AK Partiyi Ayakta Tutan İki Neden

.

Bu yazımı AK Partililerin beğenmeyeceğini biliyorum ama isterseniz önce AK Partinin hakkını teslim edeyim, sonra kalemimin sivri tarafını onlara batırayım.

Cumhuriyet dönemi boyunca demokratik seçimle iktidara gelip, en uzun süre iktidarda kalan partinin AK Parti olduğuna kuşku yok.

Peki neden?

Bunun birçok nedeni var elbet ama ben, bu yazımda sadece ikisine değineceğim.

Birincisi halkın umududur.

İkincisi ise menfaattir.

***

Halkın umudu olmasının çok nedeni var.

Bunların başında ülkeyi yönetmeyen iktidarların ve anlaşamayan koalisyonların, ülkeyi başta ekonomik olmak üzere çok sıkıntıya sokmasıdır.

AK Parti iktidara geldiğinde mevcut iktidar, memurların maaşını ödeyemeyecek durumdaydı ve bunu millet biliyordu.

Toplumun bir kesiminin yok sayılması, insanların temel hak ve özgürlüklerinin verilmemesi, gasp edilmesi de halkın AK Partiyi ayakta tutmasına nedendi.

Bugün özgürlük isteyenlerin, dün özgürlük vermeyenler olması bu gerçeği değiştirmez.

Kafası esenin darbe yaptığı, gücü elinde bulunduranların devlete, iktidara ve millete ayar verdiği karmakarışık dönemlerin sona ermesi de milletin geleceğe dair umutlarını yükseltiyor ama aynı zamanda kendi eliyle büyütüp, neredeyse bütün liyakati “cemaatçi olmak” olan dönemlerden sonra “paralel yapı” suçlamaları yerli yerine oturmuyor.

Bu durum, paralel yapıyı aklamıyor ama AK Partinin bundaki suçunu da örtbas etmiyor.

Sadece Fetullah Gülen cemaati değil, her dönem farklı bakanlıklarda, farklı cemaatlerin “liyakat” gerekçesi olması, AK Partiye gönül veren veya başka partilere destek veren “liyakatli” insanların da umudunu kırıyor.

Derin yapılanmalardan ülkeyi kurtara kurtara bugünlere gelen AK Partinin, derin yapıları oluşturan olarak da bir kenara not edilmesi, bundan sonraki sürecin daha sağlıklı yürümesini sağlar.

Ancak, bu muhasebe bir türlü yapılmıyor.

Bu elbette çok uzun bir yazı konusu...

Milletin umudunu burada bırakalım ve gelelim menfaate…

***

AK Partiyi ayakta tutan ikinci önemli unsur menfaattir.

Bu menfaat, milletin menfaati değil, onu yukarıda yazdım.

Bu menfaat partililerin menfaatidir.

Öyle ki 12 yıldır “siyasi doğar, siyasi yaşar ve siyasi ölür” zihniyetiyle partiyi ele geçiren teşkilatlar var.

Adeta çete gibi teşkilatları ele geçirenler, bir başka partiliyle değil, kendi partilisiyle mücadele içinde, güç savaşında, çıkar çatışmasında.

İl ve ilçe teşkilatları, milletvekilleri ve belediye başkanları, bunun yanında il genel ve belediye meclis üyeleri, “liyakat” sebebi oldu.

Siyasete girmek için ya bunlara el açacak, avuç ovuşturacak ya da direkt araya mesafe koymadan yağcılık yapacaksın.

Menfaat sağlamak ise liyakat için kestirme yoldur.

Bunların yakınları, “yerleştirme” açısından birinci derece önceliklidir.

Kamuda iş bulmada böyle, bir müteahhit işçisi olmak böyle, büyük görevlere gelmek de böyle…

Ağzından kuş tutsan, çeteleşmiş teşkilatı geçip, bir yerlere gelmen mümkün değil.

Yine ağzınla kuş tutsan, alnının teriyle para kazanman da mümkün değil; ihaleler, çete teşkilatların güdümünde ve kontrolündedir.

Hal böyle olunca AK Partinin asıl yapmak istediğiyle, yapılan gerçek arasında derin bir çelişki, tezat ve kafa karışıklığı görülüyor.

17-25 Aralık, bir darbe kumpasıydı ama bu ülkede, AK Parti eliyle veya AK Parti teşkilatları, belediyeleri, milletvekilleri eliyle “yolsuzluk” veya “adam kayırma” yok denemezdi.

Bunu, kasabada, ilçede, ilde yaşayanlar iyi biliyordu.

Genel merkeze karanlık, Anadolu’nun dört bir yanında yaşayanlara aydınlık bir gerçekti bu.

İşin güzel tarafı, hepsi böyle değildi ama böyle olanlar diskalifiye edilmediği için “işgal edilmiş parti” görünümünden de öte “paralel yapının merkezi” haline geliyordu.

AK Partiyi ayakta tutan, işte bu menfaat çetesiydi ama aslında milletin umudundan beslenen asalaklardı bunlar.

Çok mu ağır oldu, değil. İnanın çok kibar yazmaya çalıştım…

Yoksa 12 yıldır ülkeyi baştan aşağı değiştiren, yatırım üstüne yatırım yapan, yenilikleriyle düşman ülkeleri bile korkutan Türkiye’de, halen memur, işçi ve emekli maaşının yerlerde sürünüyor olmasıyla başlar, “ne zaman bu kesimin umudu gerçeğe dönecek?” diye sorardım…

Bu sonraya kalsın…

 

Tweetimden seçmeler

Neyi çok söylersen, onu yapıyormuşsun. "Falanca kurumu aile kurumu olmaktan kurtaracağız" diyenlerin "aile kurumu"na dönüşmesi de ondandır.

www.naifkarabatak.net

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri