Abdullâ Emmi (Peltek) Dünya malında gözü ve kimseyle alıp veremediği olmayan, kalbi pâk, kendisi ve yaşadığı yerle barışık, kendi halinde herkesle iyi geçinen sevilen bir adamdı rahmetli.
1899 yılında Köprübaşı Mahallemizde doğan Abdullâ emmi, eşli bir kabile olan Yonuzlar sülalesine mensuptur. Babası Yonuz Memmed anası Esme hatının, Ali, Hasan ve Osman'dan sonra dört erkek evladının en küçüğü olarak dünyaya gelir. 1981 yılında 82 yaşında vefat eden Yonuz Abdullâ'nın hepinizin tanıdığı; Hacı, Ali, Bayram, Cuma, Veysel, Mustafa Fahri adlı yedi erkek evlat sahibiydi.
Göksun'lunun, O'nun âşina oldukları küfürleri için kızdırmasalar, rahmetli evinde çok sakin, asla küfür etmeyen biriydi. Ailesi, çocukları ve torunlarına düşkün olan bu adam, torunlarını cebinden hiç eksik etmediği kuru üzüm ve ceviz içiyle beslerdi. Abdullâ Emmi, eşi Hatice teyzenin vefatından sonra çocuklarının ısrarla O'nun evlenmesini istemesine rağmen, "aile dağılır" diyerek kabul etmeyen de yine bizim Yonuz Abdullâ'mızdı.
Her ne kadar çiftçiliği ve çalışmayı sevmesede, o günün hükmünde en iyi camuzlar Abdullâ Emmide bulunur, bunun ticaretinide yapardı. Abdullâ Emmi, bir müddet kadrosuz olarak Köprübaşı Mahallemizin bekçiliğini, daha sonra aşırı kar yağışı nedeniyle yolların kapalı olduğu, ulaşım araçlarının pek olmadığı dönemlerde, PTT'nin evraklarını ayağına kardan batmamak üzere geçirdiği hetiklerle Değirmendere Püren geçidini o kış-kıyamette aşıp, Tekir'e ulaştıran oradan da evrak alıp tekrar Göksun'a getiren bir adamdı O.
Beş yolun kesiştiği ufacık Göksun Meydanı'nın adeta simgesi niteliğinde ki Abdullâ Emmi, sadece mahallesi Köprübaşı'nda değil; 80 öncesi Göksun'unun her yaşta insanımızın tanıyıp sevdiği popüler bir adamıydı rahmetli.
Kalbi temiz, yüreğinde kin olmayan bu insanı sevdiren, O'nun evirip çevirmeden söyleyeceğini kendine has, o hoş pelte diliyle söylediği sözleridir, dahada ileri gidersen alınganlık göstermezsen eğer onun küfürleridir elbet.
Bir zamanların Göksun'unda, kasketin (şapka) örünce (çaktırmadan) arkadan dokunarak durnasının öne eğilmesi (kasket kaldırma) bir birine nazı geçenler için sıradan hareketlerdi. Biri ötekine kaş göz hareketiyle "şuna bir dokun hele" dediğinde, ötekinin kasketine arkadan dokunarak öne eğdirmesi, kasketlinin küfrüne razıysa olağan sayılan şeylerdi bunlar. Hele pelte diliyle, küfrü bu kadar yakıştıran Abdullâ Emmiyse bu adam, bir şamata kırıla geçerdi ki sorman getsin.
Bu ortama alışan sadece Göksun'lu da değildi elbet. Binbaşı rütbesiyle Göksun'da bulunan, Göksun'lunun huyuna, husuna, adamına alışkın, Göksun dostu bu asker, günün birinde Abdullâ Emminin kasketine dokunmasın mı ? Abdullâ Emmi'yi gayri kim tutar ki ? O güzelim pelte diliyle başlar Binbaşıya küfüre. Binbaşının "bana mı diyorsun ?" sözüne aldırış etmeden hemde "yâ kime diyeciim" diyerek.
Rivayet odur ki, Yonuz Abdullâ'da, günün birinde Binbaşının boş bulunduğu bir ortamda onun şapkasını indirmesin mi ? İnanırım, o hür ve her şeyi yapma hakkına haiz sevilen, hoş görülen bu adamın bu hareketi de yapacağına.
Rahmetli Abdullâ Emmi, bulunduğu her ortamda Göksun'u şen, şakrak eden biriydi. O, Köprübaşı Mahallemiz'deki evinden çıkıp Meydana gelinceye kadar, sözü, tavrı, davranışı o günün Göksun'una gündem olurdu hep. Yok Yonuz Abdullâ şuna şunu demiş, ötekine bunu demiş diye çalkalandırırdı rahmetli Göksun'u.
O'nun önemli durak yerleri ve grup arkadaşları; rahmetliler Muharrem Zıba, Gardiyan İsmail (Kayıran), Sıtkı Güzel, Nevrez Ağa (Akkaya), Çaputsuz Battal, Foto Tahsin (Güneş) ve Terzi Yusuf Zıba'lardı. O'nu bir gün görmeseler, onlar için adeta o gün yavan sayılırdı. Gerekirse, arkasından adam salar getirtirlerdi rahmetliyi.
Bir gün bu arkadaş grubuyla Aralık ayında balığa giden Abdullâ Emmi'ye "herkes suya girecek, önce sen gireceksin !?" denir. Kalbinde ard niyet taşımayan bu adam üzerindekileri çıkarır suya girer, girmesine de; arkadaşları onun çıkardığı elbiseleri alır jiple Göksun'a dönerler. Abdullâ Emmi'nin o soğukta sağdan soldan derlediği örtülerle yarı çıplak vaziyette yola düşmüşlüğü de vardır.
İyi bir avcıda olan rahmetlinin kapısında av köpeğide vardı. Tavşan ve ördek eti evinde ve O'nunla birlikte ki arkadaş sofrasında eksik olmazdı.
Sizler bir bir göçüp gittiniz yâ Abdullâ Emmi, Meydan o kadar ıssızlaştı ki; ne kahkaha kaldı ne de bir sedâ...
Yattığın yer nur olsun inşallah güzel adam !
Sizi ve burada andıklarımızın göçenlerine rahmet kalanlarımıza sağlık ve afiyetler diliyorum.