MEHMET TOSUN VE BİR KAÇ SÖZ

Mehmet Tosunu 13. ocak 2010 tarihinde İstanbul da ki evinde ziyaret etmiştim. Çok halsizdi.

Oğlum Ertuğrul Gazi ile beraber gitmiştik. Bizi görünce sevindi. Daha hal hatır sormadan yüzündeki sevinçle birlikte  şiir kitabım çıktı dedi.  Tabiî ki bizim ortak taraflarımızdan biri de şiirdir. Yüzündeki sevinç görülmeye değerdi. Hasan Ejderha ben ve Mehmet Tosun beraber şiir ve resim sergisi açmıştık. Şiir kitabını  Ertuğrul Gaziye vererek şu  “Bir kaç Söz”  yazısını oku da dinleyelim dedi. “BİR GÜL SEVDASI DÜŞTÜ YÜREĞİME”                                                                                                                          

Şiir kitabının adı. “BİR KAÇ SÖZ” ön söz olarak sevgili Halit AKSÜT yazmış. Beraberce dinledik.  Çok mutlu idi.  Bana bir ara dedi ki sağ elim tutmuyor. Ben kendimi zor tutuyordum. Durumunu iyi görmedim. Fazla yanında duramayacaktım. Daha sonra gelirim diye izin istedim. Ama ben Kahramanmaraş’a döndüm. 21 ocak Perşembe günü vefat haberini aldım.  Allah rahmet etsin.  Mehmet TOSUN  hakkında yazılacak çok şeyler var. Ama ben buradan sevgili şiir severlere kitabın ön sözünü aktarmak istiyorum. Bu anlamda da Halit Aksüt Beye teşekkür ediyorum. Halt Bey şöyle başlamış ön söze:

        “ Annem derdi ki: “Oğlum; kışın yirmi günü vardı sen doğduğunda.” Malatya Doğanşehir’de soğuk bir kış günü pencereden baktırıp kazma kürek yaktıran ay; mart ayı ve ben doğmuşum. Yıl 1968 Martın sonu…

          Yine yıl 1972, aylardan kasım olsa gerek Muğla’ya bir genç gider, sıcağın yakıp pişirdiği, olgunlaştırdığı Dıyar-ı Bekir’den/ Ergani’den. Buğday benizli, ideallerle donanmış bir genç ve ben henüz dört yaşlarındayım.

         Yıl 1974 Kahramanmaraş kahramanlar diyarı hem de yiğitle beraber edebiyatçı/ Edelerin harman olduğu yer, kendi halinde; ama yerinde durmayan, durmayacak bir genç gelir.

           Bu yer ki, sayısız şairler ve yazarlar yetiştiren; Necip Fazıl’ların, Sezai Karakoç’ların, Mehmet Akif İnan’ların hem de birçoğu Maraşlı olmadığı halde Maraşlı olan bu öz be öz Maraşlıların diyarıdır. Cahit Zarifoğlularının, Bahattin ve Abdurrahim Karakoç’ların, Erdem Beyazıtların, Âşık Mahzuni Şerif’lerin yetiştiği bu toprak daha niceleri neden yetiştirmesin ki.

          İşte Mehmet Tosun da henüz 17 yaşında öğretmen okulunu Diyarbakır’da bitirip ilk görev yeri Muğla’ya gitmiş ve çok kısa bir süre orada görev yaptıktan sonra her şeyiyle önde ve özde olan değerlere sahip Maraş’a gelir. Maraş kahramandır ama nişanını geç verirler; ancak kahraman kahramanlığını yiğitleriyle ve edipleriyle hep vurgulamıştır. Bu arada birçok genç gibi buğday benizli bu genç de Maraşlı olmaya gelmiş ve Maraşlı olmuştur. Hatta Maraşlı olmakla da kalmamış, birçok gencin de güzel hasletlerle Maraşlıyla birlikte Maraş’a hizmet etmesine vesile olmuştur.

