Başbakan'dan büyükelçilere iftar

Demokratik açılım sürecini, bu Milli Birlik Projesi'ni tamama erdirmek konusunda son derece kararlıyız

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım sürecin karşısında duranlar ve engeller çıkaranlar olduğunu belirterek, "Ancak biz siyaseten bize, yani AK Parti'ye beledi her ne olursa olsun bu demokratik açılım sürecini, bu Milli Birlik Projesi'ni tamama erdirmek konusunda son derece kararlıyız. Geri adım atmayacağız, taviz ermeyeceğiz" dedi.

 

Başbakan Erdoğan, AK Parti Dış İlişkiler Başkanlığı tarafından düzenlenen 3. Geleneksel İftar Yemeği'nde, Türkiye'de görev yapan büyükelçilerle, basın-yayın kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldi. AK Parti Genel Merkezi'ndeki iftar yemeği sırasında İstanbul Sazenleri de konser verdi. İftar yemeği sonrasında AK Parti Dış İlişkiler Başkan Vekili Mevlüt Çavuşoğlu ve en kıdemli büyükelçi olan Yemen Büyükelçisi de kısa birer konuşma yaptı.

 

Başbakan Erdoğan, yemeğin ardından yaptığı konuşmada, Ramazan ve orucun birçok anlamın ötesinde paylaşma, dayanışma, kendini başkasının yerine koyma, başkasının hissiyatını anlama deneyimi olduğunu söyledi. Ramazan'ın aynı zamanda açlıkla birlikte yokluğu, yoksulluğu, kimsesizliği hissetme, kendisini yoksul ve kimsesizlerle özdeşleştirip onların hissiyatını anlama çabası olduğunu da ifade eden Erdoğan, Ramazan aslında kelime anlamı itibariyle 'ateşi yutan' anlamına geldiğini söyledi. Ramazanın, öfke, hiddet, hırs, açgözlülük, hoşgörüsüzlük, şiddet gibi birçok hastalığı da yuttuğunu ve açığa çıkmasına engel olduğunu belirten Erdoğan, Ramazan'ın en çok da merhamet ve hoşgörü ayı olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin birçok vasfıyla övündüğünü, bin yıllar boyunca bu ülkede farklılıkların bir ve bütün olarak yaşamasından çok daha büyük bir gurur duyduğunu ifade eden Erdoğan, zaman zaman küçük tartışmalar, tahrikler olsa da, bu dostluğu bozmaya yönelik bir hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük ortamının asla oluşmadığını vurguladı.

 

ERGENEKON DAVASI

 

Başbakan Erdoğan, konuşmasında Ergenekon davasında da değinerek, son dönemde hukuk dışı örgütlenmelere karşı yürüttükleri kararlı mücadelenin, demokrasi ve hukuk idealinde ortaya koydukları samimiyetin açık tezahürü olduğunu söyledi. Özellikle demokratik bir ülkeye, bir hukuk devletine yakışmayan, ülkeyi, toplumu adeta içten içe kemiren tüm mafya tarzı örgütlenmelere, tüm hukuk dışı yapılanmalara, tüm çeteleşmelere ve karanlık güç odaklarına karşı sarsılmaz bir duruş sergilediklerini ifade eden Erdoğan, "Hukuk çerçevesinde kararlı bir mücadele ortaya koyduk ve koyuyoruz. Avrupa'da çeşitli ülkelerin tarih içinde yaşadıkları deneyimi biz bugün yaşıyoruz. Süreci nihayete erdirerek Türkiye'yi yüksek standartlı, şeffaf bir demokratik, hukuk devleti yapısına kavuşturmak konusunda son derece kararlıyız" diye konuştu.

 

DEMOKRATİK AÇILIM

 

Demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü için yaptıkları reformlara paralel olarak ülke genelinde huzurun, istikrarın ve refahın kalıcı olarak tesis amacıyla bugünlerde tarihi önemde bir girişmede bulundukların ı belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

 

"Bir süre önce başlattığımız Milli Birlik Projesi adı altındaki demokratik açılım sürecimiz kararlı şekilde ilerliyor. Doğu Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yaklaşık 25 yıldır devam eden enerjimizin ve kaynaklarımızın önemli bir kısmını tüketen problemi demokrasi, hukuk, insan hakları çerçevesinde, kalıcı olarak çözmeyi hedefliyoruz. Tabii ki bu demokratik açılım sürecinin neleri kapsadığı konusunda sürekli, altını çizerek ifade etmeye çalıştığımız bir şey var: O da, 'görüşmeler devam ediyor, bunlar terör sorununu kapsıyor, bunlar Türkiye'deki hak ve özgürlükler noktasındaki sıkıntıları kapsıyor, bunlar işsizliği kapsıyor'... Yani sorun alanlarıyla ilgili neler varsa bütün bunları kapsayan bir süreç ve bunun uzun, orta ve kısa vadeli bir takvimi var. Ve bu takvim içinde ele alınmak suretiyle bu sorunlarla mücadelemizi kararlı biçimde devam ettireceğiz."

 

İktidar oldukları 7 yıl boyunca bu alanda önemli reformlar gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını azaltmak, ekonomik olarak geride kalmış bölgeleri ekonomiye kazandırmak, demokratik talepleri karşılamak noktasında son derece samimi bir duruş sergilediklerini ve bu samimiyetin gereğini yerine getirdiklerini kaydetti. Erdoğan, "Tabii ki bu sürecin psikolojik, sosyolojik, askeri, siyasi, diplomatik, ekonomik boyutu var. Bütün bunların enine boyuna değerlendirmesini yapmak suretiyle bu süreci çalıştıracağız. Şimdi ise uzlaşma ile konuşarak, görüş alışverişinde bulunarak, herkesi ve her kesimi dinleyerek, yeni ve köklü bir çözüm sürecini devam ettiriyoruz" dedi.

 

"AÇILIMDA GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ, TAVİZ VERMEYECEĞİZ"

 

İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın bu konuda yaklaşık 1 aydır görüşmeler yaptığın dyla övündüğünü, ı hatırlatan Erdoğan, çok önemli mesafeler kat edildiğini söyledi. Son 1 ayda Türkiye'nin bu meseleyi bütün samimiyetiyle konuşuyor olmasının, geldikleri noktanın ne kadar umut verici olduğunu gösterdiğini de ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Elbette bu sürecin karşısında duracaklar vardır, nitekim var. Elbette önümüze engeller çıkacaktır, nitekim çıkıyor da. Ancak biz siyaseten bize, yani AK Parti'ye beledi her ne olursa olsun bu demokratik açılım sürecini, bu Milli Birlik Projesi'ni tamama erdirmek konusunda son derece kararlıyız. Geri adım atmayacağız, taviz ermeyeceğiz. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum."

 

Gözü yaşlı annelerin feryadının her şeyden önemli olduğunu belirten Erdoğan, akan kanın durmasının da her şeyden daha kıymetli olduğunu ifade etti. Erdoğan, "Ülkemizin huzur ve güvenliği, insanımızın birlik ve bütünlüğü bizim siyasetimizin varlık sebebidir. Bu noktada sizlerle önemli bir hususu da paylaşmak istiyorum. Türkiye'nin bu demokratik açılım sürecini tamamlaması, paralel olarak terörün ülke gündeminden çıkması hiç kuşkusuz Türkiye ile birlikte başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm dünyayı yakından ilgilendirmektedir. Huzurunu, istikrarını tam olarak temin etmiş, güçlü ekonomisiyle barışçı politikasıyla, demokratik parlamenter sistemiyle Türkiye sadece kendisi için değil, kuşkusuz tüm bölge için, tüm dünya için bir kazanç olacak, bir denge unsuru, bir istikrar unsuru olacaktır" şeklinde konuştu.

 

Bu mücadelede AB'nin de kazanacağını belirten Erdoğan, "Başlattığımız bu Milli Birlik Projesinin lokal etkisi olan sadece Türkiye'nin bir bölgesini ilgilendiren bir reform süreci olduğuna asla inanmıyorum. Tam tersine bu süreç bölgesel meselelerin çözümüne katkı sağlayacak son derece önemli bir süreçtir. Sorunları zamana bırakmak, sorunları çözümsüz bırakmak, çözümsüzlüğü bir çözüm gibi sunmak, artık bu yeni dönemde bir siyaset tarzı olamaz, olmamalıdır. Ebediyen Ortadoğu'daki sorunlarla yaşayamayız. Ebediyen, istikrarsız, güvensiz, huzursuz çatışma alanlarıyla, çatışma bölgeleriyle yaşayamayız. Ben hemen hemen her uluslararası toplantılarda dile getiriyorum. Bugün bazı lokal meseleler bir takım ülkelerin çok uzağındaymış gibi algılanabilir. Ancak gün gelir hesap döner ve bu sorunlar tüm dünya ile birlikte bu ülkeleri de olumsuz etkilemeye başlar. Diğer bir deyişle 'bana yönelik terör kötüdür, ona yönelik terör iyidir' şeklindeki son derece tehlikeli bakış açısının terk edilme zamanı çoktan geçmiştir. Bu noktada son dönemde uluslararası alanda olumlu gelişmeler yaşandığını da gördük. Ancak çok daha fazlasını beklediğimizi, terörle mücadelemizde çok daha destekleyici bir tutumun sergilenmesi gerektiğini de hatırlatmak durumundayım" diye konuştu.

 

"ÇÖZÜME HER ZAMANKİNDEN DAHA YAKINIZ"

 

Erdoğan, başlattığımız demokratik açılım sürecini sekteye uğratmak, toplumsal barışı tahrik etmek, zihinleri bulandırmak için her türlü gayretin gösterildiğini ve son iki haftada 11 askerin şehit olduğunu belirterek, sorumluluk taşıması gereken kesimlerin süreci baltalamak isteyen açıklamalar yaptığını söyledi. Statükonun devamından çıkar sağlamaya alışmış kesimlerin, demokratik açılım s dyla övündüğünü, ürecinin başlatılmasına karşı çıktığını belirten Erdoğan, "Son derece hassas bir süreçten geçiyoruz. Ancak çözüme her zamankinden daha yakınız. Çözüme yönelik umutlarımız her zamankinden fazla ve biz bu işi mutlaka çözmeliyiz diye inanıyorum. Bedeli her ne olursa olsun, bizim partimiz bundan ne yönde etkilenirse etkilensin bu süreci nihayete erdirmek bizim asli görevimizdir. Kanayan bir yarayı tedavi etmek, akan kanı durdurmak, gözyaşını dindirmek için yola çıktık. Bu proje milli bir projedir, siyaset üstü bir projedir, herkesi kucaklayan, herkesi sarıp sarmalayan bir projedir. Bu büyük kardeşlik projeye komşu ülkeler olmak üzere tüm büyükelçilerimizin destek vermesini arzu ettiğimiz istediğimizi de belirtmek istiyorum. Bu bölgedeki her ülkenin istikrarı, refahı, tüm bölgenin kalkınmasına, refahına katkı sağlar. Türkiye'nin terör sorunundan tamamen kurtulması, demokratik açılımlarını gerçekleştirmesi, tüm bölgeye yarar sağlayacaktır" dedi.

 

DOĞAN GRUBU'NA KESİLEN VERGİ CEZASI

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Doğan Medya Grubu'na kesilen cezayla ilgili olarak, "Biz eleştiriye değil, hakarete ve iftiraya karşıyız. Medyanın, siyasi alanı maniple etme gayretiyle karalama kampanyaları yapması hiçbir demokratik ülkede mazur görülemez. Ancak ne benim basın kuruluşları üzerinde siyasi ya da ekonomik baskı kurma hakkım ve yetkim vardır ne de basın kuruluşlarının kendilerini yasalar karşısında imtiyazlı görme hak ve yetkileri vardır. Basın özgürlüğü, kimseye kanun ve hukuka aykırı hareket etme ayrıcalığı tanımaz" dedi.

 

AK Parti Dış İlişkiler Başkanlığı tarafından düzenlenen 3. Geleneksel İftar Yemeği'nde, Türkiye'de görev yapan büyükelçilerle, basın-yayın kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya gelen Başbakan Erdoğan, küresel planda sonuçlar doğuran son mali kriz karşısında özellikle G-20 zirvesinde gördükleri ve tespit ettikleri bir olaya da tepki gösterdi. Bazı ülkelerin G-20 yerine G-14 gibi bir oluşumu gayretinin içerisine girmesinin üzücü olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

 

"Tabii bir G-14 hedefinin nereye yönelik olduğunu biz biliyoruz. Ama ben burada bunun farkında olan büyükelçilerimize de diyorum ki; bakın G-20 olayını sabote edenler bana göre kendini zora sokar. Burada hassasiyetimizi özellikle bildiriyoruz ve tabii yapacağımız görüşmelerle inanıyorum ki bu yanlışın içerisine düşülmeyecektir ve bu yanlışın içine düşülmeden daha kapsayıcı şekilde kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerden oluşan bu G-20 zirvesi, şu ana kadar gerçekleştirdiği 3 zirveyi ve 4'ncüsünü biliyorsunuz ABD'de gerçekleştireceğiz, bunun bu şekilde devam etmesi inanıyorum ki dünyamıza çok şeyler kazandıracaktır. Yapılan hesaplar basit hesaplardır. Fakat bu hesaplar Pittsburgh'da inanıyorum ki geri döner ve geri dönmesiyle birlikte yeni bir sürecin içerisine girmiş oluruz."

 

Başbakan Erdoğan konuşmasında Doğan Medya Grubu'na kesilen vergi cezasına da işaret etti. Erdoğan, hükümet olarak insan hakları, ifade özgürlüğü konusunda tarihi nitelikle reformlar yaptıklarını belirterek, 7 yılda Türkiye'nin imajını, algılanmasını köklü şekilde değiştiren adımlar attıklarını söyledi. İfade özgürlüğü alanında yapılanları asla yeterli görmediklerini de belirten Erdoğan, basın özgürlüğü üzerinde de hassasiyetle durduklarını kaydetti. Erdoğan, "İfade özgürlüğüne bu kadar önem veren, verdiği önemin gereğini de hakkıyla yerine getiren bir iktidarın, özgür basını susturmak, engellemek, sıkıştırmak, üzerinde siyasi baskı kurmak gibi bir niyeti olmaz, olamaz. Hükümet olarak basının görevinin en iyi şekilde yerine getirmesi için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da biz gereken her şeyi yapmaya hazırız. Fakat basın özgürlüğü ile farklı konuları birbirine karıştırmak, herhalde o da doğru olmasa gerek. Devletin kurumlarının kendilerine has rutin çalışmaları tutup basın özgürlüğü ile karıştırmanın doğru olmadığı inancındayım" diye konuştu.

 

İfade özgürlüğü çerçevesinde, kendi özgürlüklerime, kişisel haklarına yapılan saldırılar karşısında çıkıp basına yönelik eleştiriler yapabileceğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

 

"Basın da gayet özgür şekilde beni eleştirdi, eleştiriyor ve biliyorum ki bundan sonra da eleştirecek. Biz eleştiriye değil, hakarete ve iftiraya karşıyız. Medyanın, siyasi alanı maniple etme gayretiyle karalama kampanyaları yapması hiçbir demokratik ülkede mazur görülemez. Ancak ne benim basın kuruluşları üzerinde siyasi ya da ekonomik baskı kurma hakkım ve yetkim vardır ne de basın kuruluşlarının kendilerini yasalar karşısında imtiyazlı görme hak ve yetkileri vardır. Basın özgürlüğü, kimseye kanun ve hukuka aykırı hareket etme ayrıcalığı tanımaz. Elbette hukukun dışına sapan, hukukun müeyyidelerini görmezden gelenler de, yine hukuk çerçevesinde gereken sonucu alacaklardır. İdarenin hukukun gereği olarak gerçekleştirdiği bir işlemi yurtiçinde veya yurtdışında Türkiye'ye yönelik bir baskı unsuru olarak kullanılmasını son derece yanlış bulduğumu ifade etmek durumundayım. Türkiye bir hukuk devletidir. Türkiye 7 yıl öncesinde kıyaslanamayacak kadar özgür, demokratik bir ülkedir ve bundan en büyük faydayı sağlayan da hiç şüphesiz özgür basındır. Meselenin başka yerlere çekilmesi, özellikle AB nezdinde yanlış propaganda ile Türkiye aleyhinde bir noktaya çekilmesi son derece yanlış olur."

(İHA)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Dünya Haberleri