Yüreğimiz kel oldu

Yeni albüm çalışması için stüdyoya giren Türk halk müziğinin kraliçesi Sabahat Akkiraz, ülkemizde yaşanan genç ölümlerden duyduğu üzüntüyü dile getirerek,

Anadolu'nun bilge ozanlarının sesi kaybolmasın diye köy köy dolaşıp, heybesine doldurduğu türküleri, bütün dünyayla paylaşan bir aracı o. Queen Elizabeth Hall'de de sahne alıyor, bir düğün salonunda da. Onun için önemli olan tek şey müziğini her yerde toplumun her kesimiyle paylaşabilmek. Anadolu'nun sesini her yerde herkese duyurabilmek. Onun için önemli olan değişik ülke, kültür ve inançlardan müzikseverin türkülerini aynı keyifle dinleyebiliyor olması. Çünkü o müziğin evrenselliğine inanıyor ve gerisini önemsemiyor.

Yeni albüm için stüdyoya girdiniz. Onu konuşacağız. Ama şimdi biraz müziğe ilk başladığınız yıllara dönelim. Nasıl girdi hayatınıza türküler?

Benim bir yaşında yeğenim var. Saz sesi duyduğunda duruyor ve dinliyor. Yani Yaradan bizi yaratırken kodlamış sanki. Annemin anlattığına göre ben beş yaşında türkü söylemeye başlamışım. Daha ilkoku bitmeden aşık ozanımız Mahmut Erdal 'Hadi gel seninle bir plak yapalım' dedi.

Aaa bir de baktım arkamda Arif Sağ, Orhan Gencebay gibi ustalar çalıyor. Bugün hala çok mutlu oluyorum o günleri düşününce. Öyle güzel ustalarla aşıklık ozanlık geleneğine ittirildim yani.

Her şey başından belliymiş sanki...

Evet. 'Allah insanın önünü açar' derler ya, öyle aktı gitti her şey. 17 yaşında artık okulu da bıraktım müzik yapacağım diye. Yine büyük ustalardan Musa Eroğlu, Arif Sağ gibi hocalarla çalıştım. Aşıkların ozanların dizinin dibinde o öğretiyi alırsanız, bir de kabiliyetiniz varsa çok zor gelmez. Anadolu bu kültürün en güzel temsilcilerini yetiştirmiş. Onlar bize aktardılar. Biz de gelecek nesillere aktaracağız.

Yeni albümü anlatır mısınız biraz?

Biz belki 20 yıldır canlı kayıtla albüm yapmıyorduk. İlk defa tüm orkestrayla beraber stüdyoya giriyoruz. Eskiden sazlar çalıyor, solist sonradan üzerine okuyordu. Yamalı bohça gibi yani. Ayrıca Avrupa'da çok da ciddiye alınmıyor bu tarz albümler. Şimdi böyle canlı canlı hem çalıp hem okuyoruz. Albümün repertuarı da konserlerde okuduğumuz ama albümlerde okumadığımız türkülerden oluşuyor. Adı 'Dillerdeki Türküler'.

En çok etkilendiğiniz ozan kim?

Gelenekten geldiğim için bütün ozanların benim yanımda çok değeri vardır. Bir tarla dolusu lale, sümbül, gül hepsi. Hepsinin rengi tadı, verdiği mesajları var.

Yeni nesilde aşıklık geleneğinin süreceğine inanıyor musunuz peki?

Babamın güzel bir lafı vardı. 'Soy sürmez hevese bakar bu iş' derdi. Yani soydan öğreti olmaz. Hevese bakar, isteğe bakar, aşka bakar. Sizde Hak aşkı varsa su akar yolunu bulur.

Bir de tabii bizim Alevi müziği inanç, ibadet müziği olduğu için o çok daha fazla bir gönül işi. Mevlana demiş ya aşkı tarif et deyince 'Dil kafi değil ki' diye. Bazı şeyleri ifade edemiyorum, yaşanması gerekiyor.

Sizin müzikal yolculuğunuzda bir de bir sosyal adanmışlık var.

Tabii ki var. Bazen türkü söylerken çok kırılıyorum. Bir ana ağıdı söylediğim zaman mesela. Bu duyarlılık bazen çok yüksek bir trans haline dönüşüyor ve diğer tüm insanlar gibi birçok şeye tepkisiz kalamıyorum. Bizde, yani Sivas'ta yürek çok acıdığı zaman 'Yüreğimiz kel oldu' derler. Bizim de yaşananlar karşısında yüreğimiz kel oldu gerçekten. Az önce de söyledim bir yaşında bir yeğenim var. Nasıl zor yetişiyor biliyor musunuz? İnsan yavrusu ne kadar zor yetişiyor. Ama ne kadar kolay harcanıyor. İnsan hayatının bu kadar ucuz olmaması lazım. Yaradan sevmediği hiçbir şeyi yaratmaz. Yaradan'ın yarattığı her şeye hürmet duymak lazım.

Türkü söylerken hep bir gülümseme var yüzünüzde. Ama sesiniz de bir o kadar hüzünlü. Nasıl başarıyorsunuz bunu?

Ailemizde, geleneklerimizde var bu bizim. Komşunu bile gülümseyerek karşıla derler. Daha ötesine gidersek. Hz. Ali Efendimiz'in bir sözü var. 'En güzel insan dostunu gülerek, armağan gibi karşılayan insandır' der. Bize böyle anlatıldı. Bir de inanırsınız, inanmazsınız ama benim çok hoşuma giden bir hikaye var. Buna göre Yaradan 'İki özelliğimi insana verdim; bir tanesi şarkı söylemek, diğeri gülümsemek' demiş. Hikaye de olsa çok hoşuma gider. Aslında ben çok da ağlarım. Türkülere ağlarım mesela.

Ben ağlamaktan ziyade sizi kızarken düşünemiyorum hiç?

Öfkelenmemeye çalışıyorum. Çünkü benim öğretim, 'Ben ahlakı tamamlamaya geldim' diyen Muhammed'in o güzel ahlakını aktarmaya çabalar. Öfke şeytan işidir. Biz dikkat ederiz güzel ahlaklı olmaya. Yoksa insanın yaradılışında her şey var. Öfke de var. Ama kontrol altında tutmak lazım. Sevgiyle inançla bunu başarmak lazım. İnsan edepli olabilir.

ARTIK NEŞELİ TÜRKÜLER SÖYLEMEK İSTİYOR

Hasan Bey'den (Kardeşi ve menejeri) öğrendik, 'Ben ne zaman neşeli türküler söyleyeceğim' diyormuşsunuz...

Ya evet. Keşke mümkün olsa. Benim memleketim de bir gün huzur bulsa da ben de şöyle, mesela Ankara havaları söylesem. Şaka bir yana özlemimi söylüyorum. Memleketimizin sorunlarına çok üzüldüğüm için. Ben Almanya'da büyüdüm. Aman ne güzel dans müzikleri var, böyle şıkır şıkır. Orada insanlar haftasonunu nerede, nasıl geçireceğiz, nerede eğleneceğiz diye düşünürler. Refah düzeyi yüksek ülkelerde büyüdüğünüz zaman, ülkeniz adına çok üzüntü duyarsınız. Bizim insanlarımıza layık değil mi iyi yaşamak? Dünyayı gezdim ben ama Anadolu'nun toprağı da, insanı da özel... Bu özel ve güzel insanlara güzel hizmetler yapılmalı. Onların refah düzeyi yükselmeli. Yani ben 'Dans müziği söyleyeceğim bir Türkiye istiyorum' derken bu özlemimi dile getiriyorum.

Türkülerin çağdaş yorumlarını nasıl karşılıyorsunuz?

Ben değişime ve denemelere önem veririm. Benim de elektronik ve jaaz denemelerim oldu. Avrupa'da 6'ncı sıraya yükseldik. Bunlar batı sazının tadını seven gençler için bir örnekti. Burada önemli olan hakkaniyet ve cahil olmamak. Yeni jenerasyonda usta çırak ilişkisinin yerini konservatuar eğitimi alıyor. Ama tabi o bölüm eksik kalıyor. Konservatuarlar daha bir tane Neşet Ertaş ya da Arif Sağ yetiştiremedi. Tabii ki gençler işin alfabesini öğrenecek. Ama diğer tarafı da göz ardı etmeyecek. Gençleri cahilliği küstahlığa dönüştürmemeleri konusunda uyarmak isterim. Popüler kültürün bir parçası değilsiniz.

Ama sizi herkes tanıyor. Nasıl oluyor bu?

Bob Dylan da popüler kültürün bir parçası değil. Onu da herkes tanır. Hayatı boyunca hiçbir gazetede 10 sayfalık yazısı çıkmamıştır.

Belki de popüler kültürün bir parçası olmadığınız için bu kadar saygın bir yere sahipsiniz.

Biz sadece 'Uzun yıllar sonra arkamıza baktığımızda ne kadar derleme yapmışız, ne kadar doğru bir yoldayız'ın kaygısını taşıyoruz. Queen Elizabeth Hall'de de bir düğün salonunda da konser veririz. Berlin Filarmoni Orkestrası'yla Thomas Quasthoff ile sahne alırız, o Brahms söyler, biz türkü söyleriz. Şimdi bir Türk olarak ilk defa Yeni Zelanda'da ve Afrika Tunus'ta konser vereceğiz. İşte önemli olan mevzu bu benim için. Müziğimi her yerde toplumun her kesimine aktarabilmek. Müziğimi evrenselleştirebilmek. Bir türbanlı hanım ile başı açık bir hanım sizi yan yana dinleyebiliyor mu? Alevi ile Sünni, Türk ile Kürt dinleyebiliyor mu? Ermeni, Amerikalı, Fransız dinliyor mu? Müziğin gücü burada zaten. Gerisi önemli değil.

ÖTEKİ DEĞİLİZ

Alevi olmak nedir? Nasıl tanımlıyorsunuz?

Bunu tarifi aslında Mevlana'nın aşk tarifine benziyor. Dil kafi değil yani. Güzel, vefalı bir yol diyebilirim. Adını ne koyarsan koy, insan Yaradan'ıyla buluşmak istiyor. Bunu gönlünüzde istersiniz, beyninizde istersiniz, türkülerde istersiniz. Böyle bir yolculuk bana göre, bir seyran. Temel felsefemiz, 'İşte geldim, işte gittim, enel hak.' Hak'kın varlığına ve birliğine iman. Alevilikte bire inmek önemlidir. Yaradan'ın nurundan yarattığı her şeyde O'ndan bir parça var.

Başbakanımız 'O'na kulak vermeyen türküsüz kalır' demişti.

Tabii Sayın Başbakanımız da ülkemizin başbakanı. Hürmetimiz var. Nezaketine buradan tekrar çok teşekkür ederim.

Siz de 'Benim sorunumu niye ecnebiler çözsün' demişsiniz bir röportajınızda. Alevi Çalıştayı'na da katıldınız. Neler talep ettiniz orada?

Ben Çalıştay'a sanatçı olarak katıldım. Taleplerimizi söyledik. Burada da aynısını tekrar edeceğim. Solingen'de Naziler Türkleri yaktılar. Çok acı bir tabloydu. Ama Cumhurbaşkanı olsun, Başbakan olsun, bizim Başbakanımız olsun gittiler ve o insanlarla yan yana durdular, acılarını paylaştılar. Çünkü bir vahşetti o. Sonra müze yapıldı orası. Ne kadar insani bir tavır bu. Başka ülkede, başka kültürde, başka inançta, başka bayrağın altında bile, devletin yanlarında olduğunu hissettiler. Ben orada 'Benim ülkemde de böyle olsun' dedim. Aleviler binlerce yıldır Anadolu toprağının asli unsurlarıdır. Öteki değiliz. Devletimizin yanımızda olduğunu hissetmek istiyoruz. Bu zor değil.

Şimdi mesela Madımak'ın kamusallaştırılması yapıldı. Böyle bir takım adımlar var. Çalıştaylar düzenleniyor. Sizce bu adımlar önemli mi? Güncel politikaya kurban edilmesi doğru mu?

Evet, Madımak kamulaştırıldı. Huzurevi yapılacağını duyduk. Müze olmasını istiyoruz. Cemevleri sorunu var. Konuşuluyor tamam ama biz artık bir şeyler yapılsın istiyoruz. Mesela Amasya'da üç tane Alevi kız Ramazan'da yaşadıkları problemden ötürü okul değiştirmek zorunda kaldı. Bizde boğuz bağlama, yani kin gütme olmaz. Çünkü bizim öğretimizde insana muhabbet vardır. Bırakın ülkemizdeki kardeşlerimizi, 73 millete bir nazarda bakarız. Biz de İslam'ın bir yoluyuz, aynı köke bağlıyız. Dünyanın öteki ucundaki insanı bile kucaklarız. Çünkü Hak sevdi yarattı. Sünni dostlarımızın bence Aleviler konusunda kendileriyle yüzleşmeleri gerekir. Türbanından dolayı üniversiteye gidemeyen kız da beni üzer, Ramazan ayında okul değiştirmek zorunda kalan Alevi kız da.

Yaradan'ın armağan ettiği her duyguyu yaşamak isterim

Bir aile kurmak, çocuk sahibi olmak istemediniz mi hiç? Dünyevi bir aşka kapalı mı kalbiniz?

Benim felsefeme göre aşk illa karşı cinsten birine hissedilebilecek bir duygu değildir. Sende eğer aşk varsa, kurdu kuşu da seversin. İşte ben de türküleri çok fazla sevmişim. Hizmet diye düşünmüşüm. Tüm vaktimi, enerjimi, aşkımı türkülere vermişim. Belki de manevi aşkı aradım. Mecnun 'Ben Leyla'yı değil de Mevlayı aramışım' der ya. Ama öyle bir dost, hele bir de Hak dostu olursa, nasipse yaşarım. Çünkü ben Hak'ka yürüyene kadar hürmetle, sevgiyle O'nun yarattıklarına sarılmak gerektiğine de inanıyorum. Allah'ın bana armağan ettiği her duyguyu yaşamak isterim doğrusu.

YEMEK KİTABI ÇIKARACAK
Son günlerde biraz kilo aldım gördüğünüz gibi. Bunun da sebebi ilk kez size söylüyorum, bir yemek kitabı hazırladım. Unutulan yöresel yemeklerin, nenemin yemeklerinin tariflerini topladım bu kitapta. Yazma kısmı bitti. Fotoğraflanmasını bekliyoruz şimdi. Onun için de benim Sivas'a gitmem lazım. Çünkü bazı bitkiler yok burada. Mesela babaannemin bostandan topladığı bostan güzeli, tellice. Ben yazın Sivas'a gideyim ki bostan güzelini, diğerlerini toplayayım. Onlar fotoğraflansın. Ondan sonra sunacağız. Nasıl türküleri gelecek nesillere aktarıyorsak, yemeklerimizi de aynı şekilde aktaracağız.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Magazin Haberleri