         Bu buğday benizli genç, kimlerle dost değildir ki: Mehmet Yusuf Özbaş, Ökkeş Şendiller, Osman Topal, Cevdet Alperen, Sıddık Özer, Bahattin abisi ve Dolunay ekibi: Ali Yurtgezen, Mehmet Narlı, Durdu Güneş, Ahmet Doğan, Hasan Ejderha gibi edebiyatçı ve edebiyat aşıklarıyla birlikte siyasetçiler, sanayiciler yani tüm memleket sevdalıları Mehmet Tosun ve onun gibi düşünenlerin dostu olmuştur sayesinde. Çünkü o hem edebiyatla hem de edebiyatçılarladır.

         Okuyan, araştıran ve kendi çapında yazandır artık o. Kendince şiir yazar, deneme yazar, resim yapar; ancak ne şairdir ne yazar, ne de ressam. Böyle olmakla beraber yine de yazar.

           Onunla yine bir eylül ayında 30 yaşında 1998’de tanıştım. O, beni öyle bir çaptı ki 12 yıldır kopamadım. Sanki hep beraber yürümüş gibiydim yürüdüğü çileli yollarda. Çünkü ben deryayı bulmuştum onda.

         Yazdığı tüm yazı ve şiirleri belki ilk benimle paylaşıyor ve fikirlerime önem veriyordu da ondan sanmıştım. O yazdı ben beğendim. Bir de baktım ki MERHABA LEYLA ortaya çıkmış oldu. Tam bir Sezai Karakoç tarzı; hatta bazen ona özenip ben de yazmak istedim; ama olmadı, olamazdı da. Çünkü güneş varken ay görünmezdi. O hep bana güneş oldu.

         Öğrencisinin çilesini gördü “MERHABA LEYLA” dedi. Babası öldü “BÜTÜN ÖLÜMLER BABAMINKİNE BENZER” dedi. Banaysa “HADİ GİT BAKAYIM DOSTUM” dedirtti.

         2008’de ben 40 yaşındayken 36 yıllık eğitim bayraktarlığındaki bayrağını nasıl olduysa biz gençlere teslim ederek, fiili eğitime eyvallah dedi. Ancak yazmaya ve yazdırmaya, okumaya ve okutmaya eyvallah demek, ne Mehmet Tosun’a ne de onun gibilere yakışır. O’da bunu yapıyor; çünkü onun işi hep o olmak zorunda.

         Evet; 1972’de başlayan fiili sefer 2008’de bitti. Hizmete alışan insan duramaz o da durmuyor, durmayacak; yazacak yazdıracak; okuyacak okutacak aksi halde bayrak yere düşer sanmayın. Bayrak yere düşmez düşmeyecek de. Yolun ve gönlün açık olsun Mehmet Tosun, izinde gelenler var.

         Bizler seni takip ediyoruz ve edeceğiz. Yazını ve fikirlerini senin gibi takip edemezsek de peşindeyiz.                                                                                        

        Evet; şu şiiri ona ithafen yazdım arz ediyorum.

 

 

HADİ GİT BAKAYIM DOSTUM (GÜLE GÜLE)

 

Hadi git bakayım ardına bakmadan gidebilirsen

Merhaba diyecek körpe dimağları bırakıp

Güller açmadan solacak belki, gün doğarken

Kelebekler uçmayı bekliyor sevgiyle bıkmadan

       

Arama, hayalde dönüp kaldı sevdalar

Sevgili sevmeyi unutup gidiyor sanmasınlar

Sabahleyin gözlerini açacak körpe çiçekler

Seni görmeyince ne yapacak ufka bakarken

 

Heyhat kırk koca yıl geride kaldı

Niceler ağladı niceler sonsuzda kayboldu

Ayşeler, Fatmalar, Leylalar tek tek soldu

Seni özleyenler bulabilecek mi arayarak.                                                                    

                                           Halit AKSÜT                                        

 

(Yolun açık sevgin ebedi olacaktır inşallah)

(CEVDET ALPEREN)

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Spor Haberleri