1924 yılında, "Başkumandan Zaferi" adıyla kutlanılan 30 Ağustos günü, 1926 yılından itibaren, Zafer Bayramı ismiyle kutlanılır.
Bana Özel Açıklama
Yanardagh Milli Parkı (Bakü –Azerbaycan) Tur Rehberi arkadaşım Ramin Aslanlı, Büyük Taarruz başlıklı bu araştırma yazıma ilişkin bana özel açıklamada bulundu.
Var Oluşun Devamı
Kurtuluş Savaşı'na dair bir milletin küllerinden yeninden doğduğunu; Kurtuluş Savaşı'nın yoksul olan bir topluluğun uyanışı olduğunu ifade eden Ramin Aslanlı, inkılapların önemine ve her zaman gerektiğinedeğinir.
Bir Direnişin Hikâyesi
Azerbaycan Bakü'de de 1990 yılında düşmana karşı etten duvar örüldüğünü; tankların üzerine çıkan insanların "Eğer düşman kuvvetleri vatanımıza gireceklerse, bizim cesetlerimiz üzerinden geçerek girsinler" dediklerini ve bu hadisenin bir direnişin hikâyesi olduğunu bildirir.
Her milletin yükseldiği, zayıfladığı ve sona erdiği bir zaman yaşandığını; tüm bu gelişmelerin ise, birbiriyle bağlantılı olduğunu vurgulayan Ramin Aslanlı,rahatlığınise, insanları çok kötü yönlere sevk edebildiğine; rahatlıktan dolayı bazı vahim durumların yaşanılabildiğine ilişkin açıklamada bulunur. "Ben düşünüyorum ki; Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarında böyle bir hadise yaşanılmıştır."Kurtuluşunise, her zaman yaşanıldığını iddia eden Ramin Aslanlı, şu temennide bulunur: "Dilerim ki; demokrasi içinde de bir kurtuluş olur. Nitekim bu kurtuluş her zaman gereklidir."
Kurtuluş Savaşı'nda, Türkiye'nin sadece tek bir devlete değil, yedi düvele karşı savaştığını; devletin yeniden var oluşunun ise, inkılap gerektirdiğini ve bunun büyük bir önem arz ettiğini belirten Ramin Aslanlı, şu şekilde bir soru yöneltir: "Şehit olmasaydı, bu vatan devam eder miydi, etmez miydi? Devam etse de nasıl ederdi?”
Bağımsızlığın ve devletin devam etmesi için bu toprakların her zaman şehitler verdiğini, Anadolu topraklarının şehit kanıyla yoğrulduğunu vurgulayan Ramin Aslanlı,şu ifadede bulunur: “Şehit olur ki; vatan devam etsin.Kurtuluş Savaşı olmasaydı, vatan da düşerdi, bağımsızlık da düşerdi.”
Türkiye’nin hiçbir zaman hiçbir kimsenin sömürgesi olmayan tek bir Müslüman ülke olduğuna;Türkiye’nin Türk Dünyası’na ve Arap coğrafyasına kıyasla, tek bağımsız İslam Devleti olduğuna değinen Ramin Aslanlı, bu toprakların ve bu bağımsızlığın kolay alınmadığına ilişkin açıklamada bulunur.
Yeniden doğuşun çok büyük önem arz ettiğine değinen Ramin Aslanlı, çağdaşlığa ve demokrasiye ulaşabilmek için Türkiye’nin çok büyük sınavlar verdiğine ve tüm bu sınavları başarıyla sonuçlandırdığına ilişkin açıklamada bulunur.
Bir vatanın devam etmesi ve selameti için, bir milletin şehitler verdiğine; aynı şekilde, Kurtuluş Savaşı'nın da zor bir zamanda, dünyanın her tarafında savaşın olduğu, açlığın yaşandığı ve haritaların yeniden çizildiği bir zamanda gerçekleştiğine değinen Ramin Aslanlı, Kurtuluş Savaşı'nda, Başkomutan dâhil herkesin siper olduğuna ilişkin şu şekilde açıklamada bulunur:
"Her şeyi tek bir kişiye bağlamak doğru değil. Herkesin toplu hareket etmesi çok önemliydi. Türk milleti toplu bir şekilde hareket etti ve herkes tek yürek oldu. Böylelikle, Türk milleti savaşı kazandı."
Tarihi günlerin kutlamalar şeklinde yaşanılmasının ve yaşatılmasının; aynı şekilde, bu tarihi günlere yönelik kutlamaların yeni nesillere de aktarılmasının önemine dikkat çeken Ramin Aslanlı, genç neslin savaş zamanında ne sıkıntılar yaşanıldığını; hangi sıkıntılarla vatan topraklarının kazanıldığını bilmediğine ilişkin serzenişte bulunur.
Figürler değişse de fikirlerin ve düşüncelerin aynı olduğu, aynı kaldığı; savaşın her zaman yer aldığı; günümüzde ise, teknoloji savaşlarının yaşanıldığı açıklamasında bulunur: "İyi ve kötü insanların savaşı her zaman olmuştur ve olacaktır. Olmaya devam edecektir. Günümüz çocukları ise, ne yazık ki; iyiyle kötünün savaşı arasında kaybolup gitmektedirler."
İstiklal Marşı’na atıfta bulunan Ramin Aslanlı, açıklamalarında İstiklal Marşı'ndan bir dizeye yer verir: "Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı." Öyle ki; Ramin Aslanlı, bu dizenin her zamana, her döneme denk geldiği iddiasında bulunur.