Erdoğan: Tüm tahriklere rağmen yolumuzda yürüyoruz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, düşünce kuruluşu Garman Marshall Fonu’nda yaptığı konuşmada, Eğer çetelerle, mafyayla, hukuk dışı örgütlenmelerle mücadeleyi erteleseydik ya da bu mücadeleyi hiç yapmasaydık ne ekonomide ne de iç ve dış politikada demokratik
 
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ABD temaslarının son gününde düşünce kuruluşu German Marshall Fonu’nun Park Hyatt Otel’de düzenlediği, “Türkiye ve ABD: Model Ortaklık” konulu toplantıda bir konuşma yaptı. Başbakan Erdoğan konuşmasında hükümet olarak Türkiye’nin meselelerini ele alırken yalnızca bir meseleye odaklanmak yerine çok boyutlu bir yaklaşımı tercih ettiklerini ifade etti.

TÜRKİYE 7 YILDA ÇOK HIZLI BİR DEĞİŞİM YAŞADI

Başbakan Erdoğan konuşmasına şu şekilde devam etti: “Yani sadece ekonomi demedik, sadece dış politika demedik, sadece iç politika demedik, demokratikleşmeyi, ifade özgürlüğünü, şeffaflaşmayı ikincil sorunlar olarak görüp ertelemedik. Bu sayede Türkiye 7 yılda çok hızlı ve her alanı etkisi altına alan bir değişim yaşadı. Şimdi altını çizerek ifade ediyorum; Eğer çetelerle, mafyayla, hukuk dışı örgütlenmelerle mücadeleyi erteleseydik ya da bu mücadeleyi hiç yapmasaydık ne ekonomide ne de iç ve dış politikada demokratikleşmede bugün ulaştığımız seviyeye asla ulaşamazdık. Sadece bizim iktidarımızda şahit olduğumuz provokasyonlar bile hukuk dışı örgütlenmelerin değişimin önünde nasıl bir engel teşkil ettiğini çok net olarak ortaya koymuştuk. Eğer sorunlar zamanla yayılmışsa, eğer sorunlar kördüğüm olmuşsa bundan beslenen, bundan nemalanan, bunu istismar ederek kendisine ikbal sağlayan çevreler de oluşuyor. Dolayısıyla siz herhangi bir sorunu çözmeye yeltendiğiniz anda bu çevreler, yani çeteler, mafyatik örgütlenmeler çeşitli taktiklerle ve tehditlerle karşınıza çıkıyor. Biz 7 yılda bunların tamamını yaşadık, hala da yaşıyoruz. Türkiye’deki hukuk dışı örgütlenmeye ilişkin konu şu anda yargı aşamasındadır.

HİÇ KİMSE AKSİ İSPATLANINCAYA KADAR SUÇLU SAYILAMAZ

Benim bu konunun ayrıntılarına girmem zaten doğru olmaz. Ancak ortaya çıkan iddianameler, kirli ilişkiler, kirli senaryolar, çirkin planlar Türkiye’nin geçmişte ne büyük bir tehdit altında olduğunu ortaya koymaya yetecek kadar malzemeyi gün yüzüne çıkarmıştır. Şunu da ifade etmeliyim, hukukun temel ilkesidir tabii bu. Hiç kimse aksi ispatlanıncaya kadar suçlu sayılamaz. Buna da saygı duyuyorum ve herkesin de buna saygı duyması gerekir. Soruşturma kapsamında tutuklu bulunanların hiçbiri tabii ki suçlu kabul edilemez. Böyle büyük ve kapsamlı bir davanın sonuçlanması elbette vakit alacaktır. Biz hükümet olarak demokratik çerçeve içerisinde hukuka yardımcı oluyor ve görevini en iyi şekilde yapmasını sağlayacak zemini hazırlıyoruz. Bizim yaptığımız budur, gerisi hukukun, yargının işidir ve inanıyorum ki ak ile kara hukuk yoluyla ortaya çıkacaktır” dedi.

DEMOKRATİK AÇILIM

Son dönemde başlattıkları milli birlik ve kardeşlik sürecinin de son 7 yılda yaşanan değişimin tabi bir sonucu olarak ortaya çıktığını ifade eden Başbakan Erdoğan, “Milli birlik ve kardeşlik süreci adını verdiğimiz Demokratik Açılım süreci başta terör olmak üzere farklı mezheplerin, farklı etnik grupların, azınlıkların aynı zamanda bir çok ekonomik meselenin çözümü için başta terör sorunu olmak üzere yani kısaca sorun alanlarının minimize edilmesi için atılmış bir adımdır. Bunu hedefliyoruz, bunu başarmamız gerekiyor. İktidara geldiğimiz andan itibaren kademe kademe açılımlar gerçekleştirdik. Şu anda bu açılımları daha somut bir hale getiriyor ve hızlandırıyoruz” dedi.

Bu süreçte de ciddi engellemelerle karşılaştıklarını ve karşılaşmaya devam ettiklerini söyleyen Başbakan Erdoğan, “Muhalefet partileri sürece tamamen karşı çıkmış durumdalar. Eş zamanlı olarak ülkenin hassasiyetlerin tahrik edildiğini görüyoruz. Ama biz şunu söylüyoruz, bu proje herhangi bir siyasi partinin projesi değildir. Bu proje bir devlet projesidir ve bu projenin muhatabı millettir. Herhangi bir parti üst yönetimi değildir, milletin ta kendisidir. Ve biz bunu milletimizle beraber götürüyoruz ve milletimizin arzusudur, talebidir. Ve bunu milletimizle paylaşıyor, sonucun Türkiye açısından ne kadar büyük yararlar getireceğini her boyutuyla anlatıyoruz.

Şu anda Türkiye’nin 81 vilayetini arkadaşlarımla beraber dolaştık. İkinci turu olacak, üçüncü turu olacak ve ilçelere varıncaya kadar biz bu süreci anlatmaya devam edeceğiz. Buna yönelik birçok elimizde şüphesiz ki donelerimiz var. Birçok bu noktada kullanacağımız, bu çalışmalar esnasında enstrümanlarımız var. Bunlarla beraber bu süreci değerlendirmenin gayreti içerisinde olacağız. Çünkü bu süreci tamamlamak hem de başarıyla tamamlamak zorundadır. Biz buna inanıyoruz. Partim ve hükümetim bu süreci cesaretle nihayete erdirmek konusunda kararlıdır. Tüm engellemelere, tüm tahriklere rağmen bizler yolumuzda yürüyoruz, çünkü bunun neticeye kavuşması şart” dedi.

Güncel olması nedeniyle Türkiye’deki basın özgürlüğü konusuna değinmek istediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, “Son günlerde Türkiye’deki basın özgürlüğü başta olmak üzere ABD, belki Washington’da belki New York’ta bilemem ama çeşitli çevrelerde bu konu tartışma konusu yapılıyor. Burada bazı gerçekleri ben sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye tarihinin en büyük demokratik açılımlarından birini bizim dönemimizde gerçekleştirmiştir, iktidarımız döneminde. İfade özgürlüğü en geniş anlamıyla bu dönemde hayata geçmiştir. Yasakların kalktığı dönemdir bizim dönemimiz, temel hak ve özgürlükler konusunda. Basın tarihinin en özgür dönemlerinden birini bu dönemde yaşamıştır, hala da yaşamaya devam etmektedir. Biz bunu da aslında yeterli görmüyoruz. Mevcut engelleri de ortadan kaldırmanın mücadelesini veriyoruz. Ancak bünyesinde bazı gazete ve televizyonların da olduğu bir holdingin vergiden dolayı aldığı ceza çarpıtılarak basın özgürlüğüne darbe gibi yansıtılmaya çalışılması düşündürücüdür. Kesilen vergi cezası tamamen kanunlar çerçevesinde kesilmiştir. Kesen devletin Maliye Bakanlığıdır. Vergi cezasının basını kontrol altına alma çabasıyla uzaktan yakından asla ve asla ilgisi yoktur, olamaz. Vergi konusunda biz ABD’nin aslında hassasiyetini çok iyi biliyoruz ve yaşanmış tecrübeleri de çok iyi biliyoruz. Buradaki uygulamaları da tarihinde çok iyi biliyoruz. Vergi konusunda hiç kimseye imtiyaz tanınmadığını da çok iyi biliyoruz. Kanunlar karşısında hiç kimse ayrıcalıklı bir konumda olamaz. Vergi cezasını basın özgürlüğü ile birlikte anmak son derece yanlıştır.

İKTİDARLARI BASIN GETİRİR BASIN GÖTÜRÜR. MANTIK BUYDU

Bunun çeşitli çevrelerde yanlış propagandasını yapmak da yine aynı derecede hatalıdır. Türkiye’de 7 yıl önce gazetelerin ne tür baskılar altında olduğunu bilenler gayet iyi bilir. Bende gayet iyi bilirim. Bir çok konu konuşulamıyor, çizilemiyordu. Değişik baskı grupları basın üzerinde adeta Demokles’in kılcı gibi duruyordu. Aynen herkesin dilinde olan şuydu: İktidarları basın getirir, basın götürür. Mantık buydu, anlayış buydu. Ama bugün basın bir kez daha tekrara ediyorum Türkiye’de tarihinin en özgür döneminden geçmektedir ve inanıyorum ki daha da özgürleşecektir. Ama bu özgürlüğü eğer siyasi iktidarlara hakaret olarak telakki ediyorlarsa, tanımlıyorlarsa tabii ki buna örneğin mağduru olan bir kişi olan Tayyip Erdoğan’ın eyvallah etmesi mümkün değildir. Eleştiriye açığız sonuna kadar, ama hakaret denilince buna tahammül etmek mümkün değil. Bu konuda herkesin kendisini şöyle bir ayna karşısında düzenlemesi lazım, buna bakmamız lazım” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin ve ABD’nin dış politika gündemlerinin büyük ölçüde örtüştüğünü söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu durum ortak meseleler karşısında işbirliğini, hem karşılıklı çıkarlar hem de uluslararası barış ve istikrar için vazgeçilmez hale getiriyor. Ülkelerimiz arasında yarım asrı aşan güçlü müttefiklik ve ortaklık ilişkisi bugün her iki ülkenin sürekli genişleyen dış politika gündemi ve uyuşan öncelikleri nedeniyle memnuniyet verici bir düzeyde seyrediyor. Türk-Amerikan işbirliği daha çok savunma boyutuyla sınırlı olduğu soğuk savaş döneminin ardından kayda değer bir dönüşüm içine girdi. Bu değişim ve ilişkilerimizin bugün itibariyle kazandığı içerikten doğrusu ben büyük bir memnuniyet duyuyorum. Stratejik ortaklık şeklinde nitelendirilen münasebetlerimizi Obama yönetimiyle birlikte model ortaklık olarak yeniden tanımladık.

Satın Obama’nın Nisan ayında ülkemize yapmış olduğu ziyarette bunu bu şekilde tanımlaması yeni bir dönemin yeni bir inanıyorum ki Türkiye-Amerikan ilişkilerinin başlamasına vesile oldu. TBMM’deki hitabında bu tanımlamayı bizzat dile getirdiler. Model ortaklıktan halihazırda geniş bir ortak gündeme sahip olan ilişkilerimizin içeriğinin zenginleştirilmesini ve karşılık menfaatlerimize hizmet eden daha somut sonuçlar üretecek bir yapıya bunun çevrilmesini biz anlıyoruz. Tabii ki stratejik ortaklığın bile ötesinde bir dayanışma düzeyini ima eden model ortaklığın doğal gerekleri bulunuyor. Bunun için de gerek Amerika tarafındaki görevlendirilen iki arkadaşımız gerekse başbakan yardımcımla birlikte devlet bakanım bu süreci koordine edecekler ve bu sürece çok daha farklı bir heyecan katacaklar, ivme kazandıracaklar buna inanıyorum. Türk-Amerikan işbirliğine uzun bir vadede şöyle farklı bir bakış açısını getirmek suretiyle yaklaşmak yerel siyasetin, çeşitli lobilerin ve çıkar gruplarının ikili ilişkiler üzerinde zaman zaman oluşturduğu baskı ve sıkıntıları kararlı bir şekilde göğüslemek bazı menfi girişimleri kuvveden fiile çıkmadan önlemek gerekiyor. Bu noktada iki ülkenin de gerekli enerji, çaba ve hassasiyeti göstermeye devam edeceğine inanıyorum. Türk-Amerikan ilişkilerinde tüm boyutlarıyla olabildiğince dengeli ve simetrik bir gelişim sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Hükümetinin yaklaşımıyla iradesi kesinlikle bu yöndedir. ABD tarafının da aynı iradeye sahip olduğunu her vesileyle müşahede ediyor ve bundan da Türkiye olarak memnuniyet duyuyoruz. Yoğun ortak gündemimiz bağlamında izleyeceğimiz hareket tarzlarında etkin eşgüdüm sağlanması bakımından Türkiye ile ABD arasında her düzeydeki danışmaların sürdürülmesinde de büyük yarar vardır. Bu konuda da ABD yönetimiyle de anlayış birliği içindeyiz. Bu geniş ortak gündem içerisinde ikili ilişkilerimizin önemli bir boyutunu oluşturan ve özelikle son dönemde ağırlık kazanan terörle mücadeledeki işbirliğimizin ki bunun biliyorsunuz 5 Kasım 2007’de başlayan bir süreç var, yani o zaman sayın Bush ile birlikte terör örgütü Amerika, Türkiye ve Irak’ın ortak düşmanıdır diye ifade edilen ve anlık istihbarat paylaşımıyla başlayan o süreç her geçen gün kuvvetlenmiş ve şimdi de bunu daha da kuvvetlendirmek suretiyle de inşallah bu süreci devam ettireceğiz. Öncelikle şu hususun altını çizmek isterim ülkemin on yıllardır terörün bertaraf edilmesi yolunda sürdürdüğü kararlı mücadelesine ABD’nin verdiği desteği takdirle karşılıyoruz. Kasım 2007’de başlayan bu süreç yine Washington’da olmuştu şimdi tekrar Washington’da buna farklı bir ivmeyi kazandırıyoruz” diye konuştu.

(İHA)

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Dünya Haberleri