Yandaş yazarlara hedef gösteriyorum

KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Ertugrul Günay, bir gazeteye verdigi demeçte, memleket kadınlarının bir kısmının seçtigi kıyafet tarzını "alenen tahkir ve tezyif" etmiş...

 

şöyle demiş Günay:

 

"Çarşaf çagdışıdır. Çarşaf mı kalmış bu çagda?"

 

Ertugrul Günayın bu yaklaşımından şöyle bir ilkesel sonuç çıkarmak mümkündür:

 

"Herhangi bir kıyafet tarzını aşagılamak, anamızın ak sütü gibi helaldir."

 

Yani...

 

"Çarşaf çagdışıdır" cümlesi kurulabiliyor ise...

 

"Türban çagdışıdır" cümlesi de kurulabilir...

 

Ertugrul Günay, "Çarşaf mı kalmış bu çagda?" diye sorabiliyor ise...

 

Necla Arat da "Türban mı kalmış bu çagda?" diye sorabilir.

 

Merak ediyorum:

 

Bundan sonra...

 

"Türban çagdışıdır. Türban mı kalmış bu çagda" cümlesine karşılık olarak ne cevap verir Ertugrul Günay?

 

şunu mu:

 

"Benim cici liderlerim Abdullah Bey ve Tayyip Beyin kıymetli zevcelerinin kullandıkları türban, mis gibi de çagdaş bir kıyafettir... Paris esintisi taşır... Ama Erzurum Ilinin Horasan Ilçesinden gelip Istanbulun varoşlarında yaşayan cahil kadınların kullandıkları çarşaf ise çagdışıdır... Karanlıgı yansıtır."

 

Bunu mu diyecek?

 

Ey Allahın her günü "Baykala çakma temrinleri" yapmaktan bitap düşen yandaş yazarlar!

 

Alın size sıfır kilometre bir hedef!

 

Korkmayın!

 

Ertugrul Günay, derin AKPnin derinliklerinden beliren bir isim degil... Bu açıdan başınıza bela almış olmazsınız...

 

Ayrıca...

 

"Tarafsız" bir görüntü de sergilemiş olursunuz...

 

Hadi "Ya Allah" diyerek...

 

şu mübarek günlerde verin dersini Ertugrul Günayın...

 

Devrimciler agıdı

 

EY devrimciye laf söylendi mi, "Görürsün Dev-Genç nasıl patlar beyninde" diye ayarın kralını veren Ertugrul Kürkçü...

 

Ey kurtuluşa kadar savaş sloganlarına kafiye olan Ulaş Kardaş...

 

Ey bir yüzyılı devirmeye ramak kaldıgı halde hálá devrim rüyaları görmekten bıkıp usanmayan Mihri Belli Baba!

 

Ey Deniz arkadaş! Yusuf, Hüseyin...

 

Ve de Mahir...

 

Diriyseniz açın gözünüzü... Ölüyseniz kalkın yattıgınız yerden...

 

Sene 2008...

 

Memleket evlatları epey bir zamandan beri Kurtlar Vadisi adı verilen "sagcı / erkeksi / raconcu / devlet için kurşun atıcı" bir dizinin etkisi altında...

 

Bu dizide sizin yüreginize düşen ateşle kafa yapılıyor...

 

Bu dizide "sagcı raconcu adam", soytarıya dönüştürülmüş bir "devrimci palyaço" üzerinden size ve anılarınıza saydırıyor...

 

Daha da kötüsü...

 

"MURO" diye bir film yaptılar, "Devrimci"yi daha da rezil kepaze etmek maksadıyla...

 

Kalkın ve aglayın:

 

Devrimin şanlı tarihi, "sagcı / raconcu adamlar"ın elinde oyuncak oldu...

 

Ve işin daha da kötüsü:

 

Bu duruma ses çıkaran yok...

 

Benim gibi bir "eski Islamcı"dan ve Beyoglu sinemalarından birinin önünde küçük bir protesto gösterisi düzenleyen "20 yeni yetme genç"ten gayri...

 

Olmadı Hayrettin Hoca

 

ÜNLÜ Islam hukuku hocası Prof. Hayrettin Karaman, Yeni şafaktaki yazısında özetle diyor ki:

 

"Madımak Oteli müze olamaz... Bir hakkın veya özgürlügün kullanılması kamuya, ülkenin huzur ve güvenine zarar veriyorsa o hak istenmez ve kullanılmaz. Madımak müze olacak da ne olacak? Ayrımcılık ve bölücülük körüklenecek... Bunun kime faydası var? Gidenler geri mi gelecek?"

 

Ben de özetle diyorum ki:

 

Hocam! O zaman gidin Sivasa... Madımak Oteline yolunuzu düşürün... Karnınız aç olsun ama... Oradaki kebapçıda, ateşle öldürülmüş insanların anısına, ateşle kızartılmış kebaplardan afiyetle yiyin... Huzur ve güven içinde... Sonra da yazarsınız, "Burası müze olup huzur bozacagına, kebapçı olup karın doyursun daha iyi" diye... Memleketimizin anlı şanlı fıkıh üstadı olarak, bu işin kitaptaki yerini de sanırım kolayca bulursunuz... Afiyet şeker olsun diyorum hocam...

(Hürriyet Gazetesi)

Önceki ve Sonraki Yazılar