Cenâb-ı Hakk’ın nazar kıldığı yer ne suretimiz ne de dışarıdan ne kadar muazzam göründüğümüzdür; O (c.c), doğrudan doğruya kalplerimize ve niyetlerimize bakar. Bu hassas niyet terazisinde, kulun ayağını kaydıran ve dağlar misali amellerini bir anda yok eden en gizli afet, şüphesiz ki gösteriş sevdası olan 'riya' hastalığıdır.
Riya, Allah rızası için yapılması gereken bir ibadeti, bir iyiliği veya bir hizmeti, kulların beğenisini kazanmak, makam elde etmek veya "ne iyi insan" dedirtmek gayesiyle yapmaktır. Tasavvuf ehli arifler, riyayı kalbin en ağır hastalıklarından biri olarak görmüş ve müridlerini bu gizli tehlikeden korumak için yıllar süren nefis terbiyeleri uygulamışlardır. Zira riya, kalbe öylesine sessiz girer ki, kişi çoğu zaman amellerinin bir anda uçup gittiğinin farkına dahi varamaz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), ümmeti için en çok endişe ettiği hususlardan birini tarif ederken şu tüyler ürpertici ifadeyi buyurmuştur:
"Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir."
-Sahâbe-i Kirâm: "Ya Resulallah, küçük şirk nedir?" diye sorduklarında, Efendimiz (s.a.v) şu cevabı vermiştir: "Riyadır. Allah Teâlâ, kıyamet gününde insanlara amellerinin karşılığını verirken riyakârlara şöyle buyurur: ‘Dünyada amellerinizi gösteriş olsun diye kendilerine yaptığınız kimselere gidin! Bakın bakalım, onların yanında size verilecek bir mükafat var mı?’" (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Ne acı bir son! Günlerce, aylarca belki yıllarca gayret göstermek, mal harcamak, uykusuz kalmak... Fakat ahiret gününde, tam da mükafata en yakın olduğun o dehşetli anda, eli boş dönmek.
Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'de gösteriş hastalığına tutulmuş kalpleri çok net bir dille uyarmıştır. Bakara Sûresi 264. ayet-i kerime, riyanın amelleri nasıl yok ettiğini gözler önüne serer: "Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar..."
Bir başka ilahi uyarı ise namaz gibi dinin direği olan bir ibadetin bile riya ile nasıl içi boş bir şekle dönüşebileceğini anlatır. MâûnSûresi'ndeCenâb-ı Hak şöyle buyurur: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır." (Mâûn, 4-6)
Namaz, kulun Rabbiyle baş başa kaldığı, aradan bütün perdelerin kalktığı bir mirac iken; araya "Başkaları ne der? Beni dindar bilsinler, beni takvalı görsünler" arzusu girdiğinde, o namaz sahibine vebalden başka bir şey getirmez.
Büyük veliler ve Allah dostları, amellerin ruhunun "ihlas" olduğunu her fırsatta dile getirmişlerdir. İhlas, ameli yalnızca ama yalnızca Allah'ın rızasını kastederek yapmaktır. İhlas, amelin canı; riya ise o canı alan cellattır.
Hz. Mevlânâ (k.s), insanın dış görünüşüyle iç dünyası arasındaki bu amansız savaşı anlatırken, “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” diyerek sahtelikten uzak durulmasına dikkat çekmiştir. İnsan nefs-i emmaresinin fısıltılarına kulak verdikçe, yaptığı her güzelliği ön plana çıkarma arzusu duyar. Bugünün dünyasında, her anımızı, her iyiliğimizi sergileme hastalığının bir salgın gibi yayıldığı bir çağda, Müslümanın riyadan korunması dünden daha çetin ve büyük bir cihattır.
Bir tasavvuf büyüğünün dediği gibi; "Kötülüklerini, günahlarını nasıl insanların gözünden saklıyorsan, iyiliklerini ve ibadetlerini de öyle sakla." Zira sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi sırrı, tam olarak budur. Ameli halktan gizlemek, onu Hakk'a emanet etmektir. Hakk'a emanet edilen hiçbir şey ise zayi olmaz.
Müslüman, kalbini riyadan koruyan bir muhafız olmalıdır. Bir hayra niyetlendiğinde, kalbini yoklamalı: "Bunu kimin için yapıyorum?" Eğer o an kalpte, başkalarının övgüsüne dair ince bir meyil hissederse, hemen istiğfar etmeli ve niyetini yalnızca âlemlerin Rabbine yöneltmelidir. Amel işlenirken ve amel bittikten sonra da aynı tehlike devam eder. Yaptığı iyiliği anlatma arzusu, nefsin gizli ve çok tehlikeli bir oyunudur. Ehlullah, "Ameli işlemek zor, onu riyadan korumak daha zor, işlendikten sonra övünmeyerek muhafaza etmek ise en zorudur" demişlerdir.
Bizlere düşen, kulluk halimizi sahteliklerden arındırmak, gösterişin tehlikeli durumuna sağır olup, İlahî rızanın sessiz ama sonsuz huzuruna talip olmaktır.
Ey kalpleri halden hale çeviren, niyetlerin en ince detaylarına, gönüllerin en derin sırlarına vakıf olan ve Bize Şahdamarımızdan yakın olan Yüce Rabbimiz! Bizleri rızandan ayırma. Kalplerimizi nifaktan, amellerimizi riyadan, gözlerimizi hıyanetten, dillerimizi yalandan muhafaza eyle. Bizlere amellerin en temizini, niyetlerin en halisini lütfet. Bir adım atarken, bir söz söylerken, bir hayır işlerken gayemiz yalnızca senin cemalin ve rızan olsun. Nefsimizin ve şeytanın bizi gösteriş uçurumlarına sürüklemesine karşı bizleri koru. Bizi sana layık, ihlas libasını kuşanmış, gizlisi ve açığı bir olan samimi kullarından eyle. Rabbim bizleri kendisine layık kul, Peygamberimize layık ümmet etsin. Âmin.