Güney Kore'nin başkenti Seul'deki İş Zirvesi'nde konuşan Başbakan Erdoğan, son finans krizinin ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin hafiflemeye başlamış olsa da bu etkilerin hala devam ettiğini ifade söyledi.
Erdoğan, "Şu anda küresel krizin etkilerini aşmak amacıyla tüm ülkelerin iletişim ve koordinasyon içine girme noktasında gösterdikleri gayreti de hep birlikte müşahede ediyoruz. Küresel krizin tüm dünyaya verdiği mesajları en doğru şekilde okumak zorundayız ve bunu çok iyi değerlendirmek durumundayız. Açıkçası küresel kriz, ekonomik büyümeyle paralel olarak sosyal gelişmenin olmaması, sermaye küreselleşirken refahın küreselleşmemesi özellikle bu soruları gündemimize taşıdı ve gündemimizde de bugün bunu tartışıyoruz. Yeni küresel krizler yaşamamak, daha ağır tahribata maruz kalmamak için küresel krizin bu boyutunu mutlaka görmek, verdiği mesajı mutlaka iyi okumak zorundayız" dedi.
Küresel krizle mücadele edilirken sosyal ve çevresel sorunlara daha fazla vakit ayrılması gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Bugün küresel krizi aşmak için çaba gösterirken artık sosyal ve çevresel sorunlara daha fazla mesai ayırmamız gerektiği de ortaya çıkmıştır. Dünyanın birçok bölgesinde artık kronik hale gelmiş olan yoksulluk, sağlık hizmetlerine erişimdeki sıkıntılar, yüksek işsizlik ve iklim değişikliği bu sorunlardan sadece bazılarıdır. Artık günümüzde sorunlar ilk ortaya çıktığı yerde değil ve bu sorunlar çözülmediği müddetçe adeta suya atılan taşın dalga dalga yayılması gibi artık kenarlara vuruyor ve tahribatını da artırıyor, büyütüyor. Bu nedenle kriz sonrası dönemde, kriz sürecinde sergilediğimiz işbirliğini daha da güçlendirerek devam ettirmek ve sosyal sorunlara karşı hep birlikte hareket etmek durumundayız. Ancak bu şekilde gelecek nesillere daha kalkınmış, daha sorunsuz bir dünya bırakabiliriz. Bunun gayreti içinde olmak durumdayız. Daha adil, krizlere daha dayanıklı ve daha müreffeh bir dünya bırakabiliriz. Bu noktada sadece hükümetlerin sorumlu olmadığını da hatırlatmak durumundayım. Hükümetlerin kalkınma hedefine ulaşmak için uyguladıkları ekonomik, sosyal ve çevre politikalarının sivil toplum ve özel sektör tarafından benimsenmediği ve desteklenmediği sürece başarıya ulaşma şansı düşüktür. Burada STK'ları ve özel sektörü kamunun yanına alması, birlikte bu işin koordine edilmesi şarttır. Bu noktada kurumsal, sosyal sorumluluk, sürdürülebilir kalkınma amacına ulaşmada en önemli araçlardan biridir" diye konuştu.
TÜRKİYE'DEKİ VAKIF SİSTEMİ
Konuşmasında Türkiye'nin kurumsal sosyal sorumluluk alanındaki ilerlemesinden bahseden Başbakan Erdoğan, "Özellikle Türkiye'de vakıf sistemi, tarihi itibariyle yaklaşık 800-900 sene geçmişe dayalı olarak başarıyla uygulanan bir sistem ve sosyal sorumluluk noktasında da önemli bir anlam ifade ediyor. Burada özellikle bir şeye dikkatlerinizi çekmek isterim. Türkiye göçmen kuşların yol güzergahı üzerinde yer alan bir coğrafya bildiğiniz gibi. Göçmen kuşlardan hastalanıp geride kalanları tedavi etmek için geçmişte Türkiye'de tesisler kurulmuş ve buralarda bu kuşların tedavileri yapılmış. Aynı zamanda vakıflar günümüzün de sivil toplum, sosyal güvenlik, bunun yanında sosyal sorumluluk gibi kavramlarını yüzyıllarca başarıyla uygulamış, bu kavramlara öncülük etmiş bir sistemdi. Sosyal hayatı, kültürümüzü ve medeniyetimizi şekillendiren vakıf sistemi, bizim millet olarak bugün de her türlü sosyal sorumluluk projesini gönülden desteklememizi tabii bir gereklilik haline getiriyor. Bunu eğitimde görebiliriz, bunu sağlıkta aynı şekilde görebiliriz, bunu fakir insanların, yoksul insanların gıdaya yönelik ihtiyaçlarını, sosyal noktadaki ihtiyaçlarını gidermede görebiliriz. BM, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların kurumsal, sosyal alanındaki çabalarını biz bugüne kadar sürekli destekledik. Bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
'HAYDİ KIZLAR OKULA' KAMPANYASI
Son yıllarda Türkiye'de başta eğitim olmak üzere yoksullukla mücadelede, sağlık, cinsiyet eşitliği, iş ortamının iyileştirilmesi tabii kaynakların korunması gibi birçok alanda hükümetin yaptığı kolaylaştırıcı ve teşvik edici düzenlemelerle çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, "Eğitimde sıkıntılarımız vardı, kız çocuklar özellikle okullara gönderilmiyordu. İktidar olduğumuz andan itibaren kız çocuklarının okula gönderilmesini teşvik etmek üzere başta eşim olmak üzere 350 bin kızı şu ana kadar 'Haydi Kızlar' kampanyasıyla okullara teşvik ederek bu süreci başardık ve bu süreç devam ediyor. Bunun yanında kamu, özel sektör ve hayırseverlerin katılımıyla 8 yılda 150 bin dersliği hizmete aldık. 150 bin derslik ki, 79 yıllık Cumhuriyet tarihimizde yapılanın yarısı kadar derslik demektir ve büyük ölçüde sıkıntılarımızı aşmaya vesile oldu.
Bir de okullarımızda artık Bilişim Teknolojisi tamamıyla, yüzde yüz uygulanır hale geldi. Kamu ve vakıflar tarafından tüm illerimizde artık üniversiteler var ve dönemimiz içerisinde 78 üniversite kurmak suretiyle artık Türkiye'de üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. Bütün illerimizde üniversitelerimiz var, ağırlıklı olarak devlet üniversiteleri bunun yanında vakıf üniversiteleri olmak üzere. Yine hükümetimiz tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı, Microsoft firması ve Habitat İçin Gençlik Derneği ortaklığıyla Türkiye'nin dört bir yanında on binlerce gencimize bilgisayar okur-yazarlığı alanında eğitimler verildi. Bu noktada teknoloji destekli verimlilik artışıyla, kurumsal-sosyal sorumluluk arasındaki güçlü bağa da şöyle kısaca değinmek istiyorum.
Özellikle gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin ancak teknolojik yenili l sorumluluk, sürdürülebilir kalkınma amacına ulaşmada ile Gerçekleştirileceği görülüyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise teknolojik yenilikler kullanılarak büyük verimlilik artışları elde etme potansiyeli bulunuyor. Çalışma grubunun raporunda da belirtildiği üzere şu anda dünyada yaklaşık 5 milyar insanın en az bir cep telefonu bulunuyor. 1,5 milyar insan ise şu anda internete ulaşabiliyor. Öyle bir dünyada yaşıyoruz. Suyu, yolu, sağlık hizmetleri olmayan dünyanın en ücra yerindeki insanların bile bir noktadan dış çevreyle bağlantısı oluşmuş durumda. Böyle de bir yapı var. Bu gerek fert, gerek toplum seviyesinde verimliliğin artmasına önemli katkı sağlıyor. Mobil teknoloji sunan firmaların karları tekrar bu alanda artık yatırıma dönüşüyor. Yatırım teknolojiyi kullananlara artık refah olarak dönebiliyor, böyle bir farklılık var. Aşağıdan yukarıya doğru böyle bir dairenin, böyle bir döngünün oluşması teknolojiyle sosyal sorumluluk arasındaki ilişkiye de güzel bir örnek teşkil ediyor" ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE'DEKİ ARGE ÇALIŞMALARI
Türkiye'nin 2002-2007 yılları arasında ulusal araştırma geliştirme harcamalarının artış hızı açısından 2,7 katlık bir artışla Çin'in ardından ikinci sırada bulunduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, "Araştırmacı sayısının artış hızı açısından ise 2,2 katlık bir artışla Meksika'dan sonra yine dünyada ikinci sırda yer alıyor. Bilimsel yayın sayısındaki artış ile Türkiye son yıllarda dünyada 4 basamak yükselerek 22'inci sıradan 18'inci sıraya çıkmış durumda. AR-GE ve bilimsel araştırmaya verdiğimiz önem Türkiye'nin son yıllarda yakaladığı hızlı büyümede doğrusu temel rol oynadı. AR-GE, teknoloji ve yenilikçiliğin geliştirilmesine yönelik olarak sağladığımız destekler, toplam faktör verimliliğinin hızla yükselmesine ve bu paralelde potansiyel büyümenin de artmasına büyük katkı sağladı. Tarımda teknoloji destekli üretim noktasında önemli bir dönüşümü gerçekleştirdik. Artık kendi kendimize yeter hale gelmek üzereyiz. Güneydoğu Anadolu Projesi adını verdiğimiz uluslararası boyutta büyük projemiz yaklaşık 2 milyon hektar alanı suyla buluşturacak, bu projeyi birkaç yıl içinde tamamlamayı planlamış durumdayız" diye konuştu.
İHA