BEN BÖYLEYİM Kİ…

.

Binada bir tek ben ve oğlum var. Mütahit benim gibi bekçiyi bulunca, bekçiye yol vermiş. Sonrada kendi itiraf etti.

Doğal gaz bağlanmadı ama o soğukta bile o evde kaldım… Bu kendime verdiğim bir aferindi. Annem kızıyordu, hastalanırım diye… Ne yapayım, çok seviyorum diyordum…

Tüm para eve gittiği için harçlık kalmamıştı. Su ve ekmeğe talim başladı. Lezzetliydi ama. Suyun ekmekle buluşmasına yardımcı oluyordum… Üstelik Yunus Emre gibi hissediyordum kendimi(bilmem).Oğlumu babaannesine veya anneannesine gönderiyordum, rahat etsin diye…

Annem boğazına bak deyip duruyor. Oraya da gitmiyorum artık. Bayat ekmek ve su ne güzel. Bu bir hafta ya da iki hafta sürüyor. Maaşı alınca normale dönüyordu her şey. Borçlar nedeniyle tekrar küre başlıyordum. İşten değil, dişten artar, di mi ya…

Bankadan çektiğim krediyi mütahite teslim edeceğim. mütahiti bekliyoruz. Bankacı bayanla konuşurken evi iki yüze kapatmam ortaya çıktı. Bankacı şaşırdı.”ya bu kadarcık paraya sen dublesli daire mi aldın?” dedi. Evet dedim. Şu mütahiti merak ettim, dur bakalım, soracağım.”

Mütahit geldi, para tomarla bankacının elindeydi. Parayı mütahite vermeden sordu.tanımadığın bu bayana nasıl güvendin, iki yüze ev verdin?

Bayanın kefilleri sağlamdı deyince, bankacı sustu. Parayı verdi, güvenlik arabaya kadar bize eşlik etti. Niyeti belli, amaç bizi değil, parayı korumak.

Rahmetli babam çok severdi Üngüt’ teki bağımızı. Miras nedeniyle paylaşılması gerekiyodu. bir metre sende fazla, yarım metre bize geldi gibi söylemler üzerine, oraya okul yaptıralım. Babamla annemin adını verelim, dedim. Az daha beni döveceklerdi. Hepsinin evi vardı ama krizle ne araba nede ev kalmıştı. Hepsi kirada.

İşte o güzelim arsayı satmak durumunda kaldım. Az bir paraydı ama peşinatı karşılardı. Öylede oldu. Geri kalan ödeme için on yılımı bağladım. Tabi bu on yıl içinde Yunus Emre’ yi çok anacağım. Arada bir Karun muyum ne? Diyeceğim.

İşin güzel tarafı artık ablamda ağabeyimlerde eskisinden daha çok çalışıyor. Evlerine bile zor gidiyor. Gerçekten. Onlarda ev alacak.(inşallah)

Binayı benimsedim ya, gelen alıcılara daireleri ben gösteriyorum, fiyat söylüyorum. Mütahit ağabey artık o zahmetten de kurtuldu. Annemlere satayım dedim, yamuk diye almıyorlar. Ne yapalım çaplı daire!

Geçenlerde maraş’tan misafirler geldi. Onlarla ev kutlaması için pasta kestik. Yalnız pastayı yapanda Maraşlı. Siparişimi yapmamış. Kendi bildiği ve gördüğü gibi evin aynısını yapmış. Yemeye kıyamadık. Üzerinde çok anlamlı bir yazı”hoş geldin yamuk ev”.gülüştük. Maraş’tan gelen harita mühendisimiz ise “kimseden yardım almadan aldın öyle mi” dedi. Evet dedim.

Evin anlaşmasını yapmadan istihareye yatmıştım. Hayırlı ise olsun diye. Çok güzel rüya gördüm. Rüyamı anlaşma günü altı kişilik gruba anlattım. Evimin ışıklar içinde ve tepesine güneş inmiş, ışıl ışıldı…

 

·                                                                                     *

 

Yıl 2006. bir resmi okul açılışındayız. Benim görevim yok. Gözümle bakanı takip ediyorum, dönemin milli eğitim bakanı Hüseyin çelik. Kurdele kesildi, içeri girdik. Bir köşede bekliyorum, yakamda yazı olmasına rağmen müdür sananlar oldu. Bakanımızı anasınıfına girdirdiler. Bende merdivenin altıncı basamağında bekliyorum. Çıktılar. Tam önüme geldi, kolumu uzattım”sayın bakanım yanlış gidiyorsunuz. Model sınıf aşağıda karşıda dedim. Dedim ama koluna girdim altı basamağı birlikte indik. Kolunu ilçemizin müdürünü buluncaya kadar bırakmadım, o gelince kenara çekildim.

 

Model sınıfın karşısında bekliyorum. Çıktılar. Bakan beni gördü ve arkadaşlarına söyle toplantı yapacağım dedi. Bende peki bakanım dedim.

Toplantı esnasında çevre okul müdürleri ve öğretmenler, misafirler vardı. Konuşması biten bakan sorusu olan var mı? Dedi.

Bir müdür soru sordu. Cevaplanırken bende sorumu hazırladım. Konuşmaları bitince bende elimi kaldırdım.

“Sayın bakanım, ücretsiz kitap kampanyası için veliler ve öğrenciler adına teşekkür ederim. Biliyoruz ki, yapılan tüm kitapların hammaddesi ağaç. B u ağaçlar yakılıyor, yıkılıyor. Bu verilen kitapları toplayıp tekrar değerlendirseniz. geri dönüşüm sağlanmış olur. ülkemizi ve tabi ağaçları seviyorsak. Teşekkür ederim.”

Bakanımız bu işin çok pahalı olduğunu söyledi. Seksenbir ilin toplanmasının zorluğundan dem vurdu.

Toplantı sonunda giderken önümden geçerken” hadi sana iyi günler” dedi. Diğer müdürde gülümseyerek baktı.

Aradan iki ay geçmeden gelen resmi yazıda kitapların toplanacağı yazılıyordu. Beni tanıyanlar ooo! Dediler. Faydamız olduysa ne mutlu bize.

                                                     *

Bir gün Atatürk kültür merkezinde bir oyunun galasına davetliyiz. Lobideyiz. Çok kalabalık. Yanımdaki eşim lavaboya gitti. Bende gişeye girdim, ayakta bekliyorum.

 

Önce Güliz Sururi geldi. Selam verdi. Bende aldım. Sonra Mithat Bereket, Fatih Ürek ve bir iki kişi daha selam verip geçiyordu. Gişe memuru bana döndü.”sen bunları nerden tanıyorsun ?”dedi. Bende” televizyondan!” dedim.

                                                         *

Birgün izzet altın meşenin tv programı var. Canlı yayın için gittik, stüdyoya. Her yer doluydu. Bizde en arkaya geçtik. Zar zor görüyorduk. Ailem ve arkadaşlarım vardı. Program hostesi gelip “sizi öne alabilir miyiz? Dedi. Bende olur dedim. En öne gittim. Sanatçılarla oturdum. En iyi programı ben seyrettim. Fakat yayın arasında reklâm girince arkadaşımı aradım.”hep seni gösteriyor, kenara çekil “dedi. Bende onlar koydu dedim. Kameraman kamerayı sende unutmuş, hatırlat “dedi…

Yazılanlara bakılıp ta güzel insan olduğum düşünülmesin.üzülürüm.sıradanım en sıradanından.

Doğaçlama bir yazı oldu. Sürçü lisan ettimse lütfen affedin.

HER ENGEL, YAŞAM KOŞULLARINIZI DAHA İYİLEŞTİRECEK BİR FIRSATTIR.

SAĞLICAKLA YOLA DEVAM.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri