Başkent Ankara

.

13 Ekim 1923 tarihinde Ankara’nın başkent yapılmasının yıldönümü münasebetiyle, "Başkent Ankara" üzerindeki düşüncelerim:

Herhangi bir şehrin devlet merkezi yapılması, başkent olarak ilân edilmesi, takdir edersiniz ki, tesadüfî değildir. Ayrıca, devleti kuran erkin ve erki elinde bulunduran liderin şahsî arzularını tatmin eder boyutta “Ben istedim; oldu.” düşüncesi ile bir şehir başkent yapılamaz. Herhangi bir şehrin başkent yapılmasında; o şehrin jeostratejik nitelikleri, ulaşım ve ticaret yollarının merkezinde bulunması, iklim şartları, sosyo-kültürel nitelikler ve tarihî zenginlikleri oldukça önemlidir.

Nitekim, bu özellikler dikkate alınmak suretiyle; 11. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu’nun Türkler tarafından ikinci kez vatanlaştırılması ile birlikte, SİVAS, DİYARBAKIR, KAHRAMANMARAŞ, KONYA, BURSA, EDİRNE ve İSTANBUL gibi şehirlerimiz; Danişment, Artuklu, Dulkadiroğlu, Selçuklu, Osmanlı gibi büyük beylik ve devletlerimizin başkentleri olarak tarihte yerlerini almıştır.

Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar ve lâyık yüce insanların zorlu mücadelesinin ardından fethedilen İSTANBUL; devlet coğrafyasının merkezinde bulunması, tarihî ve mimarî zenginleriyle öne çıkması, dinî ve mitolojik değerleri ve idealleri besleyen bir şehir olması ile başkent olmaya en güçlü aday şehirdi. Bu nedenle, Bursa ve Edirne’den sonra Osmanlı Devleti’nin 3. başkenti olmaya hak kazandı.

İstanbul, herkesçe bilinen farklı güzellikteki zenginliklerine rağmen; üzerinde yaşayan insanların ve başkent olarak temsil ettiği devletin yöneticilerinin ihmallerine, cehaletine, hatta ihanetine daha fazla dayanamadı; kendini devlet merkezi, başkent olmaya lâyık göremedi. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ve nihayet 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması ile temsil ettiği devletini de, başkentlilik niteliğini tarihin derinliklerine hapsetti.

***

Bugün; siyasette, ticarette, bürokraside, basında ve sanatta birileri; ortaya koydukları söylemleri, aldıkları kararları, yazdıkları yazıları-öyküleri-senaryoları, çevirdikleri filmleri, çizdikleri karikatürleri, oynadıkları oyunları ile başkent niteliği tarihin derinliklerine hapsedilen İstanbul’a yeniden başkent niteliği kazandırma mücadelesi vermektedir. Bu mücadele, ne kadar sürecektir, nereye kadar sürecektir?

***

İstanbul, bütün dünyaca, fakat herkesten önce aziz milletimizce Mekke, Medine, Kudüs gibi mübarek ve mukaddes kabul edilmiş bir şehirdir. Fatih’i, Akşemsettin’i, Eyüp Sultan’ı, Ali Kuşçu’su, Aziz Mahmut Hüdayi’si, Ayasofya’sı, Sultanahmet’i, Topkapı’sı, Süleymaniye’si, Üsküdar’ı, Beyoğlu’su, Taksim’i, Boğaz’ı, Haliç’i, meydanları, sokakları, seyyar satıcıları ve daha nice zenginliği ile İstanbul, hepimizce mübarektir, mukaddestir.

Bununla birlikte; makamı, yetkisi, etkisi, niteliği ile zaman zaman kendini gösterme gayreti içinde bulunan birileri, İstanbul’un başkent niteliğinin bittiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî başkentinin 13 Ekim 1923 tarihinden itibaren ANKARA olduğunu görmezden gelmekte ve İstanbul’a resmî başkent muamelesi yapmaktadır.

İşte, bugün, yani; Ankara’nın başkent olarak ilân edilmesinin 95. yıl dönümünde önemle düşünülmesi gereken, birbirimize ciddiyetle hatırlatmamız gereken konu ve sorun budur. Gerisi; uyutmadır, uyuşturmadır, demagojidir ve boş laf (laf-ı güzaf)'tır.

***

Bozkırın bağrında kurulan Ankara, 95 yıllık başkent hüviyeti ile dünyanın diğer büyük başkentlerine göre, yeni filizlenen bir şehirdir. Şüphesiz ki, Ankara’nın da çok zengin tarihî ve kültürel mirası bulunmaktadır. Lâkin, bu mirasa yeterli düzeyde sahip çıkılamadığı, ideal ölçüde restorasyon çalışmalarına yer verilmediği, gerekli tanıtım ve yayın faaliyetlerine önem ayrılmadığı için “Bürokrat şehri Ankara” denmesinin ötesinde, yüzyıllar önce­sinden sahip olunan tarihî ve kültürel değerlerimizin öne çıktığı bir Ankara'mız olamamıştır.

Ankara Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde gerçekleştirilen “ULUS TARİHÎ KENT PROJESİ” ile Ankara’nın önüne çok önemli bir fırsat çıkmıştır. Artık, “Ankara’nın İstanbul’a dönüş vakti sevilmemeli.” Ankara, tarihî ve kültürel dokusuyla da Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olmaya lâyık bir şehir haline dönüştürülmeli. Böyle bir Ankara’yı görmek hepimizin temel dileğidir.

***

Hacı Bayramı Veli Türbesi ve Camisi, Roma Mabedi, Roma Hamamı, Ankara Kalesi ve çevresi, Bend Deresi, Samanpazarı, İtfaiye Meydanı, Çıkrıkçılar Yokuşu, Hamamönü, Taceddin Dergâhı ve çevresi…

Sınırları çizilen bu geniş alandaki, metruk ve yıkılmaya yüz tutmuş evlerin Osmanlı Türk mimarisine ve tarihî /  kültürel dokusuna uygun yeniden restore edilmesinin, restore edilmesi mümkün olmayan evlerin yıkılması, önemli olumlu gelişmeler olarak görülmelidir.

Başkent Ankara’nın ruhu, manevî mimarı Hacı Bayramı Veli başta olmak üzere, Gül Baba, Abdulhakim Arvasî ve Yakup Baba gibi din ve toplum önderlerinin türbeleri ve bu türbelerin çevrelerinde bulunan cami ve külliyelerin tarihî ve kültürel mirasa uygunluğu dikkate alınarak restorasyon çalışma­la­rı da umut ışığı doğurmaktadır. Umuyor ve diliyoruz ki, bu çalışmaların devamı getirilir; "Beton yığını Ankara" hızla uzaklaşmış oluruz. Özellikle, Keçiören, Mamak, Altındağ, Çankaya gibi çarpık kentleşmenin batağına saplanan ilçelerdeki kentsel dönüşümler de istenilen sonuca ulaşır. Tabii ki, öncelikle toplumla bütünleşen, ufuklu ve bilinçli belediye yöneticilerinin konuya duyarlı olması elzemdir.

***

Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen Ulus Tarihî Kent Projesi kapsamında alınacak kararlarda ve yapılacak bütün çalışmalarda, Büyükşehir Belediyesi’nin, İlçe Belediyeleri’nin, Meclis üyelerinin ve işçisinden mühendisine, mimarına kadar bütün belediye çalışanlarının, unutmayacağı ve unutturmaya­cağı önemli noktalar vardır. Bu noktaların ciddiyetle ele alınmasını zaruret olarak görmekteyim.

  • Mimar Sinan’ın şuuru ve ufku doğrultusunda, yüzyıllarca ayakta durabilecek, bin yıllara seslenebilecek tarihî ve kültürel dokusuna uygun YENİDEN BİR ULUS semti, YENİDEN BİR ANKARA oluşturmak en büyük hedef olmalıdır.
  • Ankara’nın ve Ankaralının menfaatlerinin gözetilmesi; çalışmalarda kişi, şirket ve grupların standartların üstünde, maddî kazanç temin etmelerinin önüne geçilmesi ve “Allah rızası için” ölçüsüne mutlaka önem verilmesi gerekmektedir.
  • Aksi takdirde, bir gün birileri tarafından, en nihayetinde Yüce Allah tarafından yanlışları olan insan ya da insanların sigaya çekileceği bir an olsun akıllardan çıkarılmamalıdır.

BAŞKENT ilân edilmesinin 95. yıl dönümünde, Ankara’ya hizmet eden ahrete göçmüş bütün insanlarımızı rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Selâm ve saygılarımla...  (13 Ekim 2018)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri