Sevgili Okurlarım,
Hayatta bazı hediyeler vardır; maddi değeriyle değil, içinde taşıdığı hatıralarla ölçülür. Kimi zaman eski bir fotoğraf, kimi zaman bir kalem, kimi zaman da bir kitaptır…
Geçtiğimiz günlerde , İş insanı , Sanayici , Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası'nın önceki dönem başkanlarından Sayın Kemal Karaküçük'ü ziyaret ettim. Hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Türkiye ekonomisini konuştuk, sanayicinin yaşadığı sıkıntıları değerlendirdik, vatandaşın alım gücünü, üretimi, ticareti konuştuk. Sohbet ilerledikçe yılların birikimi de masaya döküldü.
Vedalaşma vakti geldiğinde ben kendisine uzun yıllar üzerinde çalıştığım "1978 Maraş Olayları" kitabımı takdim ettim. Sayın Karaküçük ise bana, Ahmet Tevfik Paksu'nun hayatını ve şiirlerini anlatan 321 sayfalık "Hayatım ve Şiirlerim" adlı eserini hediye etti.
Eve gelir gelmez kitabın sayfalarını çevirmeye başladım.
Aslında "birkaç sayfa okur, sonra bırakırım" diye düşünüyordum. Fakat öyle olmadı. Kitap beni içine çekti. Saatler ilerledi, gece büyüdü ama ben kitabı elimden bırakamadım.
Henüz 30. sayfaya geldiğimde karşıma 1968 yılında kaleme aldığı "Ayasofya" şiiri çıktı. " Ey Ulu Fatihin Mukaddes Emaneti " diye " Açacağız seni Ayasofya beni ol," 1968 ile noktalanıyor.
O şiiri okurken yalnızca mısraları değil, o yılların Türkiye'sini de hissettim. Bir dönemin inancını, heyecanını, idealizmini ve mücadele ruhunu satır aralarında görmek mümkündü.
İşte o anda şunu düşündüm:
Bir insan yalnızca yaşadığı dönemin siyasetçisi değildir. Yazdığı şiirler, savunduğu fikirler ve geride bıraktığı eserlerle de yaşar.
9 sene önce : 28 Ağustos 2017 günü aramızdan ayrılan Ahmet Tevfik Paksu... tanımak için saçların beyazlaması gerekir .
1926 yılında Kahramanmaraş'ta dünyaya gelen mütevazı bir Anadolu çocuğu...
İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu'nda eğitimini tamamlıyor.
Kahramanmaraş Belediyesi'nde muhasebecilik yapıyor.
Sonra ticarete atılıyor, sanayici oluyor.
Ancak onun hayatını sadece "iş insanı" diye anlatmak büyük haksızlık olur.
Çünkü o aynı zamanda bir şairdi.
Bir fikir adamıydı.
Bir dava insanıydı.
Ve en önemlisi, memleket meselelerini yalnızca konuşan değil, çözüm üretmeye çalışan bir siyasetçiydi.
1966 yılında Adalet Partisi'nden Cumhuriyet Senatosu üyeliğine seçiliyor.
Daha sonra Türk siyasetinin önemli kırılma noktalarından biri olan Milli Görüş hareketinin kurucu kadrosunda yer alıyor.
1970 yılında merhum Necmettin Erbakan ile birlikte Milli Nizam Partisi'nin 18 kurucu isminden biri oluyor.
Parti kapatılıyor…
Ama o yolundan vazgeçmiyor.
Milli Selamet Partisi'nde mücadelesini sürdürüyor.
1973 seçimlerinde Kahramanmaraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne giriyor.
1975 yılında kurulan hükümette Çalışma Bakanlığı görevini üstleniyor.
Siyasetin en hareketli yıllarında görev yapmasına rağmen, onu tanıyanların ortak ifadesi hep aynı olmuş:
"Mütevazı bir insandı." Gül kokulu bir insandı.
Kitabın sayfalarını çevirdikçe sadece Ahmet Tevfik Paksu'nu değil, Türkiye'nin yakın siyasi tarihini de okuyorsunuz.
1960'lı yılların siyasi atmosferini…
1970'lerin çalkantılı günlerini…
Koalisyon hükümetlerini…
Milli Görüş hareketinin doğuşunu…
Ve Anadolu insanının siyaset anlayışını…
Bir anlamda bu eser, tek bir kişinin hayat hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor.
Beni en çok etkileyen yönlerinden biri ise şiirleri oldu.
Bugün siyasetçilerin sosyal medya paylaşımlarını konuşuyoruz.
Oysa geçmişte siyasetçiler duygu ve düşüncelerini şiirlerle ifade ediyordu.
Şiir, onların karakterini de ortaya koyuyordu.
Ahmet Tevfik Paksu da o isimlerden biriydi.
Kalemiyle konuşmayı bilen bir devlet adamı…
Bir başka dikkat çekici nokta ise vefa…
Bugün birçok insan görevden ayrıldıktan birkaç yıl sonra unutuluyor.
Fakat geride eser bırakanlar unutulmuyor.
İşte bu kitap bunun en güzel örneklerinden biri.
321 sayfa boyunca bir ömür anlatılıyor. şiirleri bal gibi akıcı .
Çocukluk…
Gençlik…
Siyaset…
Mücadele…
Şiir…
Ve sonunda sessizce tamamlanan bir hayat…
28 Ağustos 2017'de Yalova'da hayata gözlerini yumuyor. Memleketi Kahramanmaraş'ta toprağa veriliyor.
Fakat aslında geride bıraktığı fikirler yaşamaya devam ediyor.
Kitabı okurken sık sık şu cümle aklıma geldi:
"İnsan iki kez ölür; biri toprağa verildiğinde, diğeri ise son kez hatırlandığında."
Ahmet Tevfik Paksu, yazdığı şirleri eserler, yetiştirdiği insanlar ve Türk siyasi hayatına bıraktığı iz sayesinde ikinci ölümü yaşamayacak isimlerden biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Bizler bugün geçmişi ne kadar iyi okuyabilirsek, geleceği de o kadar doğru inşa edebiliriz.
Çünkü tarih sadece savaşlardan ve seçimlerden ibaret değildir.
Tarih; insanların karakteridir.
Mücadeleleridir.
Kaleme aldıkları satırlardır.
Ve geride bıraktıkları kitaplardır.
Bu yüzden diyorum ki…
Bazen bir kitap, yalnızca kitap değildir.
Bazen bir kitap; bir dönemi anlatır.
Bazen bir kitap; bir memleketin hafızası olur.
Ve bazen de...
Bir kitap, bir ömürdür. diyoruz, beni etkileyen yanı ise yedek subay olarak ülkemizin burhanlı günlerinde 13 yıl askerlik yapmış olmasıdır. Paralı askerlik 24 abooo diyoruz ya yada normal askerlik 6 ay çok diyoruz ya : yanlış okumadınız tam 13 yıl vatani görevini yammıştır.
KMTSO önceki dönem başkanı Sayın Kemal Karaküçük bizi bu kitapla buluşturduğu için teşekkür ediyorum.
Hayatı ve Şiirleri ile evime misafir olan Ahmet Tevfik Paksu , ağabeye Allah'tan bir kere daha rahmet diliyorum.
Kalın Sağlıcakla