Adalette Acziyet, Devlette Zaafiyet Getirir

.

Adında Adalet olan, adalet ve kalkınma partisi maalesef adalet hususunda yirmi yıldır sınıfta kalmıştır. Bu günlerde ekonomik zorlukları anlatan muhalif sesler, ak partinin gerçek zaafının adalet olduğunu görmezden gelmişlerdir. Adalet yürüyüşü yaptığını ve adalet istediğini iddia eden chp nin adaletten kastı, ülkeye düşmanlık edenlere göz yumulmasıdır.

Adalet ve kalkınma partisinin adaletteki zaafı ise, sıradan, kendi işinde ve gücünde olan, devlete isyan ve kalkışma yapmak fikrini dahi taşımayan insanları koruyamaması, onları zalimlerin ve canilerin insafına terk etmesidir. Bu teslimiyet o kadar ilerlemiş ve önü alınamaz olmuştur ki, sağlık çalışanlarına ve kadınlara karşı işlenen cinayetleri tartışan bir televizyon kanalındaki konuşmacı buna bir çare düşünemiyorum diyecek hale gelmiştir.

 Tarihimizden ve kültürümüzden, örfümüzden ve dinimizden koptukça içine düştüğümüz çukurları nasıl geçeceğimiz hakkında da bunalım yaşamaya başladık. Oysa atalarımızın böyle hususlar için neler yaptığına bir baksak, başka ülkelerde bizimle aynı sorunları yaşayan insanların ne yaptığına bir baksak, inanın bu kadar acziyet içinde olmazdık. İslamda had cezaları vardır. Bu cezalar dolayısı ile dilimize girmiş olan haddini bildir, haddini bildirdik, haddini bildirseler bir daha yapmazdı deriz. Had ölçü demek ise, ölçüyü, yani bir toplumda ki her kişinin öz hürriyetinin, bir başkasının hürriyetinin başladığı yerde bittiğini kabul etmemesi ve çiğnemesi haddini, yani ölçüyü aşması demektir. Burada kişi had bildirmeye kalkar ise ortada devlet diye bir kurum ya yoktur, veya o kurum işlemez hale gelmiş demektir. Sokaklarımızda taciz iddiaları ile onlarca kişi linç edildi. Daha sonra yapılan araştırmalarda bunların bir kısmının iftira olduğu anlaşıldı isede, kişi ölümden dönmüş, haysiyeti ile oynanmış ve darp sonucu kendisini bu hale getiren devletine düşman edilmiştir. Çünkü devlet bu tür suçlarda adam gibi caydırıcı cezalar getirmeyip, üstüne üstlük savcılıktan salıverilen suçluların haberleri insanların kendi başlarına adaleti sağlamalarına sebeb olmuştur.

Sağlık çalışanları ve hastahane ve benzeri kamu kuruluşlarına zarar verenler meselesinde ise devlet haddini bildirmiş olsa bu suçlar bir daha işlenmez olurlar. Her suça sadece hapis cezası veren kanunlarımız yüzünden hapishanelerde yer kalmadığından güya mahkeme bitene kadar salıverilen suçlular daha sonra hapse girselerde, sıradan insanlarda işte serbest kaldı yazık adalet nerede diye sızlanmalara sebeb oluyor.  Bu hususun devlete olan güvenin yerle bir olmasına sebeb olduğu neden siyasiler tarafından görülmez anlamak ise mümkün değil. Peki ne yapmak lazım der isek. Hastahaneye gelip, haksız yere hastahane çalışanlarına saldıranlar hayatları boyunca bir daha devlet ve kamu hizmetlerinden yararlandırılmayacaklardır maddesi getirilmelidir. Kişi kamu malına zarar vermiş ise, ilk önce devlet o zararı kişiden tahsil etmelidir. Tahsil edilecek mal varlığı yok ise, hapis cezası verilmeli ve cezası bittikten sonra da hayatı boyunca hiçbir kamu hizmetinden yararlanmasına izin verilmemelidir. Yani özel hastahaneye gidebilir, parası ile muayene olabilir, fakat sigortalı olsa bile sağlık hizmetinden yararlanamaz. Böyle bir cezanın olduğu kamu önünde her türlü kanaldan ilan edilir ise, herhangi bir kamu hizmeti verilen yerdeki mala veya kişiye el kaldıran bu hareketinin sonunda neden mahrum olacağını bilir ve ona göre davranır.

Kamu hizmetinden mahrumiyet cezası ciddi bir cezadır ve inanın oturup ne yapacağız diyerek saçımızı başımızı yolmamıza gerek te yoktur. Devlet kendisine ve kanunlara saygılı insanlarını korumak için her türlü tedbiri almak zorundadır. Devlet acziyet gösterir ise, vatandaş kendi yarasını kendisi sarmaya teşebbüs eder ve ortada devlet denen kurum kalmaz. Kan davalarının ve karşılıklı husumetlerin altında yatan en büyük sebeb ise, kamunun adaleti tesis edememesi yatmaktadır. Saatlerce oturup konuşma yapanlara bakınca insanın gülmesimi, ağlamasımı lazım inan bilmiyorum. Kişi geliyor bilgisayarları, bir çok alet ve edevatı yerle bir ediyor, milyonlarca zarar veriyor. Sonra dayak diyen yediği dayakla, kırılan onca kamu malı ise cebimizden tekrar alınıyor. Bu zafiyet değil, düpedüz caniye, arsıza teslimdir.

En kısa zamanda kamu malına zarar verenler ile, kamuda çalışanlara zarar verenlerin bundan sonra kamu hizmetinden mahrumiyet cezası alacağını temin eden kanunlar çıkarılmalıdır. Bu kanunlar çıkarılmaz ise veyl halimize, oturup ağlar ve saatlerce bu hususu çene malzemesi yapmaya çalışırız. Bu meyanda bir çok yazı yazdım. Yazılarımın sonunu ise ölüm gelmiş cihane, baş ağrısı bahane diyerek hükümetimizin kulağını çektim. Ya anlarlar gereğini yaparlar, veya sonuçlarına katlanırlar. Vesselam.            

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri